← SöyleX

Köşe Yazılarım Belgesel ve siyasal iletişim ·

Ruhi Çenet ilk işaret fişeğini yaktı: Amerika İsrail’i gerçekten tanıyor mu?

Dr. Muhammed Ersin TOY

Konu ve bağlam

Ruhi Çenet’in New York’taki Hasidik Yahudi topluluğunu anlattığı video, bu yazıda Amerikan izleyicilerinin İsrail’e verilen desteğe ilişkin sorularıyla birlikte ele alınıyor. Bir dinî topluluk ile bir devletin politikalarını birbirine karıştırmadan, bu tartışmanın ABD’deki kamuoyu değişimiyle ilişkisini değerlendiriyorum.

Ruhi Çenet ilk işaret fişeğini yaktı: Amerika İsrail’i gerçekten tanıyor mu? tanıtım tasarımı
Yapay zekâyla üretilmiş kavramsal illüstrasyon; haber fotoğrafı değildir.

RUHİ ÇENET İLK İŞARET FİŞEĞİNİ YAKTI:

AMERİKA İSRAİL’İ GERÇEKTEN TANIYOR MU?

Ruhi Çenet’in New York’taki Hasidik Yahudi topluluğunu anlattığı videosunun Amerika’da gördüğü büyük karşılığı yalnızca başarılı bir YouTube belgeseli olarak okumuyorum.

Bence bu video, 7 Ekim 2023’ten sonra Amerikan toplumunda, özellikle de Amerikan gençliğinde büyüyen çok daha büyük bir İsrail sorgulamasının tam üzerine düştü.

Aşağıda paylaşacağım videoda Amerikalı yayıncının verdiği tepkinin özü son derece basit:

Bunların parasını biz mi ödüyoruz?

Ruhi Çenet’in yaptığı en önemli şey tam olarak bu. Amerikalıya ne düşünmesi gerektiğini söylemedi. Bağırmadı. Propaganda yapmadı. Kamerasını açtı, daha önce yakından görmediği bir hayatı gösterdi ve Amerikalı kendi sorusunu kendisi sormaya başladı.

Benim vergim nereye gidiyor? Benim ülkemde hangi yapılar nasıl işliyor? Ben bunların ne kadarını gerçekten biliyorum?

Bence bu soru Brooklyn’de kalmaz. Washington’a gider. Kongre’ye gider. Pentagon’a gider. Ve sonunda çok daha büyük sorulara dönüşür:

Biz neden İsrail’i finanse ediyoruz? Amerikan silahları neden Gazze’de kullanılıyor? Washington neden İsrail’e böylesine istisnai bir askerî ve diplomatik destek sağlıyor? İsrail’in çıkarlarıyla Amerika’nın çıkarları gerçekten her zaman aynı mı?

Ruhi Çenet bu sorgulamayı başlatmadı.

Ama bence ilk güçlü işaret fişeğini yaktı.

Çünkü Amerika’da İsrail konusunda zaten büyük bir kırılma yaşanıyor ve bunun merkezinde Gazze var.

İsrail 7 Ekim 2023’ten sonra yalnız Gazze’de bir soykırım yürütmedi. Aynı zamanda büyük bir medya, kamu diplomasisi ve algı savaşı kurdu.

Genç kuşakların TikTok, Instagram ve YouTube üzerinden haber aldığını gördü. Influencer’ları devreye soktu. Dijital kampanyalar kurdu. Hedef kitleleri analiz etti. Reklam ve kamu diplomasisine olağanüstü kaynaklar ayırdı. 2026’ya gelindiğinde bu alandaki olağanüstü bütçenin yaklaşık 1,2 milyar şekele ulaşması, İsrail’in yaşadığı meşruiyet krizini ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor.

Fakat iş artık sosyal medyanın da ötesine geçti.

İsrail yapay zekâyı da bu anlatı savaşının alanlarından biri hâline getirmeye çalışıyor.

