← SöyleX

Köşe Yazılarım Yapay zekâ ve gazetecilik ·

Yapay zekâ ve gazetecilikte görünmez editoryal güç

Dr. Muhammed Ersin TOY

Konu ve bağlam

Avrupa Yayın Birliği ve BBC öncülüğündeki araştırma, yapay zekâ sistemlerinin haber cevaplarında doğruluk, kaynak ve bağlam sorunları saptıyor. Bu bulgulardan hareketle, tek tek cümleler doğru görünse bile seçilen veya dışarıda bırakılan bilgilerin haberin anlamını nasıl değiştirebildiğini tartışıyorum.

Yapay zekâ ve gazetecilikte görünmez editoryal güç tanıtım tasarımı
Yapay zekâyla üretilmiş kavramsal illüstrasyon; haber fotoğrafı değildir.

Yapay zekânın gazetecilik açısından en büyük riski yalnızca yanlış bilgi üretmesi değildir; doğru bilgiyi seçerek, eksilterek ve yeniden çerçeveleyerek insanların gerçeklik algısı üzerinde görünmez bir editoryal güç kullanmasıdır.

Yapay zekâ sistemleri bazı güncel ve olgusal sorularda başarılı cevaplar verebilir.

Uzun bir açıklamayı kısaltabilir, farklı kaynakları karşılaştırabilir, yabancı dildeki haberleri çevirebilir ve karmaşık bir konuyu daha anlaşılır hâle getirebilir. Ancak bu başarı, yapay zekânın kendi başına güvenilir bir haber kaynağı veya tarafsız bir editör olduğu anlamına gelmez. Çünkü gazetecilikte doğruluk yalnızca cümledeki ismin, tarihin veya rakamın doğru olması değildir. Bir haberi doğru aktarmak için güncel ve güvenilir kaynaklara dayanan bilgi gerekir. Görüş ile olgu ayrılmalı, belirsizlikler kesin hükme çevrilmemelidir. Olayın tarihsel ve toplumsal bağlamı korunmalı, karşıt bilgiler dışarıda bırakılmamalıdır. Yapay zekâ bu unsurlardan birini kaybettiğinde, cümleleri tek tek doğru görünse bile haberin toplam anlamını değiştirebilir. Avrupa Yayın Birliği ve BBC öncülüğünde yürütülen araştırmada, 22 kamu hizmeti medya kuruluşundan gazeteciler 18 ülkede ve 14 dilde dört büyük yapay zekâ sisteminin 3 binden fazla haber cevabını değerlendirdi. Cevapların yüzde 45’inde en az bir önemli sorun, yüzde 31’inde ciddi kaynaklandırma problemi ve yüzde 20’sinde önemli doğruluk hatası tespit edildi. Bu rakamlar cevapların yüzde 45’inin bütünüyle yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Gazeteciler tarafından önemli kabul edilen en az bir doğruluk, kaynak, güncellik veya bağlam sorunu bulunduğunu gösteriyor. Buradaki asıl mesele tamamen uydurulmuş bilgilerden ibaret değildir. Yapay zekâ eski bir bilgiyi güncelmiş gibi sunabilir. Bir görüşü olgu gibi aktarabilir. Kaynağın “muhtemel”, “ilk bulgulara göre” veya “henüz doğrulanmadı” şeklindeki ihtiyatlı dilini kesin hükme çevirebilir. Birincil kaynak yerine haberi kopyalayan başka bir siteyi gösterebilir. Olayın anlaşılması için gerekli tarihsel, siyasi veya insani bağlamı dışarıda bırakabilir. Bu nedenle yalnızca: “Cümle doğru mu?” sorusunu sormak yeterli değildir. “Bilgi güncel mi?” “Kaynak, cevaptaki iddiayı gerçekten destekliyor mu?” “Belirsizlikler korunmuş mu?” “Karşıt bilgiler dışarıda bırakılmış mı?” “Hangi aktörün sesi kaybolmuş?” “Olayın tarihsel ve insani bağlamı korunmuş mu?” sorularını da sormamız gerekir. Bir savaş haberinde şehir, tarih ve can kaybı sayısı doğru olabilir. Fakat olayın hangi şartlarda gerçekleştiği, tanıkların ne anlattığı, iddianın kim tarafından ortaya atıldığı ve bilginin ne ölçüde doğrulandığı çıkarılmışsa kullanıcı