15 Yaş Sınırı Yetmez: Şimdi Algoritmaları Konuşmalıyız
Konu ve bağlam
Berk Keklik’in Uberkuloz adıyla paylaştığı mizahi Reels, bir Manifest videosunu beğendikten sonra her yerde benzer içeriklerle karşılaşma fikrini abartılı biçimde anlatıyor. Bu mizah örneğinden hareketle, çocukları korumak için yaş sınırının yanında öneri algoritmalarını ve platform tasarımını da tartışmamız gerektiğini savunuyorum.

Bu yazıda · Bölümlere git
15 Yaş Sınırı Yetmez: Şimdi Algoritmaları Konuşmalıyız
Dr. Muhammed Ersin Toy/ Medya Stratejisti
Uberkuloz kullanıcı adıyla tanınan içerik üreticisi Berk Keklik’in bugün Instagram’da paylaştığı Reels, bana kalırsa algoritmalar meselesini son dönemde en güzel özetleyen ve en anlaşılır biçimde anlatan içeriklerden biri oldu.
Video basit bir cümleyle başlıyor:
“Bir tane Manifest videosu beğenince algoritmam…”
Sonra Manifest geliyor. Bir daha geliyor. Grup üyeleri, danslar, kıyafetler, makyajlar, hayran videoları, espriler, taklitler…
Bir süre sonra sanki yalnız Instagram değil, hayatın tamamı Manifest’ten oluşuyor.
Elbette bu bir mizah. Fakat mizahın altında dijital çağın en büyük meselelerinden biri yatıyor:
Siz platforma kendinizle ilgili küçücük bir veri veriyorsunuz; sistem size bütün içerikleri o verinin rengine boyayarak geri veriyor.
Algoritmalar meselesini anlamamız gereken yer tam olarak burası.
Bugünün sosyal medya algoritmaları, kullanıcıyı yalnızca “tanımaya” çalışan basit sistemler değil. Makine öğrenmesi ve yapay zekâ destekli öneri sistemleri, kullanıcının davranışlarını sürekli sinyallere dönüştürüyor:
Bir videoyu ne kadar izledi?
Neyi geçti?
Nerede durdu?
Neye geri döndü?
Neyi beğendi?
Ne aradı?
Kimin hesabına girdi?
Hangi bildirimi açtı?
Bütün bunlar platform açısından veridir.
Yani algoritma sizi annenizin, babanızın veya arkadaşınızın tanıdığı anlamda tanımıyor.
Sizi sayısal bir temsile, davranışsal bir profile indirgiyor.
Ardından milyonlarca içerik arasından size uygun olduğunu düşündüğü bir içerik havuzu oluşturuyor.
Süreç kabaca şöyle işliyor:
Maruziyet → etkileşim → veri → profil → tahmin → öneri → yeni maruziyet.
Sonra tekrar.
Ve tekrar.
Haziran 2026’da 14-19 yaşındaki gençlerin TikTok ve Instagram akışlarını inceleyen hakemli bir araştırma, algoritmaların gençlerin hangi içerikle, ne sıklıkta ve hangi duygusal yoğunlukta karşılaştığını düzenlediğini gösterdi. Araştırmada algoritmik pekiştirme, duygusal geri besleme döngüleri ve gençlerin sistemin farkında olmalarına rağmen sınırlı kontrol hissetmeleri öne çıktı.
Uberkuloz’un videosu tam olarak bunu görünür kılıyor.
Algoritma yalnız,
“Sen neyi seviyorsun?”
sorusuna cevap aramıyor.
Bir süre sonra,
“Sen bundan sonra ne göreceksin?”
sorusunun cevabına da ortak oluyor.
Akışkan ekranın örümcek ağı
Üstelik algoritma tek başına çalışmıyor.
Sonsuz akış var. Aşağı kaydırıyorsunuz; son yok.
Otomatik oynatma var. Bir video bitiyor, siz yeniden karar vermeden diğeri başlıyor.
Bildirimler var. Platformdan çıkıyorsunuz, sistem sizi tekrar çağırıyor.
Kişiselleştirilmiş öneriler var. İlginiz azalıyor, başka bir içerik dikkatinizi yeniden yakalıyor.
Bütün bunlar sürekli akan bir akışkan ekran içerisinde gerçekleşiyor.
Gazetenin son sayfası vardı. Program biterdi. Filmin jeneriği başlardı.
Sosyal medya ise sonu ortadan kaldırdı.
Akışın kendisi ürüne dönüştü.
Ben buna bir örümcek ağı diyorum.
Algoritma bir iplik. Sonsuz akış bir iplik. Bildirimler bir iplik. Otomatik oynatma başka bir iplik. Davranışsal profilleme başka biri.
Birleştiğinde kullanıcıyı sürekli geri çağıran ve içeride tutan bir dikkat mimarisi ortaya çıkıyor.
Avrupa Komisyonu da 2026’da TikTok, ardından Instagram ve Facebook hakkında tam bu nedenle “bağımlılık oluşturucu tasarım” kavramını kullandı. Sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, anlık bildirimler ve yüksek derecede kişiselleştirilmiş öneri sistemleri artık hukuki incelemenin konusu.
Dolayısıyla soru yalnız,
“Çocuk telefonu neden bırakamıyor?”
değil.
Asıl soru şu:
“Platform, çocuğun telefonu bırakmasını zorlaştıracak biçimde mi tasarlanıyor?”
Benim zihinsel bağımlılık, zihinsel iğdiş ve beyin tahribatı derken kastettiğim tam olarak burada başlıyor.
Bu, her sosyal medya kullanıcısında biyolojik bir beyin hasarı oluştuğu iddiası değildir. Dikkatin parçalanması, düşünsel alanın daralması, sürekli tekrarın muhakeme ve gerçeklik algısının üzerine yerleşmesi meselesidir.
