Dijital Vatanda Kuralları Kim Koyacak?
Konu ve bağlam
Okan Müderrisoğlu’nun Sabah’ta yayımlanan yazı dizisi, Türkiye’de haber üreten kurumların dijital platformlar karşısındaki gelir ve görünürlük sorununu gündeme taşıyor. Bu tartışmayı telif, reklam, çocuk güvenliği ve yapay zekâyı da kapsayan bir soruyla genişletiyorum: Dijital ortamın kurallarını kim koyacak?

Bu yazıda · Bölümlere git
Dijital Vatanda Kuralları Kim Koyacak?
Okan Müderrisoğlu’nun açtığı dosyadan Türkiye için dijital egemenlik yol haritası
Sabah gazetesi yazarı Okan Müderrisoğlu bir süredir çok önemli bir dosyanın peşinde.
25 Ağustos'ta yayımladığı Milli medyanın damarı kesilirken yazısıyla başlayan, ardından Faili belli, neticesi meçhul, Sosyal ağa düşenler! Kurtuluş reçetesi yazanlar, Sipariş sosyal medya araştırmasının bilinmeyenleri ve son olarak Algoritma tünellerinde Kaybeden Türkiye ile devam eden yazı dizisi birlikte okunduğunda tek bir büyük mesele karşımıza çıkıyor:
Türkiye'nin dijital egemenliği.
Müderrisoğlu'nun bu yazılarını özellikle değerli buluyorum. Çünkü meseleyi yalnız sosyal medya bağımlılığı veya çocukların ekran süresi üzerinden ele almıyor. Algoritmayı, reklam ekonomisini, yerli ve milli medyanın kan kaybını, dijital telifi, küresel teknoloji şirketlerinin pazar gücünü ve yapay zekânın medya düzeninde oluşturduğu büyük kırılmayı aynı resmin parçaları olarak değerlendiriyor.
Üstelik Avrupa'dan Amerika'ya, İngiltere'den Avustralya'ya kadar dünyada devam eden düzenleme arayışlarını yakından takip ediyor. Türkiye'de çoğu zaman birbirinden kopuk biçimde konuşulan bu meselelerin aynı dosyada buluşturulması başlı başına önemli.
Şimdi yapılması gereken, bu tartışmayı teşhis aşamasından çıkarıp Türkiye için bir dijital egemenlik yol haritasına dönüştürmek.
Çünkü sosyal medya, dijital platformlar ve yapay zekâ taşıdığı nice güzelliğin, kolaylığın ve imkânın yanında artık dört büyük risk alanı oluşturuyor:
Bilişsel savaş, ekonomik bağımlılık, algoritmik kuşatma ve hakikat krizi.
Burası artık bir biliş savaşı meydanı
Savaşların yalnız toprak üzerinde gerçekleştiği bir çağda yaşamıyoruz.
Savaş artık insan zihni, dikkat, algı, duygu, bilgi ve hakikat üzerinde de yürütülüyor. Sosyal medya, dijital platformlar ve giderek yapay zekâ bu yeni mücadele alanının temel araçları hâline geliyor.
Bugünün algoritması yalnız hangi videoyu sevdiğimizi tahmin etmiyor. Neye kızdığımızı, neyden korktuğumuzu, hangi siyasi veya toplumsal meseleye daha fazla tepki verdiğimizi, hangi görüntünün karşısında durduğumuzu, hangi haberi hızla geçtiğimizi, hangisini tekrar izlediğimizi ve neyi aradığımızı da ölçebiliyor.
Bütün bu davranışlar zamanla bir veri profiline dönüşüyor.
Ben uzun zamandır şu noktaya dikkat çekiyorum:
Her kullanıcıya ayrı bir algoritma demek, aslında her kullanıcıya ayrı bir platform demektir.
