← SöyleX

Köşe Yazılarım Platform kuralları ve çocuk güvenliği ·

Çocukları sosyal medyadan değil algoritmadan korumak

Dr. Muhammed Ersin TOY

Konu ve bağlam

Illinois’te 2026’da kabul edilen yasa, çocukların sosyal medya kullanımını bütünüyle yasaklamak yerine içerik akışlarına, gece bildirimlerine ve otomatik oynatmaya sınırlar getiriyor. Uygulamanın 2028’de başlaması öngörülüyor. Bu örnekten hareketle, Türkiye’de yaş sınırının yanında platformların çocuklara sunduğu hizmetin de güvenli olması gerektiğini savunuyorum.

Çocukları sosyal medyadan değil algoritmadan korumak tanıtım tasarımı
Yapay zekâyla üretilmiş kavramsal illüstrasyon; haber fotoğrafı değildir.
Bu yazıda · Bölümlere git

Çocukları sosyal medyadan değil algoritmadan korumak-

ABD’nin Illinois eyaletinde kabul edilen yeni yasa, çocukların sosyal medya kullanımını tamamen yasaklamak yerine bağımlılık oluşturabilecek içerik akışlarını, gece bildirimlerini, otomatik oynatmayı, konum paylaşımını ve dijital işlemleri sınırlandırıyor. Düzenlemenin önemi, çocuk güvenliği tartışmasını yaş sınırından platformların algoritmik ve ticari sorumluluğuna taşımasından kaynaklanıyor. Illinois örneği, Türkiye’nin 15 yaş altına ilişkin yeni düzenlemesini güvenli tasarım, veri minimizasyonu, bağımsız algoritma denetimi ve çocuk dijital refahı politikalarıyla tamamlaması gerektiğini gösteriyor.

ABD’nin Illinois eyaletinde 31 Temmuz 2026’da imzalanan Çocukların Çevrim İçi Sosyal Medya Güvenliği Yasası, çocukların dijital ortamlarda korunmasına yönelik tartışmalarda yeni bir aşamaya işaret ediyor. 2028’de uygulanmaya başlaması öngörülen yasa, 18 yaşından küçüklerin sosyal medya kullanmasını tamamen yasaklamıyor. Bunun yerine sosyal medya şirketlerinin çocukların izleme geçmişini ve cihazlarında bulunan kişisel verileri kullanarak bağımlılık oluşturabilecek içerik akışları hazırlamasını sınırlandırıyor. Çocuklar aradıkları içeriklere, takip ettikleri hesapların paylaşımlarına ve kendilerine gönderilen doğrudan mesajlara erişmeye devam edebilecek.

Illinois düzenlemesi, çocuk hesaplarında güçlü mahremiyet ayarlarının varsayılan olarak uygulanmasını, hassas konum bilgilerinin korunmasını, otomatik video oynatmanın kapatılmasını ve dijital para işlemlerinin sınırlandırılmasını da öngörüyor. Platformların saat 22.00 ile 07.00 arasında çocuklara bildirim göndermesi yasaklanırken yaş bilgisinin her uygulama tarafından ayrı ayrı toplanması yerine cihaz veya işletim sistemi üzerinden yaş aralığı sinyali paylaşılması esas alınıyor. Böylece çocuk güvenliği, yalnızca zararlı içeriğin kaldırılması değil, dijital hizmetin çocukla kurduğu ilişkinin bütünü üzerinden ele alınıyor.

Yasanın önemi tam da burada ortaya çıkıyor. Illinois, “Çocuk sosyal medyaya girebilir mi?” sorusuyla yetinmiyor; “Çocuk platforma girdikten sonra nasıl bir algoritmik, ticari ve etkileşimsel sistemle karşılaşıyor?” sorusunu hukukun alanına taşıyor.