ABD’de kamuya açık yabancı temsilci kayıtları ve sözleşmeler üzerine yapılan araştırmalar, İsrail adına çalışan bazı şirketlerin hedeflerini ortaya koydu. Bu şirketler özellikle Z kuşağına yönelik içerik üretmeyi, yeni internet siteleri kurmayı ve arama sonuçlarında görünürlüğü artırmayı hedefliyor. Çalışmaların bir diğer hedefi de GPT tabanlı yapay zekâ sistemlerinin İsrail lehine cevaplar vermesini sağlamak.

2026’da ortaya çıkarılan başka çalışmalar ise yapay zekâ sistemlerinin kaynak olarak kullanabileceği şekilde çok kısa sürede yüzlerce metin ve yüz binlerce kelimelik dijital içerik üretildiğini gösterdi.

Bu çok önemli.

Çünkü yapay zekâ klasik arama motoru değildir.

Arama motorunda kullanıcı kaynakları görür ve hangisini okuyacağına kendisi karar verir. Yapay zekâ ise kaynakları arka planda değerlendirip kullanıcıya çoğu zaman doğrudan cevap verir.

Dolayısıyla mücadele artık yalnız hangi haberin daha çok okunacağı üzerine yürümüyor.

Yapay zekânın yarın İsrail, Filistin, Gazze, soykırım veya siyasi Siyonizm hakkında hangi çerçevede cevap vereceği de yeni mücadele alanlarından biri hâline geliyor.

Bence iletişim savaşındaki yeni eşik tam olarak budur:

Arama sonucunu etkilemekten cevabın kendisini etkilemeye geçiyoruz.

Fakat bütün bu medya planlamasının, reklamların, influencer kampanyalarının ve yapay zekâ çalışmalarının karşısına İsrail’in kontrol edemediği bir şey çıktı:

Gazze’nin gerçeği.

Bombalanmış evler, öldürülen çocuklar, açlık, yıkılmış hastaneler, enkaz altındaki aileler artık yalnız büyük televizyon kanallarının seçtiği birkaç görüntüden ibaret değil.

Doğrudan insanların telefonlarına düşüyor.

TikTok’a düşüyor. Instagram’a düşüyor. YouTube’a düşüyor.

Genç Amerikalı Gazze’yi doğrudan görüyor.

İşte İsrail’in medya savaşındaki en büyük kırılma burada meydana geldi:

Görüntü anlatıyı deldi. Gerçek propagandayı geçti.

Bir çocuğun enkaz altından çıkarılışını gördüğünüzde milyonlarca dolarlık iletişim kampanyası o görüntüyü silemez. Açlığı gördüğünüzde influencer kampanyası onu ortadan kaldıramaz. Yapay zekânın okuyacağı binlerce sayfa içerik üretebilirsiniz ama sahadaki gerçeği ortadan kaldıramazsınız.

7 Ekim sonrasında İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırım yalnız Filistin’i yıkmadı; İsrail’in özellikle genç Amerika’daki ahlaki meşruiyetini de ağır biçimde tahrip etti.

Washington ise bütün bunların dışarıdan seyircisi değil.

Amerikan yönetimleri İsrail’e silah ve siyasi destek sağlamayı sürdürüyor. Kongre yardımları onaylıyor. Pentagon askerî işbirliğini devam ettiriyor. Amerikan diplomasisi İsrail’e siyasi koruma sağlıyor.

İşte benim gördüğüm esas çelişki burada:

Washington İsrail’i taşımaya devam ederken Amerikan toplumu, özellikle de Amerikan gençliği İsrail’den uzaklaşıyor.

Pew ve Gallup verileri genç Amerikalılar arasında İsrail’e yönelik olumsuz bakışın tarihî seviyelere ulaştığını, Filistinlilere yönelik sempatinin ise belirgin biçimde yükseldiğini gösteriyor.

Bunun tercümesi son derece açık:

İsrail Amerikan devletinin desteğini henüz kaybetmedi ama geleceğin Amerika’sını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.

Üstelik bunu yalnız İsrail eleştirmenleri söylemiyor.

İsrail’in kendi stratejik kurumları da Amerikan kamuoyundaki gerilemeyi stratejik tehdit olarak değerlendiriyor ve özellikle genç kuşaklarda yaşanan kopuşun İsrail açısından uzun vadeli bir güvenlik problemine dönüşebileceği uyarısını yapıyor.

