← SöyleX

Köşe Yazılarım Çocuklara güvenli dijital tasarım ·

ANALİZ — Çocukluğu algoritmalara bırakmamak: Yaş sınırından güvenli tasarıma yeni dijital düzen

Dr. Muhammed Ersin TOY

Konu ve bağlam

Avrupa Birliği’nin çocukların dijital hizmetlere erişimine ilişkin tavsiyeleri, İngiltere’nin koruyucu ayarları ve Avustralya’nın çevrim içi güvenlik raporu farklı sorulara cevap arıyor: Çocuk hangi yaşta girecek, hangi tasarımla karşılaşacak ve tehlikeli etkileşim nasıl durdurulacak? Bu çalışmaların farklı hukuki niteliklerini koruyarak Türkiye için güvenli tasarım ihtiyacını tartışıyorum.

ANALİZ — Çocukluğu algoritmalara bırakmamak: Yaş sınırından güvenli tasarıma yeni dijital düzen tanıtım tasarımı
Yapay zekâyla üretilmiş kavramsal illüstrasyon; haber fotoğrafı değildir.
Bu yazıda · Bölümlere git

ANALİZ — Çocukluğu algoritmalara bırakmamak: Yaş sınırından güvenli tasarıma yeni dijital düzen

Avrupa Birliği’nin 13 yaş altındaki çocuklara yönelik ortak erişim sınırlaması önerisi, İngiltere’nin 16 ve 17 yaşındaki kullanıcılar için hazırladığı gece kısıtlaması ve Avustralya’nın teknoloji şirketlerindeki cinsel şantaj açıklarını ortaya koyan raporu aynı gerçeğe işaret ediyor: Çocuk güvenliği yalnızca hesabın açıldığı yaşla sağlanamaz. Platformun tasarımı, algoritmik öneri sistemi, özel mesajlaşma alanı, veri kullanımı ve yapay zekâ ile kurulan ilişki de denetlenmelidir. Türkiye’de 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti sunulmasını engelleyen düzenleme 1 Kasım 2026’da yürürlüğe girecek. Bundan sonraki temel mesele, yaş sınırını mahremiyeti koruyan, platformları denetleyen ve çocuğun üstün yararını merkeze alan etkili bir uygulama düzenine dönüştürmektir.

Dr. Muhammed Ersin Toy

Avrupa Birliği, İngiltere ve Avustralya’da temmuz ayında açıklanan üç ayrı çalışma, çocukların dijital ortamda korunmasına yönelik politikaların yeni bir aşamaya geçtiğini gösterdi.

Avrupa Birliği çocuğun sosyal medya ve diğer dijital hizmetlere hangi yaşta girebileceğini, İngiltere hizmete girdikten sonra hangi özelliklerle karşılaşacağını, Avustralya ise tehlikeli bir etkileşim başladığında teknoloji şirketlerinin bunu tespit edip edemediğini tartışmaya açtı.

Bu gelişmeler aynı düzenlemenin parçaları değil. Avrupa Birliği’ndeki çalışma henüz bağlayıcı bir yasa değil, uzman heyetinin Avrupa Komisyonuna sunduğu tavsiyelerden oluşuyor. İngiltere’nin açıkladığı gece uygulaması değiştirilemeyen kesin bir yasak değil, genç kullanıcının kapatabileceği koruyucu bir varsayılan ayar niteliği taşıyor. Avustralya’daki rapor ise yaş sınırını değil, şirketlerin çevrim içi kandırma, cinsel şantaj, özel mesajlaşma ve görüntülü görüşme alanlarındaki güvenlik kapasitesini inceliyor.

Bununla birlikte üç gelişme birlikte değerlendirildiğinde çocuk güvenliğinin birbirini tamamlayan üç katmanı ortaya çıkıyor: erişim güvenliği, tasarım güvenliği ve etkileşim güvenliği.

İspat yükü aileden şirkete taşınıyor

Avrupa Komisyonu tarafından oluşturulan Çocukların Çevrim İçi Güvenliği Özel Heyeti, nihai raporunu 13 Temmuz’da sundu. Sağlık, nörobilim, psikoloji, bilgisayar bilimi, çocuk hakları ve dijital okuryazarlık alanlarından uzmanların katıldığı heyet, yalnızca sosyal medya uygulamalarını incelemedi.

