← SöyleX

Köşe Yazılarım Televizyon ve siyasi anlatılar ·

Netflix, 7 Ekim soykırımını meşrulaştırmaya Fauda dizisiyle devam ediyor

Dr. Muhammed Ersin TOY

Konu ve bağlam

Netflix’te yayımlanan Fauda, İsrailli askerleri ve Filistinlileri nasıl anlatıyor? Dizinin İsrailli karakterlerin korku ve kayıplarını öne çıkarırken Filistinlilerin tarihini ve yaşadığı işgali geri plana ittiğini düşünüyorum. Bu anlatının, Gazze’deki yıkımı izleyiciye haklı gösterme riskine itiraz ediyorum.

Netflix, 7 Ekim soykırımını meşrulaştırmaya Fauda dizisiyle devam ediyor tanıtım tasarımı
Yapay zekâyla üretilmiş kavramsal illüstrasyon; haber fotoğrafı değildir.

Netflix, 7 Ekim soykırımını meşrulaştırmaya Fauda dizisiyle devam ediyor

İsrail yapımı Fauda, 8 Eylül’de beşinci sezonuyla Netflix üzerinden yeniden dünya çapında izleyiciyle buluşacak. 2015’te İsrail’de Yes kanalında başlayan ve Lior Raz ile Avi Issacharoff tarafından oluşturulan dizi, Filistinlilerin arasına sızan İsrail özel operasyon birimlerini merkeze alıyor.

7 Ekim 2023’ten sonra mevcut senaryo bırakılarak baştan yazılan yeni sezon 11 bölümden oluşuyor; iki bölüm doğrudan 7 Ekim gününde geçiyor. Sezonun öne çıkan kavramlarından biri de Arapça “tha’r”, yani kan intikamı.

İsrail, soykırımı meşrulaştırmak için bu defa da intikam söylemine sığınıyor. Gazze’yi yerle bir eden, on binlerce Filistinlinin ölümüne yol açan İsrail, bütün bu yıkımı yine korku, travma ve intikam anlatısı üzerinden dünyaya açıklamaya çalışıyor. Netflix ise Fauda’yı küresel ölçekte dağıtarak bu söylemin ve kurgunun milyonlarca insana ulaşmasını sağlayacak. Ben bunu, İsrail’in anlatısına hizmet eden bir kültürel etki ajanlığı olarak okuyorum.

Fauda’yı yalnızca bir aksiyon dizisi olarak okumak büyük resmi kaçırmak olur. Dizi yıllardır Filistinli ve Arap karakterleri büyük ölçüde terör, silahlı tehdit ve güvenlik sorunu ekseninde konumlandırırken; İsrailli asker ve istihbarat mensuplarını aileleri, korkuları, kayıpları ve travmalarıyla insanileştiren bir anlatı kuruyor. Böylece işgal, yerleşimler, abluka ve Filistinlinin tarihsel tecrübesi geri çekilirken İsrail’in askerî şiddeti “savunma” ve “güvenlik” çerçevesinde daha anlaşılır hâle geliyor.

7 Ekim’den sonra ise bu anlatı yeni bir aşamaya geçti. Fauda’nın yaratıcılarından Lior Raz, dizinin zamanla İsrail’i dünyaya anlatan en etkili “hasbara” araçlarından birine dönüştüğünü ve bunun başlangıçta amaçlanmasa da giderek bilinçli hâle geldiğini açıkça söyledi. Hasbara, İbranice “açıklama” anlamına geliyor; pratikte İsrail’in politikalarını, güvenlik anlatısını ve devlet imajını dış kamuoyuna anlatma, savunma ve haklı gösterme faaliyetlerini ifade ediyor. Bir nevi devlet propagandası... Raz da Fauda’nın artık İsrail için en etkili halkla ilişkiler araçlarından biri hâline geldiğini söylüyor. Benim temel itirazım burada başlıyor. 7 Ekim çerçevelemesi bir tarihsizleştirme projesidir. Tarihsizleştirme bir propaganda tekniğidir. İsrail’in 7 Ekim 2023 sonrasında Gazze’de yürüttüğü soykırımı, Filistin’de yüz yılı aşan yerleşimci-sömürgeci tasfiye, işgal ve mülksüzleştirme tarihinden kopararak anlayamazsınız. Tarihi 7 Ekim sabahında başlattığınızda karşınızda korkan, yas tutan ve intikam isteyen İsrail vardır. Filistinlilerin işgale karşı direnme hakkını, Balfour’u, Nakba’yı, işgali, yerleşimleri ve ablukayı görüntünün dışına çıkardığınızda ise bütün hikâye tersine çevrilir. İsrail’in, Filistinlilerin meşru mücadelesini gerekçe göstererek masum sivillere karşı yürüttüğü, sınırsız ve toplu cezalandırmaya dönüşen bir soykırım “savunma” kelimesiyle aklanamaz. İntikam kelimesiyle de manipülasyon ve aldatma yapılamaz. Üstelik Filistinlinin 1917 Balfour Deklarasyonu’ndan 1948 Nakba’sına, 1967 işgalinden yerleşimlere, Gazze ablukasından bugüne uzanan yüz yılı aşkın tarihi görüntünün dışında kalır. İsraillinin adı vardır. Siyonistin adı vardır. Tarihi vardır. Yüzü vardır. Ailesi vardır. Korkusu vardır. Travması vardır. Filistinli ise yeniden tehdit, terör ve güvenlik dosyasına sıkıştırılır.