Daha önemlisi, İsrail’in kendi stratejistleri Gazze politikası değişmeden bu sorunun daha iyi propaganda, daha fazla influencer, daha büyük reklam bütçesi veya daha gelişmiş kamu diplomasisiyle çözülemeyeceğini de kabul ediyor.

Sorun iletişim eksikliği değildir. Sorun sahadaki gerçektir.

Bence İsrail açısından gerçek stratejik felaket de budur.

Bir devlet silah kaybeder, yeniden üretir. Bir hükümet seçim kaybeder, yeniden iktidara gelebilir. Diplomatik kriz yaşar, yeni anlaşmalar yapabilir.

Fakat bir kuşağın zihnindeki ahlaki meşruiyetini kaybettiğinde onu reklam bütçesiyle, influencer’larla veya yapay zekâ sistemlerine yeni kaynaklar yükleyerek kolayca geri satın alamaz.

Bugünün 20 yaşındaki Amerikalısı yarının seçmeni olacak. Gazetecisi olacak. Akademisyeni olacak. Diplomatı olacak. Kongre üyesi olacak. Teknoloji şirketlerini yönetecek. Amerikan devletinin karar mekanizmalarında oturacak.

İsrail’in bugün kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu şey birkaç kamuoyu puanı değildir.

Geleceğin Amerika’sıdır.

İşte benim Amerika konusunda asıl şaşırdığım nokta da burada.

Amerika denince benim aklıma her şeyden önce strateji geliyor.

Amerika yalnız bugünü planlamaz. Çin’in yirmi yıl sonrasını hesaplar. Türkiye’nin on yıl sonra hangi askerî ve teknolojik kapasiteye ulaşacağını hesaplar. Rusya’yı hesaplar. Yapay zekâyı hesaplar. Çipleri hesaplar. Enerjiyi hesaplar.

Bir ülkenin veya teknolojinin gelecekte Amerikan üstünlüğüne problem çıkaracağını düşünüyorsa bugünden harekete geçer.

Amerika’nın gücü biraz da buradan gelir:

Geleceği planlamak.

O hâlde benim Amerika’ya sorduğum soru çok açık:

Dünyanın geleceğini bu kadar ayrıntılı hesaplayan Amerika, İsrail politikasının kendi geleceğine neye mal olduğunu neden aynı soğukkanlılıkla hesaplamıyor?

Çin’in yirmi yıl sonraki askerî kapasitesini modelleyen Washington, bugünün 20 yaşındaki Amerikalısının İsrail’e bakışının yirmi yıl sonra Amerikan siyasetini nasıl değiştireceğini görmüyor mu?

İsrail’in kendisi bu riski görüyor. Bunun için milyarlarca şekel harcıyor. Influencer’ları devreye sokuyor. Reklam veriyor. Yapay zekânın okuyacağı kaynakları dahi şekillendirmeye çalışıyor.

Washington neden aynı tabloyu kendi açısından okumuyor?

Burada İsrail Amerika’yı yönetiyor diyerek kolay bir cevaba kaçmak da doğru değil. Çünkü böyle söylediğimizde Washington’ın sorumluluğunu azaltmış oluruz.

Gerçek daha ağırdır.

Amerika bu politikayı kendi kurumları ve kendi siyasi iradesiyle sürdürüyor.

Kongre parayı onaylıyor. Amerikan yönetimleri silah transferlerini yapıyor. Pentagon askerî işbirliğini sürdürüyor. Amerikan diplomasisi İsrail’e siyasi koruma sağlıyor.

Dolayısıyla Washington yarın kullanıldık diyerek Gazze konusunda taşıdığı siyasi, ahlaki ve tarihî sorumluluktan kaçamaz.

Asıl soru şudur:

Amerikan devleti Gazze’de ne olduğunu göre göre neden bu politikayı sürdürüyor?

Bence Amerikalıların artık İsrail’i gerçekten tanıması gerekiyor.