Mesajlaşma hizmetleri, çevrim içi oyunlar, video paylaşım platformları, uygulama mağazaları ve çocuklarla insan benzeri ilişki kurabilen yapay zekâ arkadaşları da raporda sosyal medya ve diğer dijital hizmetler olarak tanımlanan ortak risk alanına dahil edildi.

Raporda, çocuklar açısından güvenli olduğu gösterilene kadar sosyal medya ve diğer riskli dijital hizmetlere 13 yaş altındaki kullanıcıların erişiminin Avrupa Birliği genelinde uyumlu biçimde sınırlandırılması öneriliyor.

Bu öneri, 13 yaşın altındaki çocukların internetten bütünüyle uzaklaştırılması anlamına gelmiyor. Çocukların yaşlarına uygun hizmetlere sınırlı süreyle, ebeveyn izni ve gözetimi altında veya eğitim amacıyla erişebilmesi; 13 yaşından itibaren ise güvenli ve yaşa uygun hizmetlerde kademeli olarak daha bağımsız hâle gelmesi öngörülüyor.

Avrupa Komisyonu, uzman heyetinin tavsiyelerini değerlendirdikten sonra yaz döneminin ardından yeni teklifler hazırlayacağını açıkladı. Dolayısıyla Avrupa Birliği’nde henüz yürürlüğe girmiş ortak bir 13 yaş sınırı bulunmuyor.

Raporun asıl yeniliği ise yaş sayısından çok sorumluluğun kimde bulunduğuna ilişkin yaklaşımında yatıyor. Uzmanlara göre bir dijital hizmetin çocuk için güvenli olduğunu ispatlama yükü aileye, çocuğa veya düzenleyici kuruma değil, hizmeti geliştiren şirkete ait olmalı.

Bu yaklaşım, çocuk güvenliğini yalnızca ekranda geçirilen süreyle açıklamıyor. Sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, sürekli bildirim, kişiselleştirilmiş öneri sistemi ve kullanıcıyı hizmette daha uzun tutmayı amaçlayan tasarım özellikleri de risk alanı olarak değerlendiriliyor.

Dijital platformların gücü, hangi içeriğin yayımlanacağına karar vermekle sınırlı değil. Sistem, çocuğun neyi ne sıklıkla göreceğini ve sonraki adımda neyle karşılaşacağını da belirliyor. Platformdan ayrılmayı kolaylaştıran ya da zorlaştıran tasarım da bu gücün parçası.

Tartışma böylece zararlı içeriğin kaldırılmasından, zararlı ürün mimarisinin değiştirilmesine doğru genişliyor.

Yaş doğrulaması yeni bir gözetim düzenine dönüşmemeli

Yaş sınırlarının uygulanabilmesi için kullanıcının yaşının güvenilir biçimde belirlenmesi gerekiyor. Ancak çocukları korumak amacıyla kimlik, yüz veya biyometrik verilerin doğrudan küresel teknoloji şirketlerine verilmesi yeni bir mahremiyet sorunu doğurabilir.

Avrupa Birliği uzman raporu bu nedenle yaş doğrulamasında kimlik belgesi ve biyometrik veri işlenmesini mümkün olduğunca sınırlandıran yöntemler öneriyor. “Sıfır bilgi ispatı” olarak adlandırılan teknik yaklaşımda platform, kullanıcının kimliğini öğrenmeden yalnızca gerekli yaş eşiğini geçtiğini doğrulayabiliyor.

Böyle bir sistemde hizmet sağlayıcının kullanıcının adı, kimlik numarası, doğum tarihi veya biyometrik verisine ulaşması gerekmiyor. Platform yalnızca kullanıcının belirlenen yaşın altında veya üstünde olduğuna ilişkin güvenilir bir doğrulama alıyor.

Yaş doğrulaması etkili, kolay kullanılabilir ve aşılması güç olmalı ancak aynı zamanda kullanıcıyı izlemeye, kimliklendirmeye veya farklı platformlardaki hareketlerini birleştirmeye yarayan yeni bir veri toplama aracına dönüşmemeli.

