ALGORİTMALARIN VİCDANI YOKTUR: BİK VE TÜRK MEDYASININ YENİ EŞİĞİ
Konu ve bağlam
Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdülkadir Çay, Kırşehir’deki Dijital Medya Çalıştayı’nda ekonomik sürdürülebilirlik, teknoloji ve mesleki etiği birlikte ele alarak “Algoritmaların vicdanı yoktur” dedi. Bu uyarıyı, yapay zekâ çağında haberin sorumluluğunun insanda kalması ve gazetecilik emeğinin korunması açısından değerlendiriyorum.

Bu yazıda · Bölümlere git
ALGORİTMALARIN VİCDANI YOKTUR: BİK VE TÜRK MEDYASININ YENİ EŞİĞİ
Dr. Muhammed Ersin Toy
Medya Stratejisti
Bazı cümleler yalnızca söylendiği konuşmayı değil, içinden geçilen dönemin temel meselesini de özetler.
Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdülkadir Çay’ın Kırşehir’de düzenlenen Dijital Medya Çalıştayı’nda söylediği “Algoritmaların vicdanı yoktur” sözü de böyledir.
Bu ifade, yapay zekâya karşı kurulmuş duygusal veya teknolojiyi reddeden bir cümle değildir. Aksine yapay zekânın gazetecilikte nerede durması, hangi sınırlar içinde kullanılması ve editoryal sorumluluğun kimde kalması gerektiğini anlatan temel bir ilkedir.
Çünkü bugün medya yalnızca yeni bir teknolojiyle karşı karşıya değildir.
Medyanın üretim, dağıtım, görünürlük, gelir, telif, doğrulama ve güven düzeni baştan aşağı yeniden kurulmaktadır.
Abdülkadir Çay, 18 Ekim 2025’te Basın İlan Kurumu Genel Müdürlüğüne atandı. Çay, bu görevden önce 2013 yılından itibaren Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfında genel müdür olarak görev yapıyordu. Kamu yönetimi eğitiminin ardından yönetim ve organizasyon alanında yüksek lisansa başlayan Çay’ın özel sektör, dış ticaret, kurumsal yeniden yapılanma ve sivil toplum alanlarında da uzun yıllara dayanan bir tecrübesi bulunuyor.
Ancak bu görevlendirmenin medya açısından gerçek anlamı, yalnız Çay’ın öz geçmişinde değil; medya sektörünün karşı karşıya bulunduğu dönüşümü hangi kavramlarla okuduğunda ortaya çıkacaktır.
Çay, Kırşehir’deki konuşmasında dijital haberciliğin önünde üç temel sınav bulunduğunu söyledi:
Ekonomik sürdürülebilirlik, teknolojik bütünleşme ve mesleki etik.
Aslında bu üç başlık, yalnız internet gazeteciliğinin değil, yapay zekâ çağındaki bütün medya düzeninin temel meselesidir. Çay aynı konuşmada yapay zekânın kusursuz metinler üretebileceğini; fakat editoryal sorumluluk üstlenemeyeceğini, toplumsal travmayı, insan onurunu ve hukuki sonuçları değerlendiremeyeceğini vurguladı.
Bu yaklaşım önemlidir. Çünkü medyanın yaşadığı kırılmayı hâlâ “basılı gazete mi, internet sitesi mi?” sorusuyla açıklamaya çalışan bir bakış, çağın gerisinde kalmıştır.
Bugünkü mesele kâğıt ile ekran arasındaki rekabet değildir.
Asıl mesele insan tarafından üretilen haber ile algoritmalar tarafından işlenen, özetlenen, yeniden paketlenen ve kullanıcıya cevap olarak sunulan bilgi arasındaki ilişkidir.
Sosyal medyadan sonra ikinci büyük kırılma
İletişim tarihi yalnız araçların değişim tarihi değildir. Her yeni iletişim aracı, bilginin kim tarafından üretileceğini, kim tarafından dağıtılacağını, kimin görünür olacağını ve hakikat üzerinde kimin söz sahibi olacağını da yeniden belirlemiştir.