Televizyon çağında aynı kanalı izleyen milyonlarca insan büyük ölçüde aynı yayın akışıyla karşılaşıyordu. Bugün aynı sosyal medya uygulamasını kullanan iki insan birbirinden tamamen farklı dijital dünyalarda yaşayabiliyor.
Bu yalnız teknik bir kişiselleştirme değildir.
Kişiye özel reklam yapılabiliyorsa kişiye özel içerik de yapılabilir. Kişiye özel içerik yapılabiliyorsa kişiye özel ikna, propaganda ve algı yönetimi kapasitesi de ortaya çıkar.
Bir insanın korkuları, öfkeleri, siyasi hassasiyetleri ve ilgi alanları biliniyorsa ona hangi mesajın, hangi anda, hangi duygusal çerçeveyle ulaştırılacağı da giderek daha hassas biçimde hesaplanabilir.
Dolayısıyla mesele yalnız bireysel mahremiyet değildir.
Mesele bilişsel güvenliktir.
Daha önceki çalışmalarımda arama çubuğunun yalnız soru sorulan bir alan olmadığını, aynı zamanda toplumun zihinsel haritasının çıkarılabileceği bir veri kapısına dönüştüğünü özellikle vurgulamıştım.
Bir toplumun neyi merak ettiği, neye öfkelendiği, kriz zamanında hangi bilgiye yöneldiği, hangi kavramların hızla yükseldiği ve hangi korkuların davranış ürettiği stratejik bir veri setine dönüşebilir.
Bu açıdan dijital egemenlik yalnız yerli uygulama geliştirmek veya veri merkezi kurmak değildir.
Dijital egemenlik, bir ülkenin bilgisinin, haberinin, toplumsal hafızasının ve hakikat alanının hangi dijital kapılardan geçtiğini görebilme ve gerektiğinde bu alanlara hukuk koyabilme kapasitesidir.
Üstelik algoritmanın siyasal etkisi artık yalnız teorik bir tartışma da değildir. 2026'da yayımlanan araştırmalar, algoritmik akışların kullanıcıların karşılaştığı siyasi içerik yapısını değiştirebildiğini ve bazı siyasi tutumlarda ölçülebilir etkiler oluşturabildiğini gösteriyor.
Bu, bütün algoritmaların her toplumda aynı sonucu doğurduğu anlamına gelmez. Ancak algoritmayı yalnız kullanıcının mevcut tercihlerine hizmet eden masum bir sıralama sistemi olarak görmenin de mümkün olmadığını gösterir.
Algoritma artık stratejik güçtür.
İkinci cephe ekonomik mücadele ve milli medyanın kan kaybı
Müderrisoğlu'nun üzerinde ısrarla durduğu ikinci mesele, yerli ve milli medyanın ekonomik olarak giderek daha kırılgan hâle gelmesidir.
Türkiye'de dijital reklam pazarı devasa bir ekonomik büyüklüğe ulaştı. 2024 yılında dijital medya yatırımları 158 milyar lirayı geçti. Dijitalin toplam medya yatırımları içerisindeki payı yüzde 74,2'ye ulaştı. Sosyal medya reklamları ise dijital yatırımlar içinde çok büyük bir paya sahip.
Burada esas soru şudur:
Bu ekonomik değeri kim üretiyor, kim topluyor?
Muhabirin maaşını yerli medya ödüyor.
Editörü, kameramanı, yazarı ve teknik personeli yerli medya çalıştırıyor.
Haber merkezini, stüdyoyu, teknolojik altyapıyı ve arşivi yerli medya kuruyor.
Sahaya giden, bilgiyi doğrulayan, içeriği üreten ve hukuki sorumluluğu taşıyan yine yerli medya.
Fakat vatandaşın dikkatine ulaşmanın kapısını giderek küresel platformlar tutuyor.
Rekabet Kurumu'nun çevrim içi reklamcılık incelemesi de Türkiye'deki dijital reklam piyasasında küresel platformların sahip olduğu pazar gücünü, veri avantajını ve reklam teknolojileri zincirindeki yoğunlaşmayı açık biçimde ortaya koyuyor.
