Avrupa Yayın Birliği ve BBC öncülüğündeki araştırma, yapay zekâ sistemlerinin haber cevaplarında doğruluk, kaynak ve bağlam sorunları saptıyor. Bu bulgulardan hareketle, tek tek cümleler doğru görünse bile seçilen veya dışarıda bırakılan bilgilerin haberin anlamını nasıl değiştirebildiğini tartışıyorum.
Yapay zekâ sistemleri bilgiyi seçip tek bir cevap hâline getirirken insanların dünyayı hangi kaynaklardan anlayacağını da etkiliyor. Bilişsel güvenliği, yani toplumun doğru ve doğrulanabilir bilgiye ulaşma şartlarını korumayı; Türkiye’nin haber üretimi, Türkçe verisi ve kültürel egemenliğiyle birlikte ele alıyorum.
Illinois’te 2026’da kabul edilen yasa, çocukların sosyal medya kullanımını bütünüyle yasaklamak yerine içerik akışlarına, gece bildirimlerine ve otomatik oynatmaya sınırlar getiriyor. Uygulamanın 2028’de başlaması öngörülüyor. Bu örnekten hareketle, Türkiye’de yaş sınırının yanında platformların çocuklara sunduğu hizmetin de güvenli olması gerektiğini savunuyorum.
Çocukların dijital mahremiyeti yalnız kendi sosyal medya hesaplarıyla ilgili değil; ailelerin paylaştığı fotoğraflar ve özel bilgiler de çocuk adına kalıcı bir dijital iz oluşturabiliyor. Bu yorumda, ebeveyn paylaşımı ve reklam amaçlı çocuk görünürlüğünün çocuğun gelecekte kendi kimliğini belirleme hakkıyla birlikte ele alınmasını öneriyorum.
Yapay zekâda “Türk Yolu” derken, Türkiye’nin kendi teknolojik kapasitesini kurarken insan onurunu ve kamusal denetimi de koruduğu bir yaklaşımı kastediyorum. Millî İstihbarat Akademisi’nin teknopolitik düzen raporu ve Selçuk Bayraktar’ın teknoloji tekellerine ilişkin değerlendirmeleri, bu önerinin tartışma zeminini oluşturuyor.
Yapay zekâ, haberleri okur adına seçip özetlediğinde kullanıcı haberi üreten kuruma hiç uğramadan bilgi edinebiliyor. Bu değişimin gazeteciliğin gelirini, kaynakların görünürlüğünü, doğrulamayı ve okurla kurulan güven ilişkisini nasıl etkilediğini inceliyorum.
2 Ağustos 2026 tarihli bu yazıda Muhammed Ersin Toy, Gazze bağlamından hareketle Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığı ile insan onurunu birlikte koruyan bir yapay zekâ yaklaşımını tartışıyor.
Basın İlan Kurumunun 15 Temmuz Dijital Hafıza Portalı, gazete manşetlerini, tanıklıkları ve darbe girişiminin kronolojisini bir araya getiriyor. Bu çalışma vesilesiyle, 15 Temmuz hafızasını eğitimden dijital mecralara taşıyacak 60 proje önerisini 20 bölümlük bir dizide sunuyorum; bunlar onaylanmış veya tamamlanmış projeler değildir.
Yapay zekâ, haberleri okura özetlemenin yanında haber merkezlerinde araştırma, çeviri ve arşiv işlerinde de kullanılıyor. Bu kolaylık, gazetecilerin teknoloji şirketlerine bağımlılığını artırabilir. Haberi kimin seçtiği, kaynağın nasıl gösterildiği ve gelirin kimde kaldığı sorularından hareketle gazeteciliğin kendi kararlarını verebilme gücünü tartışıyorum.
Yapay zekâ şirketlerinde çalışan filozoflar, sistemlerin hangi bilgilere güveneceği ve hangi talepleri reddedeceği gibi kararlara katılıyor. Yazılımcıların yerini almıyorlar; teknik ekiplerle birlikte davranış kuralları geliştiriyorlar. Türkiye’nin de kendi modellerini hazırlarken mühendislerin yanında düşünce insanlarına yer vermesi ve farklı kültürlerin nasıl temsil edildiğini sorgulaması gerektiğini savunuyorum.
OpenAI ve Anthropic’in kullanım araştırmaları, insanların yapay zekâya hangi konularda başvurduğunu toplu örüntüler üzerinden inceliyor. Bu çalışmaların sınırlarını gözeterek, toplumların merak ve ihtiyaçlarını yansıtan verilerin stratejik değerini tartışıyorum; araştırmaları tek başına bir istihbarat operasyonunun kanıtı saymıyorum.
Avrupa Birliği’nin çocukların dijital hizmetlere erişimine ilişkin tavsiyeleri, İngiltere’nin koruyucu ayarları ve Avustralya’nın çevrim içi güvenlik raporu farklı sorulara cevap arıyor: Çocuk hangi yaşta girecek, hangi tasarımla karşılaşacak ve tehlikeli etkileşim nasıl durdurulacak? Bu çalışmaların farklı hukuki niteliklerini koruyarak Türkiye için güvenli tasarım ihtiyacını tartışıyorum.