Sosyal medya, geleneksel medyanın dağıtım gücünün önemli bir bölümünü dijital platformlara taşıdı. Haber, gazetenin, televizyonun, ajansın veya haber sitesinin kendi mecrasından çıkarak algoritmik akışların içine girdi.
Yapay zekâ ise medyada ikinci büyük platform kırılmasını başlattı.
Bu kez haber yalnızca dağıtılmıyor. Yapay zekâ sistemleri tarafından okunuyor, sınıflandırılıyor, özetleniyor, yeniden biçimlendiriliyor ve çoğu zaman kullanıcı asıl kaynağa gönderilmeden cevap hâline getiriliyor.
Eskiden kullanıcı bir soru sorar, arama sonuçlarını görür ve haber sitesine giderdi. Bugün sorusunu doğrudan yapay zekâ arayüzüne yöneltiyor ve cevabını oradan alıyor.
İnternet, link ekonomisinden cevap ekonomisine geçiyor.
Bu dönüşüm kullanıcı açısından büyük bir kolaylık gibi görünmektedir. Fakat bu kolaylığın bedelini çoğu zaman haberi üreten medya kuruluşu ödemektedir.
Muhabir sahaya gidiyor.
Editör doğrulama yapıyor.
Haber kurumu arşivini, birikimini, markasını ve kurumsal sorumluluğunu ortaya koyuyor.
Fakat yapay zekâ bu haberi özetleyerek kullanıcıyı kendi arayüzünde tuttuğunda emek yayıncıda; trafik, veri ve ekonomik değer platformda kalıyor.
Dolayısıyla mesele yalnız teknolojik verimlilik değildir. Bu aynı zamanda gazetecilik emeğinin görünürlüğü ve ekonomik karşılığı meselesidir.
Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsünün 51 ülke ve bölgeden 280 medya yöneticisinin katılımıyla hazırladığı 2026 raporu, yayıncıların arama motorlarından gelen trafiğin önümüzdeki üç yılda yüzde 43 civarında düşmesini beklediğini gösteriyor. Rapora göre Facebook ve X’ten haber sitelerine gelen yönlendirme trafiği de son yıllarda ciddi biçimde geriledi. Arama motorları giderek cevap motorlarına dönüşürken medya kuruluşları iki taraftan sıkışıyor: Sosyal medya eskisi kadar bağlantı göndermiyor, yapay zekâ ise kullanıcıyı kaynağa gitmeden cevapla buluşturuyor.
Google Zero’dan People Zero’ya
Bu gelişme çoğunlukla “sıfır tıklama” veya “Google Zero” kavramlarıyla anlatılıyor.
Fakat bundan daha derin bir tehlike vardır:
People Zero.
Google Zero, haber sitesinin trafik kaybetmesidir.
People Zero ise okurun haber kurumu, muhabir, kaynak, tanıklık ve bağlamla bağının kopmasıdır.
Okur habere değil, platformun cevabına temas eder.
Haber kurumu görünmezleşir.
Kaynak görünmezleşir.
Muhabirin emeği görünmezleşir.
Bağlam görünmezleşir.
Sonunda hakikat, onu üreten kurumdan koparılır ve platformun hazırladığı akıcı cevabın içinde eritilir.
Bu sorun Türkiye açısından artık teorik değildir.
Yapay zekâ özetleri ve sıfır tıklamalı arama sonuçları, internet haber sitelerinin ziyaretçi sayılarını ve Basın İlan Kurumu ölçüm sistemlerini de etkileyebilir. Kullanıcı habere ulaşmasına rağmen haber sitesine girmiyorsa, klasik ziyaretçi ölçümü yayıncının gerçek etkisini ve haber emeğinin kullanımını tam olarak gösteremez.