Ortaya ciddi bir dengesizlik çıkıyor:
İçeriği yerli medya üretiyor, maliyeti yerli medya taşıyor; fakat dikkatin, verinin ve reklam değerinin önemli bölümü küresel platform ekonomisinde toplanıyor.
Dahası yerli medya kendi ürettiği haberi Türk vatandaşına ulaştırmak için bile bu platformların dağıtım algoritmalarına bağımlı hâle geliyor.
Bu nedenle mesele yalnız reklam geliri değildir.
Mesele medya egemenliğidir.
Bir ülkenin milli medyası ekonomik olarak güç kaybederken o ülkedeki haber dolaşımının kapıları birkaç küresel şirkette yoğunlaşıyorsa artık yalnız piyasa rekabetinden söz edemeyiz.
Bilgi dolaşımının egemenliğini de konuşmamız gerekir.
Üçüncü cephe algoritmik çocukluk ve platform mimarisi
Türkiye çocukların sosyal medyadan korunması konusunda çok önemli bir adım attı.
7578 sayılı Kanun kapsamında sosyal ağ sağlayıcıların 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunmaması ve yaş doğrulaması dahil gerekli tedbirleri alması öngörüldü. 15 yaşını doldurmuş çocuklara sunulan hizmetlerin de çocuklara özgü biçimde ayrıştırılması gerekiyor.
İlgili hükümler 1 Kasım 2026 itibarıyla uygulanmaya başlayacak.
Bu çok önemli ve desteklenmesi gereken bir adımdır.
Fakat tek başına yeterli değildir.
Çünkü çocuğun kapıdan girip girmediğini düzenlemekle, kapının arkasındaki sistemin çocuğa ne yaptığını düzenlemek aynı şey değildir.
Daha önce Çocukluğu Algoritmalara Bırakmamak çalışmamda üzerinde durduğum temel mesele de buydu.
Çocuk sosyal medyaya girdiğinde yalnızca içerikle karşılaşmıyor. O içeriği seçen, sıralayan, görünür hâle getiren, tekrar eden veya geri plana iten bir sistemle karşılaşıyor.
Algoritma doğrudan çocuğa nasıl düşünmesi gerektiğini söylemeyebilir. Fakat çocuğun neyi daha sık göreceğini, hangi hayat tarzının daha normal görüneceğini, neyin güzel, başarılı, değerli veya arzu edilir kabul edileceğini etkileyen bir çevre oluşturabilir.
Aynı çocuk platform açısından davranışları ölçülen, dikkati için rekabet edilen ve sonraki davranışı tahmin edilmeye çalışılan bir veri kaynağına da dönüşebilir.
Ben bu yeni durumu algoritmik çocukluk olarak tanımlıyorum.
Algoritmik çocukluk yalnız ekran karşısında büyüyen çocukluk değildir.
Ölçülen, sınıflandırılan, davranışı tahmin edilmeye çalışılan ve verdiği her tepkiye göre dijital çevresi yeniden düzenlenen çocukluktur.
Bu nedenle yıllardır ailelere söylenen telefonu bırak cümlesinin yanına artık başka bir soru daha koymalıyız:
Platform çocuğun telefonu bırakmasını neden zorlaştırıyor?
Sonsuz kaydırma neden var?
Otomatik oynatma neden var?
Bildirimler neden sürekli kullanıcıyı geri çağırıyor?
Neden birkaç saniyelik ilgi onlarca yeni önerinin hammaddesine dönüşüyor?
Neden doğal durma noktaları giderek ortadan kaldırılıyor?
Dünya artık tam olarak bu soruları tartışıyor.
