← Analizler

Analizler Yapay zekâ ve medya ekonomisi ·

Google’a geçici tedbir: Yayıncının tercih hakkı nasıl korunacak?

Dr. Muhammed Ersin TOY

Konu ve bağlam

Rekabet Kurumunun 2 Kasım’da duyurduğu tedbir, haber yayıncılarının yapay zekâda içerik kullanımına ilişkin tercihlerini arama görünürlüğünden ayırmayı amaçlıyor. Türkiye için belirleyici soru, bu tercihin haber üretimine ve yayıncının pazarlık gücüne nasıl yansıyacağı.

Yapay zekâ arama özeti ile haber sayfaları arasındaki ekonomik değeri simgeleyen terazi; kavramsal çizim.
Yapay zekâ ile oluşturulmuş kavramsal illüstrasyon; gerçek olay fotoğrafı değildir.
Bu yazıda · Bölümlere git

Rekabet Kurumu, Google’ın yapay zekâyla cevap üreten arama özellikleri hakkında soruşturma açıldığını ve haber yayıncıları lehine geçici tedbir uygulanacağını 2 Kasım’da açıkladı. Rekabet Kurulunun 8 Ekim tarihli kararı, yayıncıların içeriklerinin bu hizmetlerde kullanılmasına ilişkin tercihlerini diğer Google hizmetlerindeki görünürlük ve indekslenmelerinden bağımsız biçimde kullanabilmesini hedefliyor.

Kurumun açıklamasında, içerik kullanımına ilişkin koşulların yayıncılar arasında ayrımcılık yaratmaması ve kullanılan içeriğin ekonomik değerini yansıtması da isteniyor. Soruşturma, Yapay Zekâ Önizlemeleri ve Yapay Zekâ Modu olarak adlandırılan hizmetlerin rekabet kurallarını ihlal edip etmediğini belirleyecek. Geçici tedbir, ihlalin kesinleştiği veya bütün yayıncılar için ortak bir ödeme tutarı belirlendiği anlamına gelmiyor.

Haberin merkezinde, içerik üreten kurumun hangi koşullarda gerçekten seçim yapabildiği bulunuyor. Bir yayıncı, içeriğini yapay zekâ cevabında kullandırmak istemediğinde okura ulaşma imkânını da kaybedeceğini düşünüyorsa, önündeki seçeneklerin ekonomik ağırlığı eşit değildir. Türkiye’deki kararın uygulaması, bu bağımlılığın nasıl azaltılabileceğini gösterecek. Ancak yayıncıya tercih hakkı verilmesiyle gazeteciliğin gelir sorununun çözülmesi ayrı sonuçlar. Bunların gerçekleşip gerçekleşmediğini görmek için kullanım koşullarının yanında okura erişimin ve haber üretimine dönen değerin de izlenmesi gerekiyor.

Kaynak gösterilmesi ile okura ulaşmak farklı

Bir haberin hazırlanması, olayın duyurulmasından ibaret değildir. Muhabir belgeye ulaşır, tarafları dinler, bilgileri karşılaştırır; editör anlatımı ve doğruluğu denetler. Bu süreçte emek, zaman ve para harcanır. Yapay zekâ cevabı ise farklı yayınlardan elde ettiği bilgileri aynı ekranda birleştirebilir. Kullanıcı aradığı açıklamayı burada bulduğunda özgün haberi açmadan ilerleyebilir.

Bu ihtimal, her yapay zekâ cevabının yayıncıya zarar verdiğini göstermez. Yeni bir okurun kaynağı keşfetmesi de mümkündür. Ekonomik sonucu belirleyen, bağlantının varlığından çok, okurun o bağlantıyla ne yaptığıdır. Bir kaynağın adının görünmesi, ziyaret edilmesi, düzenli takip edilmesi ve abonelik kazanması birbirinden farklı aşamalardır. Ölçüm bunları birbirine karıştırdığında yayıncının kazancı veya kaybı doğru değerlendirilemez.