Tam da bu noktada Basın İlan Kurumunun önündeki önemli sorulardan biri şudur:
Bir haber, insanlar tarafından okunmadan yapay zekâ sistemleri tarafından taranıyor, özetleniyor ve milyonlarca kullanıcıya sunuluyorsa bu haberin değeri nasıl ölçülecektir?
Yalnız insan ziyaretçilerin sayıldığı bir ölçüm sistemi, makine okurların ve cevap motorlarının oluşturduğu yeni düzende yeterli olabilir mi?
Bir haber sitesi, tıklama almamasına rağmen yapay zekâ cevaplarının temel kaynaklarından biri hâline geliyorsa yayıncının ürettiği değer nasıl korunacaktır?
Bunlar artık yalnız teknik sorular değildir. Resmî ilan düzeninin, medya ekonomisinin ve yerel basının geleceğiyle doğrudan ilgilidir.
Gazetecilik yalnızca metin üretmek değildir
Abdülkadir Çay’ın “Algoritmaların vicdanı yoktur” sözü, bu dönüşümün etik boyutunu açıklayan en doğru ifadelerden biridir.
Gazetecilik yalnızca dil bilgisi kurallarına uygun, akıcı ve düzgün bir metin üretmek değildir.
Gazetecilik;
bilginin doğruluğunu araştırmak,
kaynaklar arasında ayrım yapmak,
bir olayın toplumsal sonuçlarını değerlendirmek,
mağdurun onurunu korumak,
hukuki sorumluluğu gözetmek,
güç sahiplerini denetlemek,
bağlam kurmak
ve yayımlanan her bilginin arkasında kurumsal sorumluluk taşımaktır.
Yapay zekâ büyük veri yığınlarını saniyeler içinde tarayabilir. Belgeleri karşılaştırabilir, deşifre yapabilir, arşivleri sınıflandırabilir ve haber odalarına önemli bir hız kazandırabilir.
Fakat bir çocuğun ölümünün toplumsal ağırlığını hissedemez.
Bir savaş haberinin insanlar üzerinde doğuracağı travmayı tartamaz.
Bir mağdurun isminin yayımlanmasının sonuçlarını vicdani bir muhakemeyle değerlendiremez.
Bir kelimenin toplumsal barış veya insan onuru açısından oluşturacağı sonucu kendi başına ölçemez.
Çünkü yapay zekâ veriyi işler; insan ise anlam, sorumluluk ve ahlaki hüküm üretir.
Bu nedenle medya yapay zekâya karşı değildir.
Medya, yapay zekânın gazetecinin yerine geçirilen denetimsiz bir özne hâline gelmesine; haber emeğini değersizleştiren, kaynağı görünmez kılan ve editoryal sorumluluğu belirsizleştiren kullanım biçimlerine karşıdır.
Akıcı cevap, doğru cevap zannedilebilir
Sosyal medya çağında yanlış bilgi çoğu zaman gürültülüydü.
Sansasyonel bir başlıkla, kötü hazırlanmış bir görselle veya açık biçimde taraflı bir hesap üzerinden yayılıyordu.
Yapay zekâ çağında yanlış veya eksik bilgi daha tehlikeli bir biçime bürünebilir.
Düzgün yazılmış, sakin, ikna edici ve otoriter görünen bir cevap olarak karşımıza çıkabilir.
Bu nedenle çağın en önemli medya okuryazarlığı sorunlarından biri şudur:
Akıcı cevap, doğru cevap zannedilebilir.
Yapay zekâ tarafından verilen bir cevabın dil bakımından kusursuz olması, o cevabın doğru, eksiksiz veya tarafsız olduğunu göstermez.
Hangi kaynakların seçildiği, hangi kaynakların dışarıda bırakıldığı, hangi bağlamın korunduğu ve hangi ifadelerin öne çıkarıldığı önemlidir.