Sorun yalnızca ekran süresi değil

Çocuklar bir sosyal medya platformuna girdiklerinde yalnızca içeriklerle karşılaşmıyor. İçerikleri seçen, sıralayan, görünür kılan, tekrar tekrar gösteren veya geri plana iten algoritmik bir düzenin içine giriyor. Bu sistemler çocuğun hangi içerikte durduğunu, neyi tekrar izlediğini, neyi beğendiğini, paylaştığını veya görmezden geldiğini ölçerek sonraki içerik akışını kişiselleştirebiliyor.

Bu nedenle sorun yalnızca ekran karşısında geçirilen sürenin uzunluğu değildir. Asıl mesele, bu sürenin hangi mimari içinde, hangi ticari teşviklerle, hangi içerik akışlarıyla ve hangi değerler dünyası içinde geçirildiğidir. Sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, aralıksız bildirimler, görünür beğeni ve takipçi sayıları ile kişiselleştirilmiş içerik önerileri tarafsız teknik ayrıntılar değildir. Bunlar kullanıcının platformda kalma süresini, geri dönme sıklığını ve etkileşim düzeyini artırmak amacıyla kullanılan tasarım tercihleridir.

Çocuğun kendi kullanımını durdurmasını zorlaştıran veya doğal durma noktalarını ortadan kaldıran bir sistemde sorumluluk yalnızca çocuğun özdenetimine ya da ailenin denetimine bırakılamaz. Aile çocuğuna sınır koyabilir; ancak milyarlarca davranışsal veriyi işleyen, içerikleri gerçek zamanlı olarak sıralayan ve hangi mesajın ne zaman gösterileceğine karar veren algoritmik güç karşısında ailenin tek başına yeterli olması beklenemez.

Illinois’in yaptığı temel müdahale de budur. Eyalet, çocukların hukuka uygun içeriklere erişimini bütünüyle kesmek yerine onları mümkün olduğu kadar uzun süre ekranda tutmaya yönelik kişiselleştirilmiş ve bağımlılık oluşturabilecek tasarımı sınırlandırmaya çalışıyor.

Çocuğun dikkati ticari değere dönüşüyor

Sosyal medya platformlarının ekonomik modeli büyük ölçüde kullanıcıların dikkatine dayanıyor. Kullanıcı platformda ne kadar uzun süre kalır, ne kadar çok içerikle etkileşime girer ve ne kadar fazla veri bırakırsa şirketlerin reklam, hedefleme ve kullanıcı profili oluşturma kapasitesi de o ölçüde büyüyor.

Bu ekonomik model yetişkinler açısından da tartışmalıdır. Ancak gelişim çağındaki çocukların dikkatinin, yalnızlığının, korkularının, merakının, beğenilme ihtiyacının ve dışlanma endişesinin davranışsal sinyallere dönüştürülmesi daha ağır bir sorumluluk doğuruyor.

Çocuk bu sistem içinde yalnızca içerik tüketen bir kullanıcı değildir. Davranışları ölçülen, ilgi alanları sınıflandırılan, gelecekteki tercihleri tahmin edilmeye çalışılan ve dikkati ekonomik değere dönüştürülen bir veri kaynağı hâline gelebilir. Çocuğun dinlenmesi, uyuması, dikkatini koruması ve platformdan ayrılabilmesiyle şirketlerin etkileşimi ve kullanım süresini artırma hedefleri her zaman aynı yönde ilerlemeyebilir.

Bu nedenle dijital platformların ekonomik modeli, çocuk sağlığının ve refahının ticari belirleyicileri arasında değerlendirilmelidir. Çocukların kullandığı fiziksel oyuncaklar, gıdalar ve diğer ürünler nasıl güvenlik standartlarına tabi tutuluyorsa onların dikkatini, duygularını, ilişkilerini ve davranışlarını etkileyen dijital hizmetler de ürün güvenliği anlayışıyla denetlenmelidir.