Eleştirel çalışmalar da olumsuz sonuçlarla daha tutarlı ilişkinin genel sosyal medya kullanımında değil, kişinin kontrol etmekte zorlandığı problemli ve kompulsif kullanımda görüldüğünü gösteriyor.
15 yaş sınırı yetmez
Türkiye’nin 7578 sayılı Kanun’la 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti sunulamayacağını hükme bağlaması bu nedenle önemli bir adımdır. İlgili hükümler 1 Kasım 2026’da yürürlüğe girecek.
Fakat bu yetmez.
Çünkü yaş sınırı yalnızca,
“Kim kapıdan içeri girebilir?”
sorusuna cevap verir.
Şimdi,
“İçeri giren çocuğun karşısına nasıl bir dünya çıkarılabilir?”
sorusuna gelmeliyiz.
Çocukların davranışları hangi ölçüde profillenebilir? Sonsuz akış devam edecek mi? Otomatik oynatma açık mı olacak? Gece bildirimleri gönderilecek mi? Kronolojik veya kişiselleştirilmemiş akış seçeneği sunulacak mı? Algoritmalar bağımsız denetime açılacak mı?
Türkiye’nin bundan sonraki dosyasının adı algoritmik çocuk güvenliği olmalıdır.
Çünkü Birleşmiş Milletler de 2026’da çok açık bir çizgi çizdi:
Çevrim içi güvenliğin yükünü yalnız çocukların ve ebeveynlerin üzerine bırakmayın; platform tasarımına müdahale edin.
Manifest ve kültürel hegemonya
Buradan Manifest’e dönelim.
Manifest burada suçlanan taraf değil. Ama algoritmik kültürün nasıl çalıştığını görmek açısından son derece öğretici bir örnek.
Bir şarkı artık yalnız şarkı olarak dolaşmıyor.
Üye dolaşıyor.
Dans dolaşıyor.
Saç dolaşıyor.
Makyaj dolaşıyor.
Kıyafet dolaşıyor.
Mizah dolaşıyor.
Hayran da yalnız tüketici olmaktan çıkıp üretici ve dağıtıcıya dönüşüyor.
Böylece bir kültürel ürünün etrafında büyük bir içerik evreni oluşuyor.
Algoritma bu evreni yaratmıyor.
Ama dolaşımını, tekrarını, görünürlüğünü ve kişiye özel yoğunluğunu şekillendiriyor.
Manifest’in gerçekten popüler olmasıyla, belirli bir gencin ekranında hayatın tamamıymış gibi görünmesi aynı şey değildir.
Aradaki farklardan biri algoritmik yoğunluktur.
Burada kültür endüstrisinin iki yönlü bir nesneleştirme ürettiğini de görmek gerekiyor. Sahnedeki genç, yapım, pazarlama ve görünürlük düzeninin kültürel ürününe; ekranın karşısındaki genç ise davranışları ölçülen, profillenen ve dikkati ekonomik değere dönüştürülen kullanıcıya dönüşebiliyor.
Arada algoritma çalışıyor.
Üretim sistemi kültürel ürünü kuruyor; algoritmik sistem o ürünün kişiye özel dolaşım rejimini kuruyor.
Bu nedenle mesele yalnız,
“Hangi sanatçı üretiliyor?”
sorusu değildir.
En az onun kadar önemli soru,
“Hangi sanatçı kimin ekranında ne kadar görünür hâle getiriliyor?”
sorusudur.
İşte kültürel hegemonya burada kişiselleşiyor.
Hangi beden güzel?
Hangi kıyafet çağdaş?
Hangi hayat tarzı normal?
“Herkes” ne dinliyor?
“Herkes” ne konuşuyor?
Genç artık bunların cevabını yalnız ailesinden, okulundan veya arkadaşlarından almıyor.
Cebindeki ekran da sürekli cevap üretiyor.
Tekrarla.
Sıralamayla.
Görünürlükle.
Kişiselleştirmeyle.
Bu nedenle algoritmalar doğrudan hayatın kendisine müdahale ediyor.
Siz ona bir veri verdiğinizde, o bütün içerikleri o verinin rengine boyayarak size geri veriyor.
Bir süre sonra kullanıcı algoritmanın dünyasında nesneleşerek tüketiciye dönüşüyor; dikkati ekonomik olarak, kültürel ve ideolojik olarak ise bir hegemonya alanı içerisinde işlenebiliyor.
Burada “algoritma herkesi aynı düşünceye dönüştürür” demek doğru değildir.
Ama algoritmalar maruz kaldığımız dünyanın mimarisine müdahale edebilir.
Biz algoritmanın içerisinde içerik seçtiğimizi düşünürken, algoritma da önümüzde görünür hâle gelen seçenekler dünyasını şekillendiriyor.
Mesele tam olarak budur:
Zihinsel özerklik.
Çocuk ölçeğinde bunun adı zihinsel özerklikse, toplum ölçeğinde adı bilişsel güvenliktir.
Türkiye 15 yaş sınırıyla örümcek ağının girişine müdahale ediyor.
Şimdi ağın kendisini konuşmalıyız.
Yaş sınırından algoritma sınırına, zararlı içerikten zararlı tasarıma, ekran süresinden zihinsel özerkliğe, çocuk güvenliğinden algoritmik çocuk güvenliğine geçmeliyiz.
Çünkü asıl mesele yalnızca çocuğun elinden telefonu almak değildir.
Asıl mesele, çocuğu sürekli ekranın içinde tutmak isteyen sistemi değiştirmektir.
Kaynak gönderi
Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.