Bu nedenle yapay zekâ arayüzleri yalnız teknik araçlar değildir. Haberi seçen, sıralayan, özetleyen ve kullanıcıya tek bir anlatı hâlinde sunan yeni eşik bekçileridir.
Bugünün medya sorusu artık yalnızca “Haberi kim yazıyor?” değildir.
Asıl soru şudur:
Haberi kim özetliyor?
Hangi kaynağı güvenilir kabul ediyor?
Hangi bağlamı dışarıda bırakıyor?
Hangi yayın kuruluşunu görünür kılıyor?
Hangi yayın kuruluşunu sistemin dışında bırakıyor?
Sentetik medya ve hakikat savunması
Çay’ın dikkat çektiği bir başka önemli mesele sentetik medyadır.
Yapay zekâ tarafından oluşturulan sahte videolar, manipüle edilmiş ses kayıtları ve gerçek kişileri söylemedikleri sözleri söylemiş gibi gösteren görüntüler artık yalnızca bireysel dolandırıcılık araçları değildir.
Seçim süreçlerini, savaşları, toplumsal olayları, diplomatik krizleri ve devletlerin güvenliğini etkileyebilecek propaganda silahlarına dönüşmektedir.
Çay, yapay zekâ üretimi sahte görüntülerin, manipüle edilmiş seslerin ve algoritmik dezenformasyonun gerçek ile sahte arasındaki ayrımı giderek zorlaştırdığına dikkat çekti.
Bu tehdide karşı yalnız “Bu içerik yapay zekâyla üretilmiştir” etiketi yeterli olmayacaktır.
İçeriğin kaynağını izleyebilen sistemlere ihtiyaç vardır. Bu sistemler, içeriği kimin ürettiğini, sonradan nasıl değiştirildiğini ve kimin yayımladığını göstermelidir. Böylece içeriğin özgün olup olmadığı denetlenebilir.
Haber odaları için yapay zekâ kullanım ilkeleri oluşturulmalıdır.
Hangi içeriklerde yapay zekâ kullanıldığı açıklanmalıdır.
Yapay zekâ üretimi içeriklerin insan editör tarafından denetlenmesi zorunlu hâle getirilmelidir.
Fotoğraf, video ve seslerin özgünlüğünü doğrulayacak teknik altyapılar yaygınlaştırılmalıdır.
Bunlar yalnız teknik tedbirler değil, kamusal hakikati koruma tedbirleridir.
Yerel basın yeni düzenin en kırılgan alanıdır
Yapay zekâ çağındaki ekonomik dönüşüm, bütün medya kuruluşlarını aynı ölçüde etkilemeyecektir.
Büyük uluslararası medya şirketleri yapay zekâ firmalarıyla lisans anlaşmaları yapabilir. Kendi hukuk ekiplerini, veri altyapılarını ve teknoloji birimlerini kurabilir.
Fakat yerel gazeteler, bağımsız internet haber siteleri ve küçük yayıncılar aynı pazarlık gücüne sahip değildir.
Reuters Institute raporunda da yerel yayıncıların önemli bir bölümünün yapay zekâ şirketlerinden gelir elde etmeyi beklemediği görülüyor. Bu durum, yapay zekâ çağının medya alanındaki eşitsizlikleri azaltmak yerine daha da büyütebileceğini gösteriyor.
Yerel basının görünmezleşmesi yalnız birkaç gazetenin ekonomik sorun yaşaması anlamına gelmez.
Yerel basın, bulunduğu ilin ve ilçenin hafızasıdır.
Belediyeyi, kamu kurumlarını, yerel ekonomiyi, afetleri, toplumsal sorunları ve vatandaşın gündelik hayatını takip eder.
Ulusal medya tarafından görülmeyen olayları kayıt altına alır.
Yerel medya zayıfladığında yalnız bir işletme kapanmaz; bir şehrin hafızası, denetim kapasitesi ve kendi hikâyesini anlatma imkânı da zayıflar.