Elektronik Gizlilik Bilgi Merkezi (EPIC), Illinois yasasını bu nedenle destekliyor. Kuruma göre çocukları bütünüyle sosyal medyadan uzaklaştırmaya çalışmak yerine bağımlılık oluşturabilecek akışları, gece bildirimlerini, veri kullanımını ve mahremiyet ayarlarını düzenlemek daha etkili ve hakları koruyan bir yaklaşım sunuyor. EPIC, çevrim içi zararların yalnızca içerikten değil, şirketlerin ürün ve tasarım tercihlerinden de doğduğunu vurguluyor.

Algoritmik çocukluk

Sosyal medya çocukların yalnızca eğlendiği veya boş zaman geçirdiği bir mecra değildir. Arkadaşlıkların sürdürüldüğü, bilginin arandığı, kimliklerin ifade edildiği, toplumsal onayın beklendiği, haberlerin takip edildiği ve dünyaya ilişkin kanaatlerin şekillendiği bir hayat alanına dönüşmüştür.

Algoritmalar çocuğa doğrudan ne düşüneceğini söylemeyebilir. Ancak hangi içeriği daha sık göreceğini, hangi mesajlarla tekrar karşılaşacağını, hangi hayat tarzlarını daha görünür bulacağını ve hangi seçenekleri daha kolay erişilebilir kabul edeceğini etkileyebilir.

Çocukluğun oyun, merak, öğrenme, arkadaşlık, değer edinme ve kendini tanıma süreçlerinin giderek öneri sistemleri, görünürlük ölçütleri ve ticari etkileşim hedefleri içinde yaşanması “algoritmik çocukluk” olarak tanımlanabilir. Bu kavram çocuğun iradesinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Çocuk seçim yapmayı sürdürür; ancak seçim yaptığı çevre platform tarafından düzenlenir. Algoritmik güç çoğu zaman bir emrin açıklığıyla değil, tekrarın sessizliğiyle işler.

Buradaki temel sorun yalnızca çocuğun hangi videoyu izlediği değildir. Çocuğun neyi gerçek, doğru, normal, güzel, başarılı ve değerli kabul ettiğinin hangi görünürlük düzeni içinde şekillendiğidir.

Dijital platformların ticari insan tasavvuru, insanı hak sahibi bir özne olmaktan çok ölçülebilir, sınıflandırılabilir, yönlendirilebilir ve ekonomik değere dönüştürülebilir bir kullanıcı olarak gördüğünde çocukluk da bu yaklaşımın etkisine açık hâle gelir. Böylece sosyal medya tartışması ruh sağlığının ötesine geçerek kültürel süreklilik, değer aktarımı, kamusal hakikat ve dijital egemenlik meselesine dönüşür.

Araştırmalar algoritmik öneriler hakkında ne söylüyor?

Güncel bilimsel araştırmalar sosyal medyanın bütün çocukları aynı biçimde etkilediğini veya çocukların yaşadığı bütün ruhsal sorunların tek nedeni olduğunu göstermiyor. Yaş, cinsiyet, kullanım biçimi, ekonomik şartlar, aile ilişkileri ve çevrim dışı hayatın gücü sonuçları değiştirebiliyor.

Bununla birlikte problemli kullanım, istem dışı içerik önerileri, uyku kesintisi ve ticari tasarım konusunda giderek güçlenen bulgular bulunuyor.

Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesinin 44 ülke ve bölgeden yaklaşık 280 bin ergeni kapsayan araştırmasına göre problemli sosyal medya kullanım belirtileri gösteren ergenlerin oranı 2018’de yüzde 7 iken 2022’de yüzde 11’e yükseldi. Oran kızlarda yüzde 13, erkeklerde yüzde 9 olarak ölçüldü. Problemli kullanım yalnızca uzun süre çevrim içi kalmayı değil, kullanımı kontrol edememeyi, azaltamamayı ve olumsuz sonuçlara rağmen sürdürmeyi ifade ediyor.