Avrupa Komisyonu 2026'da TikTok, Instagram ve Facebook hakkında yürüttüğü incelemelerde sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, bildirimler ve yoğun kişiselleştirilmiş tavsiye sistemlerini bağımlılık yapıcı tasarım tartışmasının merkezine yerleştirdi.
Bu son derece önemli bir zihniyet değişimidir.
Sorun yalnız zararlı içerik değildir. Zararlı mimari de olabilir.
UNICEF de yaş sınırlarının tek başına yeterli olmayacağını, çocukların korunmasının güvenli tasarım, mahremiyet, yaş güvencesi ve platform sorumluluğuyla birlikte ele alınması gerektiğini vurguluyor.
Dolayısıyla benim önerim nettir:
Çocuklara sınır koyduğumuz kadar algoritmalara da sınır koymalıyız.
Yaş sınırı kapıyı koruyabilir.
Fakat evin içini güvenli hâle getirmek için platform mimarisini de düzenlemek gerekir.
Avrupa Birliği'nin büyük platformlarda kullanıcılara profillemeye dayanmayan bir tavsiye sistemi seçeneği sunması ve çocuklara yönelik profillemeye dayalı reklamı yasaklaması bu bakımdan önemli.
Avustralya ise 8 Eylül 2026'da My Feed, My Way yaklaşımını gündeme getirerek kullanıcıların kişiselleştirilmiş algoritmik akışı kullanıp kullanmama konusunda tercih sahibi olması gerektiğini ortaya koydu.
Buradaki fikir son derece kıymetli:
Algoritmadan çıkma hakkı.
Avustralya algoritmayı ortadan kaldırmayı değil, onu kaçınılmaz bir kader olmaktan çıkarmayı tartışıyor.
Türkiye de bunu ciddi biçimde değerlendirmelidir.
Çocuk hesaplarında davranışsal profillemeye dayalı tavsiye sistemleri varsayılan olarak kapalı olabilir.
Çocuklarda hedefli reklam yasaklanabilir.
Sonsuz kaydırma, otomatik oynatma ve gece bildirimleri sınırlandırılabilir.
Doğal durma noktaları oluşturulabilir.
Çocuklara yönelik algoritmik değişiklikler çocuk hakları etki değerlendirmesine tabi tutulabilir.
Ben algoritmalara sınır koymak derken her matematiksel sıralama sisteminin yasaklanmasını kastetmiyorum.
Kastedilen, insanı sürekli gözetleyen, davranışını profilleyen, bağımlılığı ekonomik modele dönüştüren ve kişiselleştirilmiş manipülasyon kapasitesi oluşturan algoritmik mimariye hukuk koymaktır.
Dördüncü cephe yapay zekâ ve hakikat savaşı
Yapay zekâ bütün bu dönüşümü başka bir seviyeye taşıyor.
Sosyal medya ağırlıklı olarak hangi içeriğin gösterileceği üzerinde güç kazanmıştı.
Yapay zekâ ise giderek içeriğin nasıl anlatılacağını da belirliyor.
Bu çok daha derin bir kırılmadır.
Daha önceki yapay zekâ ve medya çalışmalarımda bu dönüşümü haber aracılığı bağımlılığı olarak tanımladım.
Yapay zekâ artık yalnız haber seçmiyor.
Kaynak seçiyor.
Kaynakları karşılaştırıyor.
Bilgiyi özetliyor.
Bazı unsurları öne çıkarıp bazılarını dışarıda bırakıyor.
Farklı bilgileri sentezliyor ve sonunda kullanıcı için yeni bir anlatı oluşturuyor.
Sosyal medya çağında temel güç görünürlük gücüydü.
Yapay zekâ çağında görünürlüğün yanına anlamlandırma ve çerçeveleme gücü ekleniyor.
İnternet bu nedenle bağlantı ekonomisinden cevap ekonomisine geçiyor.
Eskiden kullanıcı arama motoruna gider, bağlantıyı görür ve haber sitesine geçerdi.