Burada Yahudilikle İsrail devletini birbirine karıştırmamak gerekiyor. Yahudilik bir din ve kimliktir. İsrail devleti siyasi bir yapıdır. Siyasi Siyonizmin de kendi içerisinde farklı damarları vardır.

Bu ayrım eleştiriyi yumuşatmaz. Tam tersine hedefi doğru yere koyduğu için güçlendirir.

Amerikalıların bilmesi gereken bir dinin ne olduğu değil, İsrail devletinin ne yaptığıdır.

Netanyahu hükümetinin Gazze’de ne yaptığını bilmeliler. İsrail siyasetindeki aşırı milliyetçi ve dinî hareketleri tanımalılar. Siyasi Siyonizmin tarihini ve bugünkü biçimlerini bilmeliler. Amerikan siyasetindeki İsrail yanlısı lobi faaliyetlerini araştırmalılar. Amerikan parasının nereye gittiğini, Amerikan silahlarının nerede kullanıldığını ve Washington’ın İsrail’e neden böylesine istisnai bir alan açtığını sorgulamalılar.

Ve artık buna yeni bir soru daha ekleniyor:

İsrail ve Gazze hakkında yapay zekâdan aldıkları cevapların kaynaklarını kim üretiyor?

Çünkü yeni mücadele burada.

Arama motorunu etkilemek önemliydi. Sosyal medyayı etkilemek önemliydi. Influencer’ı etkilemek önemliydi.

Ama artık daha kritik bir eşikteyiz:

Cevabın kendisini etkileme dönemi başladı.

İşte bu yüzden Ruhi Çenet’in videosunu çok önemli buluyorum.

Ruhi Amerika’ya gitti. Kamerasını açtı. İnsanların önüne daha önce görmedikleri bir hayat koydu.

Amerikalı izledi ve sordu:

Bunların parasını biz mi ödüyoruz?

Bence Ruhi Çenet ilk işaret fişeğini yaktı.

Bunun devamı gelmeli.

Ama başka bir propaganda ile değil, hakikatle.

Gazeteciler araştırmalı. Belgeselciler göstermeli. Akademisyenler belgelemeli. Paranın izi sürülmeli. Silahın izi sürülmeli. Lobi faaliyetleri ve yapay zekânın beslendiği kaynak ekosistemleri şeffaf biçimde incelenmeli.

Gazze’de yaşananlarla Washington’da verilen karar arasındaki bağ gösterilmeli.

İsrail’in büyük anlatı savaşının karşısına başka bir anlatı savaşı değil, hakikat konulmalı.

Çünkü iletişim çağının en güçlü yöntemi bazen insanlara ne düşüneceklerini söylemek değildir.

Onlara daha önce görmedikleri şeyi göstermektir.

TikTok Gazze konusunda bunun ne kadar güçlü olabileceğini gösterdi. Ruhi Çenet de başka bir alanda aynı refleksi tetikledi.

Bence bütün insanlığın yapması gereken şey de budur:

Bir dini veya halkı hedef göstermek değil; Amerikan toplumunun önüne İsrail devletinin ne yaptığını, Gazze’de ne yaşandığını, Washington’ın bu sistemdeki rolünü ve bu anlatı savaşının yapay zekâya kadar nasıl taşındığını bütün açıklığıyla koymak.

Sonra Amerikalı kendi kararını versin.

Çünkü bugün Amerika’nın cevap vermesi gereken üç temel soru var:

İsrail’in çıkarlarıyla Amerika’nın çıkarları gerçekten aynı mı?

Amerikan halkı Gazze’de yürütülen soykırımın askerî, siyasi ve ahlaki bedelini neden taşıyor?

Ve dünyanın geleceğini planlayan Amerika, İsrail politikasında geleceğin Amerika’sını karşısına aldığının farkında mı?

Bence Ruhi Çenet’in yaktığı ilk işaret fişeğinin açtığı asıl tartışma budur.

Kaynak gönderi

Kaynak gönderiyi X’te aç →

Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.

Sayaç ve gizlilik

Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.

SöyleX’e dön →Ana SayfaBütün yayınlar →
Dr. Muhammed Ersin TOY

Medya, iletişim ve kültür üzerine yazılar ve araştırmalar.

Yazar hakkında →