Pew Araştırma Merkezinin Temmuz 2025 incelemesinde, yapay zekâ özeti görülen Google ziyaretlerinde geleneksel sonuç bağlantılarına tıklama yüzde 8, görülmeyenlerde yüzde 15 bulundu. Çalışma, ABD’de 900 yetişkinin Mart 2025 gezinme kayıtlarını kullanıyor; sonuç sayfaları nisanda yeniden toplanıyor. Bu gözlemsel karşılaştırma, Türkiye’deki güncel kaybın oranını veya bütün farkın yapay zekâdan kaynaklandığını kanıtlamıyor. Bulguyu Türkiye’ye taşımak için Türkçe aramalar ve yayıncı verileri üzerinde ayrıca ölçüm gerekiyor.

Türkiye’de yapılacak ölçümün haber türlerini de ayırması gerekir. Spor karşılaşmasının sonucunu arayan kullanıcıyla bir yolsuzluk iddiasının belgelerini inceleyen okurun ihtiyacı aynı değildir. Kısa bir cevabın yeterli olduğu aramayla bağlam gerektiren araştırmayı aynı ortalamada toplamak önemli farkları gizleyebilir. Yayıncıların karşılaştırılabilir dönemlerde yönlendirme trafiğini, doğrudan ziyaretleri ve abonelik dönüşümünü birlikte izlemesi, hangi ilişkinin değiştiğini daha açık göstermeye yardımcı olabilir. Böylece düzenlemenin etkisi tek bir toplam ziyaret rakamına sıkıştırılmaz.

Türkiye’de yayıncının pazarlık gücü

Nurullah Enes Süheyl Belada’nın 2024’te ASBÜ Hukuk Fakültesi Dergisinde yayımlanan araştırması, haber üreticisiyle haberi dağıtan platform arasındaki gerilimi karşılaştırmalı hukuk yöntemiyle inceliyor. Almanya, İspanya ve Avrupa Birliği deneyimlerini değerlendiren çalışma, küçük yayıncıların tek başına hak ararken karşılaşabileceği güçlükleri tartışıyor; hakların birlikte takip edilebilmesini savunuyor. Araştırma bir trafik ölçümü değil, hukuki düzenlemeler ve kararlar üzerinden geliştirilen bir değerlendirme.

Bu ayrım bugünkü Türkiye tartışmasına katkı sağlıyor. İçerik üzerinde bir hak tanımak, o hakkın ekonomik karşılığının kendiliğinden elde edileceği anlamına gelmez. Kullanım verilerini göremeyen, sözleşme hükümlerini karşılaştıramayan veya uzun bir uyuşmazlığın maliyetini taşıyamayan yerel yayıncının pazarlık imkânı sınırlı kalabilir. Dolayısıyla uygulanacak koşulların küçük haber merkezleri bakımından da anlaşılır ve kullanılabilir olması gerekir.

Burada toplu hareketin biçimi ayrıca önem taşır. Ortak hukuki destek, kullanımın ölçülmesi ve teknik bilgi paylaşımı yayıncıların kapasitesini artırabilir. Buna karşılık yalnız büyük kuruluşların temsil edildiği bir yapı, yerel ve bağımsız yayınların ihtiyaçlarını geride bırakabilir. Düzenlemenin başarısını değerlendirirken anlaşma sayısının yanında hangi yayıncıların sisteme katılabildiğine, hangi koşullarla katıldığına ve itirazlarının nasıl karşılandığına bakılmalı.

Haberlerin ekonomik değerini yalnız tıklama sayısına bağlamak da yetersiz kalabilir. Uzun bir araştırma az sayıda okura ulaşsa bile başka haberlerin dayanağı olabilir. Bir yerel muhabirin belgelediği çevre sorunu, ulusal gündeme taşındığında ilk üreticinin katkısı görünmezleşebilir. Bu örnekler belirli bir kuruluş hakkında tespit değil; içerik değerini hesaplarken özgünlüğün ve ilk habercilik emeğinin neden dikkate alınması gerektiğini gösteren durumlardır.