Şimdi cevap giderek doğrudan yapay zekâ arayüzünde üretiliyor.
Reuters Institute'un 2026 araştırması da yayıncıların önümüzdeki yıllarda arama motorlarından gelen trafikte ciddi düşüş beklediğini ortaya koyuyor.
Ben burada Google Zero tartışmasından daha büyük bir risk görüyorum:
People Zero.
Google Zero trafik kaybıdır.
People Zero ise medya kuruluşunun insanla doğrudan ilişkisinin kaybıdır.
Kullanıcı artık haber sitesine gitmiyorsa yayıncı yalnız tıklamayı kaybetmez.
Okurla doğrudan temasını kaybeder.
Marka görünürlüğünü kaybeder.
Kullanıcının neyi merak ettiğine ilişkin niyet bilgisini kaybeder.
Reklam değerini kaybeder.
Zaman içinde topluma kendi sesiyle ulaşma gücünü de kaybedebilir.
Yapay zekâ ajanları bu dönüşümü daha ileri taşıyor.
İnsan adına internete giren, haberleri okuyan, karşılaştıran ve seçen sistemlerden söz ediyoruz.
Daha önce bu yeni düzeni anlatmak için makine-okur ve vekil-okur kavramlarını kullanmıştım.
Makine-okur haberi insan adına okur.
Vekil-okur ise insan adına neyin okunmaya değer olduğuna karar verir.
Burada yalnız okuma alışkanlığı değişmiyor.
Okuma ve seçme kararının bir bölümü makineye devrediliyor.
Yapay zekânın hakikat üzerindeki etkisi ise bunun da ötesine uzanıyor.
Üretken yapay zekâ önce sentetik görüntü, ses ve video üretimini olağanüstü kolaylaştırdı. Böylece sahte olanın gerçek gibi görünmesi kolaylaştı.
Şimdi ikinci aşamaya geçiyoruz.
Yapay zekânın tamamen yalan üretmesine gerek yok.
Gerçek bilgileri seçebilir.
Bazılarını dışarıda bırakabilir.
Bazılarını öne çıkarabilir.
Farklı kaynakları birleştirebilir.
Bağlamı değiştirebilir.
Sonunda gerçek parçalardan yeni bir anlatı üretebilir.
Bu nedenle yeni hakikat krizinde mesele yalnız sahte olanın gerçek görünmesi değildir.
Gerçek olanın da sürekli şüpheli hâle gelmesidir.
Sentetik medyaya ilişkin son araştırmalar, yapay zekâ üretimi sahte içeriklerin yalnız insanları kandırmadığını, gerçek görüntülere ve gerçek habere yönelik güveni de aşındırabildiğini gösteriyor.
Artık gerçek bir görüntü bile yapay zekâ ürünü olduğu ileri sürülerek itibarsızlaştırılabilir.
Bu, hakikat alanına yeni bir yük bindiriyor.
Avrupa Yayın Birliği ile BBC'nin çok sayıda ülkede ve dilde yapay zekâ sistemlerinin haber cevaplarını değerlendirdiği araştırmada da doğruluk, kaynaklandırma ve bağlam konusunda ciddi sorunlar tespit edildi.
Dolayısıyla yapay zekâ artık yalnız teknoloji sektörü meselesi değildir.
Yapay zekâ kamusal hakikat meselesidir.
Türkiye için dijital egemenlik yol haritası
Bütün bu tablo bizi teknoloji karşıtı bir noktaya götürmemeli.
Sosyal medya da yapay zekâ da hayatımızda olacak.
Mesele onların olup olmaması değil, hangi hukuk ve hangi değerler içerisinde çalışacaklarıdır.
Türkiye açısından ilk adım, 1 Kasım'da yürürlüğe girecek çocuk düzenlemesinin güçlü biçimde uygulanmasıdır. Yaş doğrulama yükümlülüğü göstermelik hâle gelmemeli ve platformların uygulamaları gerçek anlamda denetlenmelidir.