İngiltere’de 11-18 yaş grubundaki 32 bin 102 öğrenci üzerinde yapılan ve 21 Temmuz 2026’da Nature Mental Health dergisinde yayımlanan araştırma ise öğrencilerin yüzde 34,5’inin son bir ayda çevrim içi kendine zarar verme içerikleriyle karşılaştığını ortaya koydu. Bu içeriklerle karşılaşan ve maruz kalma biçimine ilişkin soruyu yanıtlayan öğrencilerin yüzde 66,2’si içeriğin akışlarında önerildiğini bildirdi. Maruziyetin büyük bölümü çocukların içeriği aramasından değil, algoritmik öneri sistemlerinden kaynaklandı. Araştırma doğrudan nedensellik kurmuyor; ancak istem dışı maruziyetin büyüklüğünü ve platform tasarımının rolünü ortaya koyuyor.

Bu ayrım platform sorumluluğu açısından önemlidir. Bir içeriğin platformda bulunmasıyla algoritmik olarak çocuğun önüne taşınması aynı değildir. Platform, çocuğun aramadığı bir içeriği davranışsal veriler üzerinden seçerek karşısına çıkarıyorsa yalnızca içeriğin barındırıldığı tarafsız bir mecra olmaktan çıkar; dağıtım kararının da tarafı hâline gelir.

Haziran 2026’da BMC Public Health’te yayımlanan araştırma, öneri sistemlerinin gençlerin hangi içerikle, ne sıklıkta ve ne kadar yoğun duygularla karşılaşacağını etkileyebildiğini gösteriyor. Gencin ruh hâli, ilgilendiği içerikleri etkiliyor; önerilen içerikler de ruh hâlini yeniden etkileyebiliyor. Araştırmada bu döngü ve gençlerin sistem üzerinde sınırlı kontrol hissetmesi öne çıkıyor. Araştırmacılara göre kişisel özdenetim ve medya okuryazarlığı, kullanıcıyı daha fazla etkileşime yönelten ticari sistemler karşısında tek başına yeterli değil.

Bilimsel açıdan doğru hüküm, sosyal medyanın bütün çocukları aynı şekilde etkilediği değildir. Doğru hüküm şudur: Sosyal medya bütün çocuklarda aynı sonucu üretmeyebilir; ancak çocuklara sunulan dijital hizmetlerin öngörülebilir risklere karşı güvenli tasarlanması gerekir.

Yaş güvencesi gözetim sistemine dönüşmemeli

Illinois düzenlemesinin dikkat çeken yönlerinden biri, yaş bilgisinin doğrudan sosyal medya platformları tarafından toplanması yerine cihaz ve işletim sistemi düzeyinde belirlenmesini öngörmesidir.

Sistem, platforma kullanıcının tam doğum tarihini veya kimliğini göndermek yerine belirli bir yaş aralığında olduğunu gösteren dijital bir sinyal iletmeyi amaçlıyor. Yasa, yalnızca gerekli en az bilginin aktarılmasını ve yaş verisinin düzenlemenin amacı dışında kullanılmamasını öngörüyor.

Bu yöntem, her sosyal medya platformunun ayrı ayrı kimlik belgesi, yüz görüntüsü veya biyometrik veri toplamasına kıyasla daha az veri kullanan bir çözüm sunabilir. Bununla birlikte yaş güvencesi sistemlerinin kendisi de yeni mahremiyet ve gözetim riskleri doğurabilir.

İngiltere’nin iletişim düzenleyicisi Ofcom’un Temmuz 2026’da yayımladığı rapor, yaş güvencesinin etkili olabilmesi için kullanılan yöntemin güvenilirliğinin düzenli olarak sınanması, üçüncü taraf doğrulama şirketlerinin denetlenmesi ve veri koruma yükümlülüklerine uyulması gerektiğini ortaya koyuyor. Ofcom, yaş çıkarımı gibi zayıf yöntemlerin çocukları korumak için yeterli olmayabileceğini ve hizmet sağlayıcının doğrulama sürecinin sorumluluğunu üçüncü taraf şirkete devredemeyeceğini belirtiyor.