Çocuk güvenliği ile kişisel verilerin korunması birbirine karşıt iki hedef değildir. Doğru sistem kurulduğunda biri diğerini güçlendirebilir.

İngiltere’nin gece kısıtlaması kesin yasak değil

İngiltere hükümeti, 15 Temmuz’da 16 ve 17 yaşındaki kullanıcıların sosyal medya hesaplarında gece 00.00 ile 06.00 arasında kullanım kısıtlamasının varsayılan olarak açık olacağını duyurdu.

Gece bildirimleri kapatılacak, videoların arka arkaya otomatik oynatılması ve kişiselleştirilmiş içerik akışları bu yaş grubunda varsayılan olarak devre dışı bırakılacak. Ancak genç kullanıcılar isterlerse ayarlarını değiştirebilecek.

Bu nedenle uygulamanın kesin ve aşılamaz bir gece yasağı olarak sunulması doğru değil. İngiltere’nin tercihi, erişimi bütünüyle engellemekten çok koruyucu ayarları başlangıç noktası hâline getirmeyi amaçlıyor.

Hükümet ayrıca 18 yaş altındaki kullanıcıların yapay zekâ hizmetlerinde düzenli mola vermesi, ruh sağlığı konusunda tehlikeli veya doğrulanmamış tavsiyeler sunan sohbet sistemlerinin sınırlandırılması ve çocuklara ciddi tehdit oluşturduğu belirlenen yapay zekâ hizmetlerine müdahale edilmesi üzerinde çalışıyor.

İngiltere modelinin güçlü tarafı, sorunu yalnızca hesap açma yaşına bağlamayıp platformun ürün özelliklerine yönelmesidir. Çünkü gece bildirimi, otomatik oynatma ve kişiselleştirilmiş akış teknik olarak tarafsız özellikler değildir. Bunların ortak amacı, kullanıcının platforma yeniden dönmesini ve daha uzun süre çevrim içi kalmasını sağlamaktır.

Ancak kullanıcının kolaylıkla değiştirebildiği bir ayarın şirketlerin dikkat ekonomisine dayalı iş modelini ne ölçüde dönüştürebileceği belirsizliğini koruyor.

Koruyucu varsayılan ayarlar davranışı etkileyebilir. Fakat şirketin geliri hâlâ kullanıcının platformda daha fazla zaman geçirmesine, daha çok içerik tüketmesine ve daha fazla veri bırakmasına bağlıysa temel çıkar çatışması devam eder.

Bu nedenle mesele yalnızca gençlerin gece sosyal medyaya girip girmemesi değildir. Platformun çocuğun uykusunu, dikkatini ve davranışını ticari kazanca dönüştürmek üzere tasarlanıp tasarlanmadığı da sorgulanmalıdır.

Avustralya raporu platformların içindeki güvenlik boşluğunu gösterdi

Avustralya Çevrim İçi Güvenlik Kurumunun 14 Temmuz’da yayımladığı rapor, yaş doğrulamasının tek başına neden yeterli olmadığını ortaya koydu.

Apple, Discord, Google, Meta, Microsoft, Snap ve WhatsApp’ın yasal bildirimlerine dayanan rapor, şirketlerin çocukların cinsel istismarı, çevrim içi kandırılması ve cinsel şantajla mücadele sistemlerini inceledi.

Çevrim içi cinsel şantaj, kişinin mahrem görüntülerinin yayımlanacağı tehdidiyle para, yeni görüntü veya başka taleplere zorlanması anlamına geliyor. Suçlular çoğu zaman sahte hesaplarla güven ilişkisi kuruyor, ardından konuşmayı özel veya şifreli mesajlaşma alanına taşıyor.

Avustralya makamları, 1 Temmuz-31 Aralık 2025 arasında 2 binden fazla cinsel şantaj şikâyeti aldı. En fazla etkilenen grup 18-24 yaşındaki genç erkekler oldu. Yaklaşık 2 bin gencin katıldığı ayrı araştırmada ise 16-18 yaş grubundakilerin yüzde 11,3’ü cinsel şantaja uğradığını bildirdi. Mağdurların yüzde 57,7’si bu durumla 16 yaşından önce karşılaştığını belirtti.