doğru görünen fakat eksik bir gerçeklikle karşılaşır. Bu nedenle: Yapay zekâ haberi yanlış aktardığında olduğu kadar, doğru bilgiyi farklı bir tona, sıraya ve çerçeveye dönüştürdüğünde de editoryal güç kullanır. Bir yapay zekâ sistemi cevap üretirken yalnızca bilgileri yan yana getirmez. Hangi kaynaklara başvuracağına karar verir. Kaynaklar arasında bir önem sırası kurar. Bazı bilgileri öne çıkarır. Bazılarını tamamen dışarıda bırakır. Çelişen iddialardan birine daha fazla ağırlık verir. Kullanacağı kavramları ve cümlenin kesinlik düzeyini belirler. Bunların her biri teknik olduğu kadar editoryal sonuç doğurur. Bu nedenle yapay zekâyı yalnızca yazım yardımcısı veya otomatik özetleme aracı olarak görmek eksik kalır. Yapay zekâ giderek algoritmik bir aracı ve sentetik bir editöre dönüşmektedir. Burada kullandığım editoryal hegemonya kavramı, yapay zekâ şirketlerinin sahaya muhabir göndermeden veya özgün haber üretmeden, haberin hangi kaynaklardan, hangi kavramlarla, hangi önem sırasıyla ve hangi bağlam içinde topluma ulaşacağını belirleyebilme gücünü anlatır. Klasik editörün kimliği bellidir. Hangi kurumda çalıştığı, hangi mesleki ilkelere bağlı olduğu, yayımlanan haberden kimin sorumlu olduğu ve hata hâlinde hangi düzeltme mekanizmasının işleyeceği görülebilir. Yapay zekâ sistemi ise binlerce kaynağı görünmeyen bir süreç içinde birleştirerek kullanıcıya tek ve akıcı bir cevap sunabilir. Kullanıcı çoğu zaman hangi kaynağın neden seçildiğini, hangisinin neden dışarıda bırakıldığını, bir iddiaya neden daha fazla ağırlık verildiğini, haberin tonunun hangi aşamada değiştiğini ve yanlış cevap oluştuğunda sorumluluğun kimde olduğunu göremez. Bu nedenle yapay zekâ çağında medya gücü üç düzeyde yoğunlaşabilir. Birincisi dağıtım gücüdür. Haberin hangi arayüz üzerinden bulunacağına platform karar verir. İkincisi editoryal güçtür. Haberin hangi kaynaklarla ve nasıl anlatılacağına cevap sistemi karar verir. Üçüncüsü piyasa gücüdür. Kullanıcının dikkati, verisi ve oluşturduğu ekonomik değer platformda toplanır. Bu üç güç aynı şirketlerde birleştiğinde yapay zekâ yalnızca teknolojik bir ürün olmaktan çıkar; kamusal bilgi düzenini etkileyen teknopolitik bir aktöre dönüşür. Yapay zekânın karanlık yüzü de tam olarak burada ortaya çıkıyor. Karanlık yüz yalnızca yanlış cevap vermesi değildir. Asıl mesele bilginin üretimi, görünürlüğü, anlamlandırılması ve ekonomik değeri üzerindeki gücün az sayıdaki küresel teknoloji şirketinin elinde yoğunlaşmasıdır. Bu karanlık yüzü altı başlıkta açıklayabiliriz. Birincisi ekonomik bağımlılıktır. Haber kuruluşu muhabir çalıştırır, sahaya gider, belge toplar, doğrulama yapar ve hukuki sorumluluk üstlenir. Yapay zekâ sistemi ise bu gazetecilik ürünlerinden cevap ve ticari değer üretebilir. İkincisi kaynak görünmezliğidir. Kullanıcı cevabı görür; fakat cevabı mümkün kılan muhabiri, haber kuruluşunu, belgeyi ve arşivi görmeyebilir. Üçüncüsü algoritmik editoryal güçtür. Sistem hangi kaynakların görünür, hangilerinin görünmez olacağına; hangi iddianın öne çıkarılacağına ve olayın hangi kavramlarla anlatılacağına karar verir. Dördüncüsü sentetik içerik bolluğudur. Yapay zekâ büyük miktarda metin, görsel, ses ve video üretimini ucuz hâle getirdi. Düşük kaliteli otomatik içerikler ve sahte haber