Yaş doğrulama gerekli olabilir; ancak bütün kullanıcıların kimliğini platformlara açıklamak zorunda kaldığı bir dijital gözetim altyapısına dönüşmemelidir. Kesin doğum tarihi yerine yalnızca gerekli yaş aralığının paylaşılması, yaş verisinin reklam ve kullanıcı profili oluşturma amacıyla kullanılamaması, verilerin saklanmaması ve yanlış sınıflandırmaya karşı etkili bir itiraz mekanizmasının bulunması temel ilkeler olmalıdır.

Illinois modeli bir yandan sosyal medya şirketlerinin doğrudan veri toplamasını azaltırken diğer yandan Apple, Google ve diğer işletim sistemi sağlayıcılarını yaş bilgisinin yeni kapı bekçilerine dönüştürebilir. Bu nedenle yalnızca sosyal medya platformları değil, işletim sistemi ve uygulama mağazası sağlayıcıları da bağımsız denetime tabi tutulmalıdır.

Teknoloji şirketlerini temsil eden NetChoice ise Illinois yasasının bütün kullanıcıları yaş sınıflandırmasına yöneltebileceğini, kişiselleştirilmiş akışların sınırlandırılmasının ifade özgürlüğü sorunları doğurabileceğini ve yaş bilgilerinin paylaşılmasının mahremiyet risklerini artırabileceğini savunuyor. Bu değerlendirme bağımsız bir akademik çalışma değil, yasaya karşı çıkan sektör kuruluşunun hukuki pozisyonudur. Buna rağmen düzenlemelerin açık, ölçülü ve veri minimizasyonu ilkesine uygun hazırlanması gerektiğini göstermesi bakımından dikkate alınmalıdır.

Küresel yönelim güvenli tasarıma doğru ilerliyor

Illinois tek başına ortaya çıkmış bir örnek değildir. Küresel düzenleme eğilimi, çocukların korunmasını içerik kaldırma ve yaş sınırından güvenli tasarım ve platform sorumluluğuna doğru genişletiyor.

Avrupa Komisyonunun Dijital Hizmetler Yasası kapsamında yayımladığı çocukların korunmasına ilişkin rehber; bağımlılık oluşturabilecek davranışları, zararlı içerikleri, siber zorbalığı, istenmeyen temasları ve zararlı ticari uygulamaları aynı güvenlik çerçevesinde ele alıyor. Rehber, platformlardan çocuk hesaplarında yüksek mahremiyet ayarlarını varsayılan hâle getirmelerini, öneri sistemlerini çocukların üstün yararı açısından değerlendirmelerini ve yaş güvencesi yöntemlerini mahremiyeti koruyacak biçimde uygulamalarını istiyor.

G7 ülkelerinin Haziran 2026’da üzerinde uzlaştığı ilk ortak çocuk çevrim içi güvenlik ilkeleri de güvenlik ve mahremiyetin tasarım aşamasında kurulmasını, yaş güvencesinin haklara saygılı ve veri koruyucu olmasını, öneri sistemlerinin ticari etkileşim yerine çocukların güvenliği ile refahını öncelemesini öngörüyor.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ise yaş temelli sınırlamaların çocukları korumaya yönelik güçlü bir sistemin parçası olabileceğini, ancak tek başına yeterli olmadığını vurguluyor. Kuruma göre yaş sınırları; güvenli tasarım, mahremiyet, platform sorumluluğu, çocuk hakları ve çocukların politika süreçlerine katılmasıyla tamamlanmalıdır.