Rapora göre büyük teknoloji şirketlerinin kullandığı güvenlik araçları hizmetler arasında önemli farklılıklar gösteriyor. Bir şirketin belirli bir platformunda kullandığı tehdit dili veya davranış örüntüsü tespit sistemi, aynı şirkete ait başka bir mesajlaşma ya da görüntülü görüşme hizmetinde kullanılmayabiliyor.

WhatsApp, iMessage, Discord ve Google Messages gibi hizmetlerde kullanıcıların cinsel şantajı veya çocuk istismarını açık ve kolay biçimde bildirebilmesine ilişkin eksiklikler bulunduğu belirtildi. Özel mesajlaşma, canlı yayın ve görüntülü görüşmeler en önemli kör noktalardan biri olarak öne çıktı.

Avustralya düzenleyicisi, görüntülü görüşmelerde canlı çocuk istismarını önceden tespit etmeye yönelik araç kullandığını bildiren tek şirketin Microsoft olduğunu açıkladı. Google ve Snap’in bilinen istismar içeriklerini belirleme kapasitesini geliştirdiği, Meta’nın çevrim içi kandırmayı tespit etmeye yönelik yeni araçlar kullandığı, Discord’un ise bilinen istismar bağlantılarını engellemeye başladığı kaydedildi.

Buna rağmen güvenlik düzeyinin platformlar ve hizmetler arasında parçalı kaldığı bildirildi.

Bu sonuçlar önemli bir ayrımı ortaya koyuyor. Yaş doğrulaması platformun kapısındaki güvenlik kontrolüdür. Ancak çocuğun içeride kimlerle karşılaştığını, hangi mesajlara maruz kaldığını veya bir uygulamada başlayan suçun başka bir hizmette nasıl sürdürüldüğünü tek başına önleyemez.

Şirketlerin yalnızca mağdurun şikâyetini beklemesi de yeterli değildir. Tekrarlanan tehdit ifadelerinin, sahte hesap ağlarının, aynı görüntülerin ve platformlar arasındaki olağan dışı hareketlerin erken aşamada belirlenmesi gerekir.

Bunun yapılması sırasında haberleşme mahremiyetini ortadan kaldıran sınırsız bir gözetim düzenine de başvurulmamalıdır. Yeni politikanın en zor sorusu burada ortaya çıkıyor: Çocukları korurken mahremiyet nasıl korunacak, mahremiyet korunurken şirketlerin güvenlik sorumluluğundan kaçması nasıl önlenecek?

Kullanım ile problemli kullanım aynı değil

Çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin düzenlemeler bilimsel verileri basitleştirmemeli. Bütün sosyal medya kullanımlarını ve bütün çocukları aynı kabul etmek doğru bir politika üretmez.

Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisinin Avrupa, Orta Asya ve Kanada’daki 44 ülke ve bölgede yaklaşık 280 bin genci kapsayan araştırmasına göre problemli sosyal medya kullanımı 2018’de yüzde 7 iken 2022’de yüzde 11’e yükseldi. Oran kızlarda yüzde 13, erkeklerde yüzde 9 olarak ölçüldü.

Problemli kullanım; kişinin kullanımını denetlemekte zorlanması, sosyal medyadan uzak kaldığında yoksunluk benzeri belirtiler yaşaması, diğer faaliyetleri ihmal etmesi ve olumsuz sonuçlara rağmen kullanmayı sürdürmesi biçiminde tanımlanıyor.

Bununla birlikte Dünya Sağlık Örgütü, yoğun ancak problemli olmayan kullanımın bazı gençlerde akran desteğini ve sosyal bağları güçlendirebildiğini de belirtiyor. Dolayısıyla kullanım süresi tek başına teşhis ölçütü değildir.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün Haziran 2026’da yayımladığı rapor da sosyal medya ile çocukların refahı arasındaki ilişkinin karmaşık olduğunu vurguluyor. Dijital hizmetler öğrenme, yaratıcılık, iletişim ve arkadaşlık imkânları sunarken aşırı kullanım, zararlı içerik, siber zorbalık ve sömürücü tasarım akademik başarı ve refah üzerinde olumsuz sonuçlar oluşturabiliyor.