Fauda’nın beşinci sezonu tam da bu nedenle önemlidir. Çünkü 7 Ekim’in İsrail’de yarattığı korku, travma, aşağılanma ve intikam duygusu artık yalnız haberlerde değil, dünyanın dört bir yanında seyredilecek yüksek bütçeli bir kültürel üründe yeniden kuruluyor. İsrail, kendi korku ve mağduriyet hikâyesini yeniden üreterek yüzyıldır özellikle Avrupa ve ABD kamuoyunda kullandığı mağduriyet ve mazlumluk anlatısını yeni bir biçimde dolaşıma sokmak istiyor. Üstelik bugün bu anlatının en önemli hedeflerinden biri gençler. ABD’de genç kuşaklarda İsrail’e yönelik olumsuz tutum belirgin biçimde yükseliyor. Pew’in 2026 araştırmasında 18-29 yaş grubunda İsrail halkına olumlu bakanların oranı yüzde 32’ye, İsrail hükümetine olumlu bakanların oranı ise yalnızca yüzde 18’e kadar düşmüş durumda. Aynı grupta Filistin halkına olumlu bakanların oranı yüzde 58. İsrail’in kendi resmî kurumları da gençlere ulaşma sorununu tartışıyor ve sosyal medya etkileyicilerini bir “kuvvet çarpanı” olarak gördüklerini açıkça söylüyor. Dolayısıyla Netflix ve Fauda’yı bu daha geniş imaj ve meşruiyet mücadelesinden bağımsız okumak mümkün değil. Soykırımı normalleştirmek için ekrana “Bu soykırım meşrudur” yazmanız gerekmez. İsraillinin korkusunu saatlerce gösterirsiniz. Kaybını kişiselleştirirsiniz. Ailesini tanıtırsınız. Travmasını ve intikam arzusunu anlaşılır hâle getirirsiniz. Buna karşılık işgali, yerleşimleri, ablukayı ve Gazze’deki kitlesel yıkımı görüntünün dışında bırakırsınız. Sonra İsrail’in uyguladığı şiddet seyircinin zihninde yalnızca askerî bir eylem olmaktan çıkar; önceden kurulmuş duygusal nedenlerin sonucu hâline gelir. Soykırım böylece doğrudan savunulmadan, duygusal olarak normalleştirilebilir ve haklı gösterilebilir bir zemine yerleştirilir. Kültürel hegemonya tam olarak budur: Kültür üzerinden insanların neyi normal, haklı ve kabul edilebilir göreceğini şekillendirme gücü. Size sürekli “İsrail haklıdır” denmesine gerek yok. Kiminle birlikte korkacağınızı, kimin yasını tutacağınızı, kimi terörist olarak göreceğinizi ve kimin şiddetini anlaşılır bulacağınızı belirlemesi yeterlidir.

En etkili propaganda bazen yalan değildir; kadrajdır. Yani hangi gerçeğin görüntünün içine alındığı, hangisinin dışarıda bırakıldığıdır. Netflix’in İsrail devletinin etkili bir propaganda aygıtı olduğu yönündeki algı da tam burada güçleniyor. Netflix’in Fauda’yı küresel ölçekte dağıtması, İsrail’de üretilmiş bu güvenlik, mağduriyet ve travma anlatısına dünyanın çok farklı toplumlarına ulaşabilecek olağanüstü bir dolaşım gücü sağlıyor. Bu nedenle Fauda’yı yalnızca bir Netflix dizisi olarak görmüyorum. Filistinliyi ve Arapları tehdit ve terör anlatısının içine yerleştiren, işgali tarihsizleştiren, İsrailliyi insanileştiren, İsrail’in şiddetini savunma ve intikam çerçevesinde anlaşılır hâle getiren; 7 Ekim sonrasında da İsrail’in imajını koruma, dünyadaki meşruiyet kaybını yönetme ve Gazze’deki soykırım için duygusal bir haklılık zemini üretme çabasının kültürel cephesindeki en etkili araçlardan biri olarak okuyorum.

İsrail’in bu anlatı savaşı yalnız Netflix’te yürümüyor. Sosyal medyada, dijital platformlarda, sosyal medya etkileyicileri üzerinden ve giderek yapay zekânın karşılaşacağı bilgi çevresinde de devam ediyor. Fauda ise bunun kültürel ve duygusal ayağını oluşturuyor. Ben buna Hikâye-Kırım’ın kültürel platformlar evresi diyorum. Çünkü bir halkın hikâyesini yok etmenin tek yolu onu susturmak değildir. Onun tarihini görüntünün dışında bırakırken, karşı tarafın korkusunu, yasını ve intikamını bütün dünyanın hikâyesine dönüştürmek de Hikâye-Kırım’dır.

Kaynak gönderi

Kaynak gönderiyi X’te aç →

Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.

Sayaç ve gizlilik

Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.

SöyleX’e dön →Ana SayfaBütün yayınlar →
Dr. Muhammed Ersin TOY

Medya, iletişim ve kültür üzerine yazılar ve araştırmalar.

Yazar hakkında →