siteleri, doğrulanmış gazeteciliği büyük bir gürültünün içinde görünmez kılabilir. Beşincisi kullanıcı sorularının stratejik veriye dönüşmesidir. İnsanların neyi merak ettiği, neden korktuğu, hangi siyasi konuda hassas olduğu ve hangi cevaptan sonra devam sorusu yönelttiği toplu biçimde analiz edildiğinde toplumların zihinsel ve duygusal eğilimleri hakkında güçlü haritalar oluşabilir. Altıncısı kaynak çeşitliliğinin daralmasıdır. Yapay zekâ sistemleri büyük, yaygın ve teknik olarak kolay erişilebilen kaynaklara daha fazla ağırlık verebilir. Küçük, yerel, uzmanlaşmış veya İngilizce dışındaki kaynaklar geri planda kalabilir. Dolayısıyla medyanın temel sorusu artık yalnızca: “Haberi kim yazıyor?” değildir. Haberi kim özetliyor? Hangi kaynakları seçiyor? Hangi bilgileri dışarıda bırakıyor? Kamusal hakikatin son çerçevesini kim kuruyor? Reuters Enstitüsünün 2026 verileri burada önemli bir çelişkiyi gösteriyor. İnsanların yüzde 37’si genel olarak haberlerin çoğuna güvendiğini söylerken, yapay zekâ sohbet robotlarından alınan haberlere güven yüzde 20 düzeyindedir. Yani insanlar yapay zekâ haberlerine geleneksel habercilik kadar güvenmiyor. Buna rağmen yapay zekâ kullanımının arttığını görüyoruz. Bu durumu anlayabilmek için bilgisel güven ile işlevsel güveni birbirinden ayırmamız gerekir. Bilgisel güven: “Bu sistemin verdiği bilgi doğru mudur?” sorusuna cevap verir. İşlevsel güven ise: “Bu araç bana hızlı, anlaşılır ve kullanışlı bir cevap verir mi?” sorusuna cevap verir. Kullanıcı yapay zekânın her zaman doğru olduğuna inanmayabilir. Ancak birkaç saniye içinde cevap alabildiği, aynı konuda devam sorusu sorabildiği, metni sadeleştirebildiği ve farklı kaynakları tek cevapta görebildiği için sistemi kullanmaya devam edebilir. Bu nedenle düşük güven, düşük kullanım anlamına gelmeyebilir. Bir araç bilgisel olarak tartışmalı, işlevsel olarak vazgeçilmez hâle gelebilir. Bu durum gazetecilik açısından önemli bir uyarıdır. Medya kuruluşlarının yalnızca “Biz daha güveniliriz” demesi yeterli değildir. Güvenilir haberi aynı zamanda daha anlaşılır, erişilebilir, açıklayıcı ve kullanışlı biçimde sunmaları gerekir. Derin sahte içerikler, yani deepfake görüntü, ses ve videolar da gazetecilik açısından iki yönlü bir hakikat krizi oluşturuyor. Birinci risk açıktır: Sahte bir görüntü, ses veya video gerçekmiş gibi dolaşıma sokulabilir. İkinci risk ise daha derin ve daha tehlikelidir: Gerçek görüntüler de yapay zekâ tarafından üretildiği iddia edilerek reddedilebilir. Bir savaş suçu, insan hakları ihlali, yolsuzluk veya saldırıya ait gerçek kanıt karşısında sorumlular: “Bu görüntü yapay zekâyla üretildi.” diyerek toplumda şüphe oluşturabilir. Böylece yapay zekâ yalnızca sahte içeriğin üretimini kolaylaştırmaz; gerçek kanıtların inkâr edilmesini de kolaylaştırır. Bu nedenle gazeteciliğin görevi artık yalnızca sahte içeriği yakalamak değildir.

Gazeteciliğin görevi gerçeğin üretim ve doğrulama zincirini kanıtlamaktır.

Kaynak gönderi

Kaynak gönderiyi X’te aç →

Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.

Sayaç ve gizlilik

Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.

SöyleX’e dön →Ana SayfaBütün yayınlar →
Dr. Muhammed Ersin TOY

Medya, iletişim ve kültür üzerine yazılar ve araştırmalar.

Yazar hakkında →