Dünya Mutluluk Raporu 2026’da 47 ülkedeki 15 yaş grubu incelendiğinde, sosyal medyada günde yedi saatten fazla zaman geçiren gençlerin yaşam memnuniyetinin bir saatten az kullananlara göre belirgin biçimde düşük olduğu görülüyor. Ancak rapor bu ilişkiyi bütün ülkeler ve bütün kullanım biçimleri için aynı şekilde açıklamıyor.

Batı Avrupa ve İngilizce konuşulan ülkelerde ağır kullanım ile düşük refah arasındaki ilişki daha güçlü görünürken Latin Amerika, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. İletişim amacıyla kullanılan platformlar ile algoritmik akış ve sosyal karşılaştırma üzerine kurulu platformlar da aynı etkiyi üretmiyor.

Rapordaki en önemli uyarılardan biri, gençlerin refahındaki düşüşün yalnızca sosyal medyayla açıklanamayacağıdır. Okula aidiyetin düşük düzeyden yüksek düzeye çıkmasının yaşam memnuniyetiyle ilişkisi, bazı örneklemlerde yoğun sosyal medya kullanımının azaltılmasıyla ilişkilendirilen farktan dört ila altı kat daha güçlü görünüyor.

Bu nedenle aile ilişkileri, okul baskısı, yalnızlık, ekonomik eşitsizlik, güven duygusu ve çevrim dışı sosyal imkânlar göz ardı edilerek yalnızca telefon ekranına bakmak eksik bir değerlendirme olur.

Bilimsel açıdan doğru soru “Sosyal medya iyi mi, kötü mü?” değildir. Asıl soru, hangi kullanım biçiminin, hangi çocuk için, hangi şartlarda ve hangi platform tasarımı altında risk oluşturduğudur.

Platformlar bir “ürün tuzağı” oluşturuyor

Sosyal medya düzenine yönelik eleştirel tezlerden biri, kullanıcıların platformlarda yalnızca özgür tercihleri nedeniyle bulunmadığını savunuyor.

Dünya Mutluluk Raporu’nda yer verilen “ürün tuzağı” yaklaşımına göre gençler sosyal medyayı çoğu zaman diğer gençler kullandığı için kullanmak zorunda hissediyor. Platformdan ayrılmak yalnızca bir uygulamadan vazgeçmek değil, arkadaş çevresinden, okul haberlerinden, gündemden ve ortak kültürel alandan uzaklaşmak anlamına gelebiliyor.

Bu durumda bireysel olarak platformu bırakmak isteyen kişi, toplumsal çevresi orada kaldığı için bunu yapamıyor. Bazı araştırmalarda gençler Instagram ve TikTok’u kullanmaya devam etmek için para talep ederken, aynı zamanda bu platformların kendi çevrelerinden tamamen kaldırılması için para vermeye hazır olduklarını belirtiyor.

Bu tablo, “Beğenmiyorsan kullanma” yaklaşımının neden yetersiz olduğunu gösteriyor. Dijital platformların gücü yalnızca sundukları hizmetten değil, toplumsal hayatın zorunlu geçiş noktalarına dönüşmelerinden kaynaklanıyor.

Çocukların bireysel iradesi ile milyarlarca kullanıcı verisine, davranış bilimine ve gelişmiş öneri sistemlerine sahip şirketlerin tasarım gücü eşit değildir.

Yasak mı, güvenli tasarım mı?

Çocukların korunmasına ilişkin tartışmada iki yaklaşım öne çıkıyor.

Birinci yaklaşım, çocukların gelişimsel olarak hazır olmadıkları hizmetlerden ihtiyat amacıyla uzak tutulmasını savunuyor. İkinci yaklaşım ise genel yasakların kolay aşılabileceğini, çocukları daha denetimsiz alanlara yöneltebileceğini ve öğrenme, iletişim ve kendini ifade etme imkânlarını sınırlayabileceğini belirtiyor.

Avrupa Birliği uzman raporu da genel yaş yasaklarının kusursuz sonuç üretmediğini kabul ediyor. Yaş sınırı uygulanan bazı ülkelerde çocukların önemli bölümü farklı yöntemlerle hizmetlere erişmeye devam ediyor. Buna karşılık bazı çocukların riskli platformlardan uzaklaşıp spor ve yüz yüze iletişim gibi çevrim dışı faaliyetlere daha fazla zaman ayırdığı da görülüyor.