Bu nedenle Basın İlan Kurumunun yapay zekâ dönemindeki en önemli görevlerinden biri, yerel medyanın teknoloji şirketleri karşısında yalnız bırakılmamasıdır.
Basın İlan Kurumunun tarihî görevi genişliyor
Basın İlan Kurumu, 1961 yılında resmî ilan ve reklamların süreli yayınlara fikir ve içtihat farkı gözetilmeksizin dağıtılmasını sağlamak amacıyla kuruldu. Bugün Kurum, 81 ilde gazete, internet haber sitesi ve dergileri kapsayan bir yapıyla faaliyet yürütüyor; resmî ilan desteğinin yanı sıra basın kuruluşlarına ve basın çalışanlarına çeşitli destekler sağlıyor.
Kurumun tarihî görevi, basının ekonomik sürdürülebilirliğini ve çoğulculuğunu desteklemektir.
Fakat yapay zekâ çağında bu görevin kapsamı genişlemektedir.
Basın İlan Kurumu artık yalnız resmî ilanların adil biçimde dağıtılmasını sağlayan bir kurum olarak düşünülmemelidir.
Kurum, haber emeğinin algoritmik çağdaki haklarını koruyan; yerel medyanın teknolojik dönüşümüne öncülük eden; yeni ölçüm, telif, doğrulama ve meslek standartları geliştiren kurumsal akıllardan birine dönüşmelidir.
Abdülkadir Çay’ın göreve başladıktan sonra Kurumun temel hedeflerini basının sektörel sürdürülebilirliği ve gazetecilik meslek standartlarının güçlendirilmesi olarak açıklaması bu bakımdan önemlidir.
Ancak gerçek sınav, bu yaklaşımın somut bir medya politikasına dönüştürülmesidir.
Basın İlan Kurumu önümüzdeki dönemde yalnız sayfa görüntüleme ve ziyaretçi sayılarını değil, haberin yapay zekâ sistemleri tarafından kullanımını da dikkate alan yeni ölçüm yöntemlerini tartışmalıdır.
Yerel ve küçük yayıncıların yapay zekâ şirketleri karşısında ortak lisanslama ve telif mekanizmaları geliştirebilmesi desteklenmelidir.
Haber sitelerine yapay zekâ uyumlu veri, arşiv, üst veri, kaynak işaretleme ve içerik doğrulama altyapıları konusunda teknik destek verilmelidir.
Gazetecilere yalnız “yapay zekâ nasıl kullanılır?” eğitimi değil; “yapay zekânın ürettiği içerik nasıl denetlenir, yanlış bilgi nasıl tespit edilir ve editoryal sorumluluk nasıl korunur?” eğitimi verilmelidir.
Basın Ahlak Esasları, üretken yapay zekâ, sentetik medya, kaynak şeffaflığı ve insan denetimi başlıklarıyla yeniden değerlendirilmelidir.
Çünkü etik kurallar yalnız insan gazetecinin yapabileceklerini değil, yapay zekâ kullanımının sınırlarını da kapsamak zorundadır.
Özetlenemeyen gazetecilik
Yapay zekâ çağında medyanın cevabı daha fazla ve daha hızlı içerik üretmek değildir.
Çünkü yapay zekâ genel bilgiyi, servis gazeteciliğini, hava durumunu, ürün tavsiyesini ve “nedir, nasıl yapılır?” türü metinleri kolaylıkla özetleyebilir.
Medyanın asıl gücü, yapay zekânın kolaylıkla ikame edemeyeceği alandadır:
Saha haberciliğinde.
İnsan tanıklığında.
Araştırmada.
Doğrulamada.
Röportajda.
Arşivde.
Yerel bilgide.
Güçlü bağlamda.
Editoryal sorumlulukta.
Reuters Institute raporunda medya yöneticilerinin özgün araştırmaya, saha haberciliğine, bağlamsal analize, insan hikâyelerine, video ve ses formatlarına daha fazla yatırım yapmayı planlaması bu nedenle tesadüf değildir.