Bu yaklaşımın temel hükmü açıktır: Çevrim içi zararlar teknolojinin kaçınılmaz sonucu değildir. Platformların tasarım, veri işleme ve yönetişim tercihlerinin sonucudur. Bu tercihler değiştirilebilir ve kamu sorumluluğu altına alınabilir.

Türkiye için ikinci aşama: Kapının arkasını güvenli hâle getirmek

Türkiye, 7578 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile çocukların dijital ortamlarda korunmasına ilişkin önemli bir adım attı. 22 Nisan 2026’da kabul edilen ve 1 Mayıs 2026’da Resmî Gazete’de yayımlanan kanuna göre sosyal ağ sağlayıcılar, 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak ve yaş doğrulama dâhil gerekli tedbirleri almakla yükümlü olacak. On beş yaşını doldurmuş çocuklara ise ayrıştırılmış hizmet sunulması gerekiyor. İlgili hükümler 1 Kasım 2026’da yürürlüğe girecek.

Kanun ayrıca platformların açık ve kullanıma elverişli ebeveyn kontrol araçları sağlamasını, hesap ayarlarının kontrol edilmesini, ücretli işlemlerin ebeveyn onayına bağlanmasını ve kullanım süresinin izlenip sınırlandırılabilmesini öngörüyor. Sosyal ağ sağlayıcılara aldatıcı reklamları engelleme yükümlülüğü de getiriliyor.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, uygulama esaslarını belirlemek ve yönetmeliği hazırlamak amacıyla bir çalışma grubu oluşturduğunu açıkladı. Bakanlık, Avustralya başta olmak üzere farklı ülke örneklerinin incelendiğini ve Türkiye’ye özgü bir model geliştirildiğini belirtiyor.

Türkiye’nin düzenlemesi erişim güvenliği açısından önemli bir başlangıçtır. Ancak Illinois, Avrupa Birliği, Ofcom, UNICEF ve güncel akademik çalışmalar, yaş sınırının tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Yaş sınırı kapıyı koruyabilir; fakat kapının ardındaki içerik, reklam, öneri ve etkileşim düzenini kendiliğinden güvenli hâle getirmez.

RTÜK’ün 15-21 yaş grubundaki 7 bin 511 gençle gerçekleştirdiği araştırmada gençlerin yüzde 89,2’sinin son bir ay içinde sosyal medya kullandığı, günlük ortalama kullanım süresinin 3 saat 24 dakika olduğu ve yüzde 82,4’ünün haber kaynağı olarak sosyal medyayı tercih ettiği belirlendi. Gençlerin yüzde 88,1’i sosyal medyada yaş sınırı bulunması ve sınırın en az 16 olarak belirlenmesi gerektiğini düşünüyor. Bu veriler, sosyal medyanın gençler için yalnızca eğlence değil, haber, bilgi, kimlik ve dünya algısının oluştuğu merkezî bir alan hâline geldiğini gösteriyor.

Türkiye ne yapmalı?

Türkiye’nin uygulama yönetmeliği yalnızca çocuğun yaşını nasıl doğrulayacağına odaklanmamalıdır. Çocuğun platforma girdikten sonra karşılaşacağı algoritmik ve ticari mimari de açık kurallara bağlanmalıdır.

Birincisi, mahremiyeti koruyan yaş güvencesi kurulmalıdır. Platformlara çocuğun kimliği veya kesin doğum tarihi aktarılmamalı; yalnızca gerekli yaş aralığını doğrulayan, veriyi saklamayan ve reklam amacıyla kullanımını engelleyen bir sistem geliştirilmelidir. E-Devlet veya başka bir kamu altyapısı kullanılacaksa bu yapı kimlik verisini platformlarla paylaşan bir merkez değil, yalnızca yaş aralığını doğrulayan güvenli bir aracı olarak tasarlanmalıdır.