UNICEF, yaş sınırlamalarının daha geniş bir güvenlik politikasının parçası olabileceğini ancak tek başına yeterli olmayacağını bildiriyor. Yasakların ortak cihazlar, yanlış yaş beyanları veya daha az denetlenen hizmetler üzerinden aşılabileceğine dikkati çekiyor.

Kuruluşun en güçlü eleştirilerinden biri, ailelere yüklenen orantısız sorumluluktur. Ebeveynlerden tasarlamadıkları platformları denetlemeleri, göremedikleri algoritmaları takip etmeleri ve onlarca uygulamayı günün her saatinde kontrol etmeleri bekleniyor.

Oysa çocukların dikkatini, davranışlarını ve platformda geçirdikleri süreyi ölçen şirketler riskleri ailelerden çok daha ayrıntılı biçimde görebiliyor.

Doğru çözüm, yaş sınırı ile güvenli tasarım arasında tercih yapmak değildir. Yaşa dayalı ihtiyat tedbirleri, platformların yapısal sorumluluğu ve çocukların haklarıyla birlikte uygulanmalıdır.

Türkiye için asıl sınav uygulamada başlayacak

Türkiye’de 7578 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 22 Nisan 2026’da Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi ve 1 Mayıs’ta Resmî Gazete’de yayımlandı.

Düzenlemeye göre sosyal ağ sağlayıcılar, 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak ve yaş doğrulama dahil gerekli tedbirleri almakla yükümlü olacak. On beş yaşını doldurmuş çocuklara yetişkinlerden ayrıştırılmış hizmet sunulacak.

Platformlar ayrıca hesap ayarlarının yönetilmesi, kullanım süresinin izlenmesi ve sınırlandırılması ile satın alma, kiralama ve ücretli üyelik işlemlerinin ebeveyn iznine bağlanabilmesi için açık ve kullanılabilir ebeveyn kontrol araçları sağlayacak.

Bu hükümler, kanunun yayımlanmasından altı ay sonra, 1 Kasım 2026’da yürürlüğe girecek.

Türkiye böylece yaş sınırı bakımından Avrupa uzman heyetinin önerdiği 13 yaş tabanının üzerinde bir koruma eşiği belirledi. Ancak düzenlemenin başarısı yalnızca seçilen yaşla değil, uygulamanın niteliğiyle ölçülecek.

TÜİK’in 2024 araştırmasına göre 6-15 yaş grubundaki çocukların yüzde 66,1’i sosyal medya kullanıyor. Oran 6-10 yaş grubunda yüzde 53,5’e, 11-15 yaş grubunda yüzde 79’a ulaşıyor. Sosyal medya kullanan çocukların yüzde 97,9’u hizmetleri düzenli kullandığını belirtiyor.

Bu ölçek, düzenlemenin yalnızca hesap kapatma veya yaş beyanı kontrolüyle yürütülemeyeceğini gösteriyor.

Türkiye’nin ilk olarak mahremiyeti koruyan bir yaş doğrulama modeli oluşturması gerekiyor. Vatandaşların kimlik ve biyometrik verilerini her platforma ayrı ayrı vermesi kabul edilebilir bir yöntem değildir. Platformlara kullanıcının açık kimliği yerine yalnızca yaş eşiğini geçtiğini bildiren, kamu güvencesi altında çalışan ve bağımsız denetime açık bir doğrulama altyapısı kurulmalıdır.

İkinci olarak, kanunda yer alan “ayrıştırılmış hizmet” kavramı somutlaştırılmalıdır. On beş yaşını doldurmuş ancak 18 yaşına ulaşmamış kullanıcılar için yalnızca farklı bir kullanım sözleşmesi hazırlanması yeterli olmaz.

Bu hesaplarda profil varsayılan olarak gizli tutulmalı, yabancı yetişkinlerin doğrudan mesaj göndermesi sınırlandırılmalı, davranışa dayalı reklam ve hassas veri profillemesi kapatılmalıdır. Canlı yayın, konum paylaşımı, gece bildirimleri, otomatik oynatma, sonsuz kaydırma ve kişiselleştirilmiş öneriler yaşa uygun biçimde düzenlenmelidir.