Bunun hemen ardından platform mimarisi gündeme alınmalıdır. Çocuk güvenliği yalnız zararlı içeriğin kaldırılmasına indirgenmemeli; sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, gece bildirimleri, kişiselleştirilmiş öneri zincirleri ve doğal durma noktalarının azaltılması da çocuk güvenliğinin konusu hâline gelmelidir.
Türkiye algoritmadan çıkma hakkını tartışmalıdır.
Kullanıcı kişiselleştirilmiş tavsiye sistemini kapatabilmeli ve isterse yalnız takip ettiği hesapların kronolojik akışını görebilmelidir. Çocuklarda ise profil temelli tavsiye sistemi varsayılan olarak kapalı olabilir.
Çocukların davranışlarından toplanan verilerin ticari kazancı artırmak amacıyla kullanılmasına da güçlü sınırlar getirilmelidir.
Çocuk platform açısından hedef kitle veya veri madeni değildir.
Hakları, mahremiyeti, onuru ve gelişim ihtiyaçları bulunan bir insandır.
Türkiye'de ayrıca kalıcı bir Çocuk Dijital Refahı Mekanizması kurulmalıdır.
Bu yapı, platformların çocuk hesaplarında peş peşe sunduğu önerileri test etmeli. Algoritma değişikliklerini çocuk hakları açısından değerlendirmeli ve sonuçlarını açık raporlarla paylaşmalıdır. BTK, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, KVKK, RTÜK, üniversiteler ve bağımsız araştırmacılar bu ortak denetim yapısında buluşmalıdır.
Bir diğer acil mesele yerli ve milli medyanın ekonomik egemenliğidir.
Türkiye'nin dijital telif düzenlemesi artık ertelenmemelidir.
Fakat bu düzenleme yalnız sosyal medya ve arama motorlarıyla sınırlı kalmamalıdır.
Yapay zekâ mutlaka bu düzenlemenin içinde yer almalıdır.
Yerli medya içeriği üretecek, maliyetini karşılayacak, hukuki sorumluluğunu taşıyacak, yıllarca arşiv oluşturacak; ardından küresel yapay zekâ sistemleri bu içeriği kendi ticari ürünlerinin hammaddesine bedelsiz dönüştürecek.
Bu sürdürülebilir değildir.
Türkiye'nin yeni telif yaklaşımı erişim hakkı, kullanım hakkı, atıf hakkı, veri hakkı, görünürlük hakkı ve ekonomik değer paylaşımını birlikte ele almalıdır.
İçeriği kullanan yapay zekâ sistemi kaynağı açık biçimde göstermeli, özgün kaynağa ulaşım sağlamalı ve ticari kullanımdan doğan değeri üreticiyle paylaşmalıdır.
Türkiye'nin ayrıca bir Yapay Zekâ Haber Gözlemevi kurması gerektiğini düşünüyorum.
Yapay zekâ sistemleri düzenli olarak Türkçe güncel haber sorularıyla sınanmalıdır.
Türkiye'yi hangi kaynaklardan öğreniyorlar?
Hangi yerli kurumlara güveniyorlar?
Türkiye'nin dış politika tezlerini hangi kaynaklardan aktarıyorlar?
Deprem gibi bir kriz anında hangi kurumlara dayanıyorlar?
Türkiye'nin tarihi, kültürü, dini, aile yapısı ve toplumsal meseleleri hangi veri havuzlarından anlatılıyor?
Kaynak doğru mu?
Bağlam korunuyor mu?
Olgu ile yorum ayrılıyor mu?
Bilgi güncel mi?
Bunları ölçmeden bilişsel güvenlikten söz edemeyiz.
Aynı şekilde sentetik içeriklerde köken ve şeffaflık yükümlülüğü getirilmelidir. Yapay zekâ tarafından üretilen veya önemli ölçüde değiştirilen görüntü, ses ve videolar kullanıcı tarafından anlaşılabilir biçimde işaretlenmelidir.
