13 Eylül 2026 tarihli yorumunda Muhammed Ersin Toy, Çin’in BRICS açık kaynak yapay zekâ önerisini teknoloji ekosistemleri ve Türkiye’nin kendi kapasitesini geliştirmesi üzerinden değerlendiriyor.
Reuters’ın yapay zekâ destekli video arama ve kurgu araçları, haber merkezlerinde görüntü bulmayı ve düzenlemeyi hızlandırırken son kararı gazetecide bırakmayı hedefliyor. Bu modeli, Türk medyasının kendi arşivini, editoryal denetimini ve haber üretme kapasitesini güçlendirmesi açısından değerlendiriyorum.
New York kentinin devlet okullarında, anaokulundan sekizinci sınıfa kadar öğrencilerin doğrudan üretken yapay zekâ kullanımına bir yıllık ara verilmesi kararlaştırıldı. Bu geçici uygulamayı, çocukların hazır cevaplara yönelmeden önce düşünme, okuma ve öğrenme becerilerini geliştirmesi açısından değerlendiriyorum.
Akıllı telefon, çocuğun kamerasını, konumunu, uygulamalarını, içerik akışını ve yapay zekâ kullanımını aynı cihazda birleştiriyor. İngiltere’deki çocuk güvenliği yaklaşımından hareketle, Türkiye’nin koruma politikasını yalnız sosyal medya hesaplarına değil, cihazın ve işletim sisteminin tasarımına da yöneltmesi gerektiğini tartışıyorum.
Avustralya’nın açıkladığı yaklaşım, kullanıcılara algoritmanın seçtiği içeriklerle takip ettikleri hesapların paylaşımları arasında tercih imkânı tanımayı öngörüyor. Buradan hareketle çocukların korunmasında yaş sınırının yanında öneri sistemlerinin, ekran tasarımının ve yapay zekâyla kurulan ilişkinin de düzenlenmesi gerektiğini savunuyorum.
ChatGPT üzerinden haberleri özetletmek, kaynakları karşılaştırmak ve gelişmeler hakkında ek sorular sormak mümkün. Okurun haber sitesine gitmeden cevap alması, haberi üreten kuruluşun nasıl kaynak gösterileceğini ve gelirini nasıl koruyacağını gündeme getiriyor. Türk medyasının bu değişime hazırlanması gerektiğini düşünüyorum.
Okan Müderrisoğlu’nun Sabah’ta yayımlanan yazı dizisi, Türkiye’de haber üreten kurumların dijital platformlar karşısındaki gelir ve görünürlük sorununu gündeme taşıyor. Bu tartışmayı telif, reklam, çocuk güvenliği ve yapay zekâyı da kapsayan bir soruyla genişletiyorum: Dijital ortamın kurallarını kim koyacak?
Kamera, konum ve internet bağlantısıyla donatılan ticari taksiler, hukuki sınırlar içinde şehir güvenliğine katkı sunan hareketli gözlem noktalarına dönüştürülebilir. Önerim taksicilere polis yetkisi vermek değil; olayla ilgili görüntülere sınırlı, denetlenebilir erişim sağlayan ve mahremiyeti koruyan bir güvenlik ağı kurmak.
Netflix Brasil’in Türk dizilerine daha fazla yer verme kararı, Türkiye’nin Brezilyalı izleyiciye nasıl anlatıldığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Türk dizilerindeki aile ilişkilerine ve kültürel farklılıklara ilgi duyan seyircinin karşısına hangi Türkiye tasvirinin çıktığını değerlendiriyorum.
Ruhi Çenet’in New York’taki Hasidik Yahudi topluluğunu anlattığı video, bu yazıda Amerikan izleyicilerinin İsrail’e verilen desteğe ilişkin sorularıyla birlikte ele alınıyor. Bir dinî topluluk ile bir devletin politikalarını birbirine karıştırmadan, bu tartışmanın ABD’deki kamuoyu değişimiyle ilişkisini değerlendiriyorum.
Haberi gazeteci hazırlıyor; ancak kimin göreceğini büyük ölçüde dijital platformların içerik seçme sistemleri belirliyor. Yapay zekâ da haberleri kendi cevapları içinde sunuyor. Türkiye’nin, haberi üreten kuruluşların gelirini ve okura ulaşma imkânını birlikte koruması gerektiğini savunuyorum.