Üçüncü olarak, düzenlemenin kapsamı bugünün sosyal medya tanımına hapsedilmemelidir. Çocukla sürekli konuşan, ona arkadaşlık, teselli veya ruh sağlığı tavsiyesi sunan bir yapay zekâ sistemi klasik sosyal medya tanımına girmese bile çocuk üzerinde güçlü bir güven ve bağlılık duygusu oluşturabilir.

Yapay zekâ arkadaşları, sohbet sistemleri, oyun platformları ve canlı yayın hizmetlerinin çocuklar için oluşturduğu riskler birlikte değerlendirilmelidir. Çocuklara hayat veya ruh sağlığı tavsiyesi veren sistemler yaşa uygunluk, veri kullanımı, kriz anında insan desteğine yönlendirme ve duygusal bağımlılık riski bakımından ayrıca denetlenmelidir.

Dördüncü olarak, Avustralya’dakine benzer düzenli ve karşılaştırılabilir şeffaflık raporları hazırlanmalıdır. Şirketler yalnızca kaç içeriği kaldırdıklarını değil, çocuk hesaplarına yönelik kaç şüpheli temas tespit ettiklerini, şikâyetlere ne kadar sürede cevap verdiklerini ve tekrar açılan fail hesaplarını nasıl engellediklerini de açıklamalıdır.

Özel mesajlaşma, canlı yayın ve görüntülü görüşme hizmetlerinde kullanılan güvenlik araçları bağımsız uzmanlar tarafından gerçek kullanıcı senaryolarıyla sınanmalıdır.

Beşinci olarak, çocuk güvenliği tek bir kurumun görevi olarak görülmemelidir. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu teknik ve platform denetimini, Kişisel Verileri Koruma Kurumu veri güvenliğini, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çocuk haklarını, Millî Eğitim Bakanlığı dijital ve medya okuryazarlığını, Sağlık Bakanlığı ise problemli kullanım ve ruh sağlığı boyutunu birlikte ele almalıdır.

Türkiye ayrıca yalnızca yasaklayan değil, güvenli seçenekler üreten bir politika geliştirmelidir. Spor, sanat, kültür, bilim ve yüz yüze sosyalleşme alanları güçlendirilmeden çocukların dijital dünyadan uzaklaştırılması kalıcı sonuç doğurmaz.

Çocuklara güvenli, nitelikli ve yerli dijital içerikler sunmak da bu politikanın parçasıdır. Dijital egemenlik yalnızca bir platformu engelleyebilme yetkisi değildir. Devletin algoritmik sistemleri inceleyebilmesi, çocuk verilerinin nasıl kullanıldığını denetleyebilmesi, şirketlerden hızlı müdahale talep edebilmesi ve toplumuna güvenli dijital seçenekler sunabilmesi de dijital egemenliğin gereğidir.

Sonuç

Avrupa Birliği, İngiltere ve Avustralya’nın çalışmaları kusursuz çözümler sunmuyor. Yaş sınırları aşılabilir, değiştirilebilir gece ayarları etkisiz kalabilir, yaş doğrulaması mahremiyet riski oluşturabilir ve özel mesajlaşmadaki suçlar bütünüyle görünür hâle getirilemeyebilir.

Ancak üç gelişmenin ortak hükmü açıktır: Çocuk güvenliği ailelerin bireysel denetimine ve teknoloji şirketlerinin gönüllü tercihlerine bırakılamaz.

Çocukların korunması için yalnızca zararlı içeriğin kaldırılması yetmez. O içeriği öneren algoritmanın, çocuğu platformda tutan tasarımın, yabancılarla teması kolaylaştıran mesajlaşma sisteminin ve çocukla insan benzeri ilişki kuran yapay zekânın da denetlenmesi gerekir.

Çocuğa telefonu bırakmasını söylemek önemlidir. Fakat gerçek çözüm, çocuğun telefonu bırakamaması üzerine kurulmuş platform mimarisini değiştirmektir.