Kamusal öneme sahip konularda yapay zekâ cevaplarının kaynakları da görünür olmalıdır.
Gerçek bilgi ile modelin yorumu birbirine karışmamalı.
Kaynakların anlamı bozulmamalı.
Önemli bağlamlar sessiz biçimde ortadan kaldırılmamalı.
Çünkü geleceğin en büyük mücadelesi yalnız dezenformasyonla mücadele olmayacak.
Hakikatin hangi dijital arayüz tarafından, hangi kaynaklarla ve hangi çerçevede yeniden anlatılacağı da büyük bir egemenlik meselesi olacak.
Dijital egemenlik artık bir tercih değil
Bütün bu başlıkların üzerinde tek bir stratejik şemsiye bulunmalıdır:
Dijital egemenlik.
Türkiye'nin sınırları yalnız kara sınır kapısında başlamıyor.
Vatandaşının verisinin toplandığı yerde de başlıyor.
Çocuğunun dikkatinin yönlendirildiği yerde de başlıyor.
Toplumun hassasiyetlerinin haritalandırıldığı yerde de başlıyor.
Türk medyasının reklam gelirinin başka merkezlere aktarıldığı yerde de başlıyor.
Yerli medyanın yıllarca oluşturduğu arşivin yapay zekâ sistemlerinin hammaddesine dönüştürüldüğü yerde de başlıyor.
Türk vatandaşının bir olay hakkındaki bilgiyi hangi yapay zekâ sisteminden, hangi kaynaklarla ve hangi çerçevede aldığı yerde de başlıyor.
Dolayısıyla karşımızdaki mesele yalnız sosyal medya meselesi değildir.
Aynı anda bir bilişsel savaş, dikkat ve psikoloji mücadelesi, ekonomik mücadele ve hakikat savaşıdır.
Bütün bu alanların ortak altyapısı ise veri, algoritma ve yapay zekâdır.
Türkiye dijital egemen bir devlet olmak istiyorsa yalnız zararlı içerikle mücadele etmekle yetinemez.
Algoritmaya hukuk koymalıdır. Platform mimarisine hukuk koymalıdır. Reklam ekonomisine hukuk koymalıdır. Yapay zekânın medya içeriğini kullanmasına hukuk koymalıdır. Vatandaşının verisine, dikkatine ve hakikatle kurduğu ilişkiye sahip çıkmalıdır.
Başkasının teknoloji tahakkümünden kurtulurken kendi vatandaşımız üzerinde yeni bir tahakküm sistemi kurmak da dijital egemenlik değildir.
Dijital egemenlik teknoloji düşmanlığı veya dünyaya kapanmak anlamına gelmez.
Tam tersine teknolojiyi insanın onuru, iradesi, hakları ve ülkenin hukuk düzeni içerisinde tutabilme kapasitesidir.
Okan Müderrisoğlu'nun son haftalarda yaptığı şey tam da bu nedenle çok kıymetlidir. Türkiye'de çoğu zaman ayrı ayrı tartışılan algoritma, dijital reklam, telif, çocuk güvenliği, yapay zekâ ve milli medya meselelerini aynı gündemin içine taşıyor.
Kendisini bu ciddi emeği ve meseleyi takip etme ısrarı nedeniyle tebrik ediyorum.
Fakat artık teşhisten çözüme geçme zamanı.
Türkiye önümüzdeki dönemde yalnız sosyal medya yasasını değil, dijital egemenlik mimarisini konuşmalıdır.
Çünkü önümüzdeki büyük soru şudur:
Türkiye'nin dijital vatanında kuralları küresel şirketlerin kapalı algoritmaları mı belirleyecek, yoksa Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuku mu?