İkincisi, çocuk hesaplarında güvenli ayarlar varsayılan olmalıdır. Gece bildirimleri, otomatik oynatma, hassas konum paylaşımı, yabancı kişilerden gelen mesajlar, platform içi harcamalar ve davranışsal reklamlar çocuk hesaplarında kapalı tutulmalıdır. Çocuğun veya ailenin güvenlik ayarlarını tek tek arayıp açması beklenmemelidir.

Üçüncüsü, bağımlılık oluşturabilecek tasarım özellikleri düzenlenmelidir. Sonsuz kaydırma, kesintisiz bildirim, kişiselleştirilmiş içerik akışı ve doğal durma noktalarını ortadan kaldıran uygulamalar çocuk hakları ve ürün güvenliği açısından değerlendirilmelidir. Çocuğun platformdan ayrılabilmesini kolaylaştıran zaman hatırlatıcıları ve doğal durma noktaları tasarımın parçası hâline getirilmelidir.

Dördüncüsü, algoritmik çocuk hakları etki değerlendirmesi zorunlu tutulmalıdır. Platformlar çocuklara yönelik öneri sistemlerinde önemli bir değişiklik yapmadan önce bu değişikliğin çocukların güvenliği, mahremiyeti, ruh sağlığı, bilgiye erişimi ve gelişimi üzerindeki muhtemel etkilerini değerlendirmeli ve düzenleyici kuruma sunmalıdır.

Beşincisi, bağımsız algoritma denetimi kurulmalıdır. Şirketlerin “çocukları koruyoruz” açıklaması tek başına yeterli kabul edilmemelidir. Yetkilendirilmiş araştırmacılar ve düzenleyici kurumlar, gerçek veya mahremiyeti koruyan benzetilmiş çocuk hesapları üzerinden platform akışlarını sınayabilmelidir. Çocuğun aramadığı zararlı içeriğin kaç adımda karşısına çıktığı, aynı içeriğin kaç kez tekrar önerildiği, bildirimlerin hangi saatlerde gönderildiği ve reklamların nasıl kişiselleştirildiği ölçülmelidir.

Altıncısı, yapay zekâ sohbet sistemleri ayrı bir güvenlik alanı olarak ele alınmalıdır. Çocuklar artık yalnızca sosyal medya akışlarıyla değil, tavsiye, teselli ve arkadaşlık sunan yapay zekâ sistemleriyle de karşılaşıyor. UNICEF, yapay zekâ sohbet robotlarının çocuklarla ilişki kurma, otorite hissi üretme ve duygusal bağımlılık oluşturma ihtimalinin geleneksel sosyal medyadan farklı riskler doğurduğunu belirtiyor. Türkiye’nin çocuk güvenliği düzenlemesi, yapay zekâ arkadaşlarını, mahrem konuşmaların ticari kullanımını ve kriz yaşayan çocukların gerçek insan desteğine yönlendirilmesini de kapsamalıdır.

Yedincisi, Türkiye Çocuk Dijital Refahı Mekanizması kurulmalıdır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, RTÜK, Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Kişisel Verileri Koruma Kurumu, üniversiteler ve çocuk hakları alanında çalışan kuruluşlar ortak bir izleme ve denetim yapısında buluşturulmalıdır. Bu mekanizma platformların gerçek etkilerini düzenli olarak ölçmeli, çocukların görüşlerini politika süreçlerine taşımalı ve yıllık çocuk dijital refahı raporu yayımlamalıdır.

Dijital güvenlik yalnızca platformlara sınır koyarak da tamamlanamaz. Çocukların aile iletişimi, okul aidiyeti, spor, sanat, oyun, arkadaşlık, doğayla temas ve güvenli kamusal alanlara erişimi güçlendirilmelidir. Çocuğa telefonu bırakmasını söylemek, gerçek hayatta ona ilişki, üretim, aidiyet ve anlam imkânları sunulmadığında eksik kalır.