Okur bakımından kaynakla ilişkinin bir başka değeri de düzeltmedir. Özgün haber güncellendiğinde eski bilgiyi kullanan cevap aynı hızla değişmeyebilir. Bu nedenle ekonomik görüşmelerin yanında kaynağın tarihinin ve güncel sürümünün görünmesi de önem taşır. Haber merkezinin yaptığı düzeltmenin izlenebilmesi, yayıncının yalnız marka görünürlüğünü değil, kamuya karşı taşıdığı sorumluluğu da destekler. Kullanıcı hangi bilginin ne zaman değiştiğini anlayabilmelidir.

Bu yaklaşım yeniliğin önünü kapatmayı gerektirmez. Yapay zekâ, karmaşık bir konunun anlaşılmasını kolaylaştırırken okuru farklı kaynaklara da yönlendirebilir. Fakat bu yararın kalıcı olması, yararlanılan kaynakların üretim kapasitesinin sürmesine bağlıdır. Türkiye’de özgün araştırmayı, yerel haberciliği ve farklı editoryal sesleri yaşatacak ekonomik koşullar bu yüzden teknoloji politikasının da bir parçası olarak ele alınmalıdır. Bu değerlendirmeye bağımsız yayıncıların ve okurların da katılması gerekir.

Tercih hakkından denetlenebilir ilişkiye

Teknik kontrolün kapsamını doğru anlamak da gerekiyor. Google’ın 30 Ekim açıklaması, internet sitelerinin model eğitimine ilişkin tercihlerini ortak bir işaretle iletmesini desteklemeyi planlıyor. Şirket bunun için 2027’yi hedefliyor. Model eğitimi için açıklanan bu tercih, Türkiye’deki rekabet tedbirinin bütün koşullarının yerine getirildiğini göstermez. Eğitimde kullanım, güncel cevapta kullanım ve arama görünürlüğü ayrı ayrı incelenmeli.

İlk ölçüt, yayıncının tercihini kullanabildiğini görebilmesidir. Hangi içerik grubunun hangi hizmete açık olduğu anlaşılmalı; değişikliğin ne zaman yürürlüğe girdiği izlenebilmelidir. İkinci ölçüt, bu seçimin arama görünürlüğüyle ilişkisidir. Trafikteki her düşüşü otomatik olarak yaptırım saymak da, bütün değişimleri teknik güncellemelerle açıklamak da yeterli değildir. Sorgu türü, dönem, içerik alanı ve karşılaştırılabilir yayınlar dikkate alınmalıdır.

Üçüncü ölçüt, ekonomik karşılığın açıklanabilirliğidir. Kullanımın nasıl hesaplandığı bilinmezse yayıncı kendisine sunulan koşulları değerlendiremez. Dördüncü ölçüt, uyuşmazlık çıktığında erişilebilir bir başvuru yolunun bulunmasıdır. Bunlar bu analizde önerilen değerlendirme ölçütleridir; kamuya açıklanan tedbirde bütün ayrıntılarıyla kurulmuş bir sistemin mevcut olduğu iddiası değildir.

Fransız yayıncıların Google şikâyetini ele alan önceki analiz, içerik kullanımından doğan değerin paylaşılması meselesinin başka bir ülkedeki görünümünü açıklıyor. Türkiye’deki yeni gelişme ise tartışmayı doğrudan uygulanacak koşullara taşıyor. Yayıncının özgür seçimi, okurun güvenilir habere erişimi ve haberciliğin finansmanı birlikte değerlendirildiğinde daha sağlam bir çerçeve kurulabilir. Asıl sonuç, tercih düğmesinin bulunmasında değil, bu tercihin haber üreten kurumun günlük çalışma imkânında yaratacağı değişimde görülecek.

Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.

Sayaç ve gizlilik

Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.

Ana SayfaBütün yayınlar →
Dr. Muhammed Ersin TOY

Medya, iletişim ve kültür üzerine yazılar ve araştırmalar.

Yazar hakkında →