Bilgi Notu ve Kaynakça
- Okan Müderrisoğlu, Milli medyanın damarı kesilirken
https://
sabah.com.tr/yazarlar/muder
risoglu/2026/08/25/milli-medyanin-damari-kesilirken
…
- Okan Müderrisoğlu, Faili belli, neticesi meçhul
https://
sabah.com.tr/yazarlar/muder
risoglu/2026/09/01/faili-belli-neticesi-mechul
…
- Okan Müderrisoğlu, Sosyal ağa düşenler! Kurtuluş reçetesi yazanlar
https://
sabah.com.tr/yazarlar/muder
risoglu/2026/09/03/sosyal-aga-dusenler-kurtulus-recetesi-yazanlar
…
- Okan Müderrisoğlu, Sipariş sosyal medya araştırmasının bilinmeyenleri
https://
sabah.com.tr/yazarlar/muder
risoglu/2026/09/05/siparis-sosyal-medya-arastirmasinin-bilinmeyenleri
…
- Okan Müderrisoğlu, Algoritma tünellerinde Kaybeden Türkiye
https://
sabah.com.tr/yazarlar/muder
risoglu/2026/09/08/algoritma-tunellerinde-kaybeden-turkiye
…
- NATO Allied Command Transformation, Cognitive Warfare
https://
act.nato.int/activities/cog
nitive-warfare/
…
- Nature, X platformunun algoritmik akışının siyasal etkilerine ilişkin saha araştırması
https://
nature.com/articles/s4158
6-026-10098-2
…
- IAB Türkiye, 2024 Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları
https://
iabtr.org/duyuru/turkiye
-2024-yili-tahmini-medya-ve-reklam-yatirimlari-aciklandi/
…
- Rekabet Kurumu, Çevrim İçi Reklamcılık Sektör İncelemesi
https://
rekabet.gov.tr/tr/Guncel/cevr
im-ici-reklamcilik-sektor-incelemesi-eca8a15a14d5ed118eb1005056850339
…
- TBMM, 7578 sayılı Kanun
https://
tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/5
F9CED52-3776-46E4-BE23-019CB8DA2666
…
- Avrupa Komisyonu, TikTok ve bağımlılık yapıcı tasarım incelemesi
https://
digital-strategy.ec.europa.eu/en/news/commis
sion-preliminarily-finds-tiktoks-addictive-design-breach-digital-services-act
…
- Avrupa Komisyonu, Instagram ve Facebook bağımlılık yapıcı tasarım incelemesi
https://
digital-strategy.ec.europa.eu/en/news/commis
sion-preliminarily-finds-addictive-design-instagram-and-facebook-breach-digital-services-act
…
- UNICEF, Drawing a Line in Digital Spaces
https://
unicef.org/documents/draw
ing-line-digital-spaces
…
- Avrupa Komisyonu, Dijital Hizmetler Yasası ve büyük platform yükümlülükleri
https://
digital-strategy.ec.europa.eu/en/policies/ds
a-vlops
…
- Avustralya Başbakanlığı, My Feed, My Way
https://
pm.gov.au/media/my-feed-
my-way
…
- Reuters Institute, Journalism, Media and Technology Trends and Predictions 2026
https://
reutersinstitute.politics.ox.ac.uk/journalism-med
ia-and-technology-trends-and-predictions-2026
…
- Avrupa Yayın Birliği, News Integrity in AI Assistants
https://
ebu.ch/research/open/
report/news-integrity-in-ai-assistants
…
- Birleşik Krallık Rekabet ve Piyasalar Kurumu, Google Search Publisher Conduct Requirement
https://
gov.uk/find-digital-m
arkets-measures/google-search-publisher-conduct-requirement
…
- Avrupa Komisyonu, Yapay zekâ şeffaflık yükümlülükleri
https://
digital-strategy.ec.europa.eu/en/library/gui
delines-transparency-obligations-providers-and-deployers-ai-systems
…
@kenan_kiran
Kaynak gönderi
Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.