Yapay zekâ, kolayca özetlenebilen haberi birbirinin yerine kullanılabilen ticari bir ürüne dönüştürür.
Buna karşılık özetlenemeyen gazetecilik değer kazanır.
Geleceğin güçlü medya kurumu yalnız haber metni üreten kurum olmayacaktır. Haberini video, ses, belgesel, podcast, canlı yayın, veri haberciliği ve doğrudan okur ilişkisi içinde yaşatabilen kurum olacaktır.
Mesele aynı zamanda dijital egemenliktir
Türkiye açısından bu tartışma yalnız medya sektörünün ekonomik geleceği değildir.
Türkiye’nin haberleri, toplumsal hafızası, dış politika tezleri, kriz anındaki bilgileri, güvenlik meseleleri, savunma sanayii, aile, çocuk, din, kültür ve Filistin gibi temel meseleleri küresel yapay zekâ arayüzlerinde hangi kaynaklara dayanarak özetlenecektir?
Hangi yerli kaynaklar güvenilir kabul edilecektir?
Hangi haber kuruluşları görünür olacaktır?
Hangi bağlamlar eksiltilecektir?
Türkiye’nin kendi ürettiği haberler küresel platformlarda işlenip, Türkiye’ye yine bu platformların seçtiği bağlam içinde cevap olarak sunuluyorsa bu yalnız trafik kaybı değildir.
Bu, hakikat alanının el değiştirmesidir.
Dijital egemenlik yalnız yerli veri merkezi, iletişim altyapısı veya teknoloji şirketi kurmak değildir.
Ulusal bilgi alanının hangi kaynaklar, hangi algoritmalar ve hangi görünürlük düzeni üzerinden işlendiğini görebilme ve gerektiğinde düzenleyebilme kapasitesidir.
Bu nedenle Basın İlan Kurumunun önündeki dönem, kurumun yalnız basın ekonomisi açısından değil, Türkiye’nin kamusal hakikat ve dijital egemenlik politikası açısından da önemli roller üstlenebileceği bir dönemdir.
Doğru cümleden doğru politikaya
Abdülkadir Çay, doğru zamanda önemli bir cümle kurdu:
“Algoritmaların vicdanı yoktur.”
Bu cümle yapay zekâ çağında gazetecilik için güçlü bir başlangıçtır.
Fakat şimdi bu cümlenin kurumsal bir politikaya dönüşmesi gerekmektedir.
Algoritmaların vicdanı yoksa insan denetimi güçlendirilmelidir.
Yapay zekâ kaynakları görünmez kılıyorsa kaynak şeffaflığı zorunlu hâle getirilmelidir.
Cevap motorları yayıncıların trafiğini kesiyorsa yeni ölçüm ve telif düzeni kurulmalıdır.
Yerel basın yapay zekâ şirketleriyle pazarlık edemiyorsa ortak koruma ve lisans mekanizmaları geliştirilmelidir.
Sentetik medya hakikati tehdit ediyorsa doğrulama ve dijital kaynak kökeni altyapısı oluşturulmalıdır.
Gazetecilik yalnız tıklanma sayısıyla ölçülemiyorsa güven, özgünlük, saha emeği, yerel etki ve kamu yararı da ölçüm sisteminin parçası olmalıdır.
Çünkü geleceğin medya düzeni teknolojiye karşı duranların değil, teknolojiyi insan denetimine, editoryal sorumluluğa ve kamu yararına bağlayanların omuzlarında yükselecektir.
Yapay zekâ veriyi işleyebilir.
Algoritma bilgiyi sıralayabilir.
Cevap motoru haberi özetleyebilir.
Fakat hakikate karşı sorumluluk taşıyamaz.
Gazeteciliğin özü insan, ruhu vicdandır.
Ve algoritmaların vicdanı yoktur.
Kaynak gönderi
Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.