Medya, algoritmik görünürlük ve dijital egemenlik
Konu ve bağlam
Haberi gazeteci hazırlıyor; ancak kimin göreceğini büyük ölçüde dijital platformların içerik seçme sistemleri belirliyor. Yapay zekâ da haberleri kendi cevapları içinde sunuyor. Türkiye’nin, haberi üreten kuruluşların gelirini ve okura ulaşma imkânını birlikte koruması gerektiğini savunuyorum.

Çok önemli bir yazı.
Ben de uzun zamandır tam olarak bu meseleye dikkat çekmeye çalışıyorum. Çünkü konu artık yalnızca sosyal medya şirketlerinin Türkiye'den ne kadar reklam geliri elde ettiği ya da yerli medyanın haberlerini telifsiz kullanması meselesi değildir.
Mesele dijital egemenlik meselesidir.
Bugün haber artık yalnız üretilmiyor, algoritmada yaşatılıyor.
Muhabir sahaya gidiyor, gazeteci haber üretiyor, editör emek veriyor, medya kuruluşu bunun ekonomik maliyetini üstleniyor. Fakat üretilen haberin kimlere ulaşacağına, ne kadar görünür olacağına ve ne kadar ekonomik değer üreteceğine giderek Google, Meta ve diğer küresel platformların algoritmaları karar veriyor.
Yani;
İçeriği biz üretiyoruz, değeri dijital platformlar topluyor. Haberi biz yapıyoruz, görünürlüğü algoritma belirliyor. Okuru biz bilgilendiriyoruz, reklam gelirini platform alıyor.
Bu sürdürülebilir bir medya düzeni değildir.
Üstelik mesele yalnızca ekonomi de değildir.
Algoritma meselesi yalnız çocuk meselesi değildir. Bu platformlar milyonlarca insanın neyi göreceğini, neye kızacağını, hangi habere güveneceğini, hangi anlatıyı görünür ya da görünmez bulacağını etkiliyor.
Dolayısıyla burada aynı anda medya egemenliği, ekonomik egemenlik ve bilişsel güvenlik meselesi vardır.
Ben daha önce de ifade ettim:
Doğru haber üretmek artık yetmiyor; doğru haberin algoritmalarda görünür kalmasını sağlamak da gerekiyor.
Çünkü haber medyası bugün yalnızca içerik üretme krizinde değil, aynı zamanda bir algoritmik görünürlük krizinin içinde.
Dahası şimdi yapay zekâ bu yapının üzerine geliyor.
Google'ın klasik aramadan doğrudan cevaba doğru ilerlemesiyle mesele daha da kritik hâle geliyor. Eskiden kullanıcıya kaynakların kapısı gösteriliyordu. Şimdi cevap doğrudan platform tarafından üretiliyor.
Sosyal medya, insanların dikkatini kendi platformlarında topladı. Yapay zekâ ise insanların ne öğrenmek istediğini ve haberi nasıl anlamlandıracağını giderek bu platformlara bağlı hâle getiriyor.
Bu nedenle önümüzde yalnızca “Google ve Meta yerli medyaya ödeme yapsın mı?” tartışması yok.
Asıl soru şudur:
Türkiye'nin haberinin, bilgisinin, verisinin, reklam ekonomisinin ve kamusal hakikat alanının kapısını kim tutacak?
Avrupa'nın bu şirketleri “geçit bekçisi” olarak tanımlaması boşuna değil.
Çünkü arama çubuğu artık yalnızca bir arama çubuğu değildir.
Arama çubuğu, toplumun zihinsel haritasının çıkarıldığı yerdir.
Türkiye bu meseleye telif, rekabet, çocukların korunması, algoritmik şeffaflık, reklam gelirleri, yapay zekâ ve yerli medya başlıklarını birbirinden koparmadan bakmak zorunda.
Fail meçhul değil.
Sorun belli, aktörler belli, mekanizma belli.
Eksik olan; bütün bunları tek çatı altında değerlendirecek, yerli ve milli medyayı yalnız korumayı değil güçlendirmeyi hedefleyecek bütüncül bir dijital egemenlik politikasıdır.
1 Ekim'de TBMM'nin önüne gelmesi gereken büyük meselelerden biri tam olarak budur.
@kenan_kiran
Kaynak gönderi
Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.