Kaynakça

1. Avrupa Komisyonu, “Child Safety Online: Protecting and Empowering Minors in a Digital World” raporu:

https://

commission.europa.eu/document/downl

oad/d833504d-5ec3-4fac-945f-38e7d0bd5326_en?filename=Special-panel-report.pdf

…

2. Avrupa Komisyonu, Çocukların Çevrim İçi Güvenliği Özel Heyeti:

https://

commission.europa.eu/topics/digital

-economy-and-society/protecting-children-online/special-panel_en

…

3. Avrupa Komisyonu, heyet raporu ve kamuoyu araştırmasına ilişkin açıklama:

https://

commission.europa.eu/news-and-media

/news/europeans-concerned-about-child-safety-online-new-report-publishes-recommendations-2026-07-13_en

…

4. İngiltere hükümeti, 16 ve 17 yaşındaki kullanıcılar için gece kısıtlaması ve koruyucu varsayılan ayarlar:

https://

gov.uk/government/new

s/new-social-media-curfews-and-crackdown-on-addictive-features-to-better-protect-16-and-17-year-olds-online

…

5. İngiltere hükümeti, çocukların çevrim içi korunmasına ilişkin düzenleme bilgi notu:

https://

gov.uk/government/pub

lications/fact-sheet-new-rules-to-protect-children-online/fact-sheet-new-rules-to-protect-children-online

…

6. Avustralya Çevrim İçi Güvenlik Kurumu, teknoloji şirketlerindeki cinsel şantaj açıklarına ilişkin açıklama:

https://

esafety.gov.au/newsroom/media

-releases/esafety-report-reveals-big-tech-blind-spots-in-protecting-children-and-young-adults-from-sexual-extortion

…

7. Avustralya Çevrim İçi Güvenlik Kurumu, üçüncü dönem şeffaflık raporu:

https://

esafety.gov.au/industry/basic

-online-safety-expectations/child-sexual-exploitation-and-abuse-material-and-activity/periodic-notice-report-3-snapshot

…

8. Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi, “Teens, Screens and Mental Health”:

https://

who.int/europe/news/it

em/25-09-2024-teens%E2%80%93screens-and-mental-health

…

9. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü, “Growing up in the Social Media Age”:

https://

oecd.org/en/publication

s/growing-up-in-the-social-media-age_a1132839-en/full-report.html

…

10. Dünya Mutluluk Raporu 2026, sosyal medya ve gençlerin refahına ilişkin genel değerlendirme:

https://

worldhappiness.report/ed/2026/execut

ive-summary-happiness-and-social-media/

…

11. Dünya Mutluluk Raporu 2026, ülkeler arası sosyal medya ve refah karşılaştırması:

https://

worldhappiness.report/ed/2026/intern

ational-evidence-on-happiness-and-social-media/

…

12. Dünya Mutluluk Raporu 2026, sosyal medya ve “ürün tuzağı” analizi:

https://

worldhappiness.report/ed/2026/social

-media-wasting-time-and-product-traps/

…

13. UNICEF, yaş sınırlarının tek başına yeterli olmadığına ilişkin açıklama:

https://

unicef.org/turkiye/en/pre

ss-releases/age-restrictions-alone-wont-keep-children-safe-online

…

14. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 7578 sayılı Kanun bilgileri:

https://

tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/5

f9ced52-3776-46e4-be23-019cb8da2666

…

15. Türkiye Büyük Millet Meclisi, sosyal ağ sağlayıcılara getirilen çocuk güvenliği yükümlülükleri:

https://

tbmm.gov.tr/Haber/Detay?Id

=9592f353-bfdb-4e23-8b3b-019db6dba50c

…

16. Anadolu Ajansı, 7578 sayılı Kanun’un Resmî Gazete’de yayımlanmasına ilişkin haber:

https://

aa.com.tr/tr/gundem/sosy

al-hizmetler-kanunu-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-resmi-gazetede/3923993

…

17. Türkiye İstatistik Kurumu, Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması 2024:

https://

veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/53638

Kaynak gönderi

Kaynak gönderiyi X’te aç →

Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.

Sayaç ve gizlilik

Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.

SöyleX’e dön →Ana SayfaBütün yayınlar →
Dr. Muhammed Ersin TOY

Medya, iletişim ve kültür üzerine yazılar ve araştırmalar.

Yazar hakkında →