Çocuklara değil algoritmalara sınır koymak

Çocukların çevrim içi güvenliğinde temel mesele yalnızca hangi yaşta sosyal medyaya girdikleri değildir. Asıl mesele, platforma girdikten sonra nasıl bir algoritmik, ticari ve kültürel düzenle karşılaştıklarıdır.

Çocukların dikkatini, duygularını, ilişkilerini ve değerler dünyasını etkileyen sistemlerin sorumluluğu yalnızca ailelere ve çocukların özdenetimine bırakılamaz. Algoritmayı, kullanıcı verilerini, öneri sistemini, reklam modelini ve tasarım tercihlerini kontrol eden şirketler, öngörülebilir riskleri azaltmakla yükümlü olmalıdır.

Dijital egemenlik de yalnızca verinin hangi ülkede tutulduğu meselesi değildir. Çocukların dikkatini, değerlerini, insan tasavvurunu ve gelecek tahayyülünü biçimlendiren sistemlerin toplum tarafından anlaşılabilmesi, sınanabilmesi, sınırlandırılabilmesi ve denetlenebilmesidir.

Hakikatin korunamadığı, çocukların dikkatinin ve anlam dünyasının denetlenemeyen ticari sistemlere bırakıldığı bir toplumda yalnızca bireysel refah değil, toplumsal dayanıklılık ve kültürel süreklilik de zayıflar.

Illinois’in açtığı yeni tartışma tam olarak burada anlam kazanıyor. Asıl mesele çocukları internetten bütünüyle uzaklaştırmak değil; teknolojiyi onların gelişimine, özgür iradelerine, mahremiyetlerine, bilişsel güvenliklerine, değerler dünyalarına ve insan onurlarına uygun hâle getirmektir.

Çocuklara değil, algoritmalara sınır koymak gerekir. Yaş sınırı kapıyı koruyabilir; güvenli tasarım, mahremiyet, bağımsız denetim, güçlü bir çevrim dışı hayat, hakikat ve çocuk hakları olmadan evin içi korunamaz.

[Dr. Muhammed Ersin Toy, medya stratejistidir]

Kaynakça

Illinois General Assembly, HB 5511 – Children’s Online Social Media Safety Act:

https://

ilga.gov/Legislation/Bi

llStatus?DocNum=5511&DocTypeID=HB&GAID=18&LegID=167486&SessionID=114

…

Illinois General Assembly, HB 5511 Senate Floor Amendment No. 2:

https://

ilga.gov/Legislation/Bi

llStatus/FullText?DocName=10400HB5511sam002&DocNum=5511&DocTypeID=HB&GAID=18&LegDocId=211383&LegID=167486&Session=&SessionID=114&SpecSess=

…

Illinois Valiliği, “Gov. Pritzker’s Statement on the Passage of the Nation-Leading Social Media Safety Legislation”:

https://

gov-pritzker-newsroom.prezly.com/gov-pritzkers-

statement-on-the-passage-of-the-nation-leading-social-media-safety-legislation

…

Capitol News Illinois, “Governor signs law regulating how social media platforms interact with children”:

https://

myjournalcourier.com/news/article/i

llinois-social-media-kids-law-22369165.php

…

Electronic Privacy Information Center, “Illinois passes Children’s Social Media Safety Act”:

https://

epic.org/illinois-passe

s-childrens-social-media-safety-act/

…

Electronic Privacy Information Center, “To protect kids online, don’t ban them from social media. Regulate design”:

https://

epic.org/to-protect-kid

s-online-dont-ban-them-from-social-media-regulate-design/

…

NetChoice, “Testimony in Opposition to Illinois HB 5511”:

https://

netchoice.org/netchoice-test

imony-in-opposition-to-illinois-hb-5511-the-childrens-social-media-safety-act/

…

Bear, Holly ve diğerleri, “Algorithmically driven exposure to online self-harm content and its association with broader psychosocial risk in 32,000 adolescents”, Nature Mental Health:

https://

nature.com/articles/s4422

0-026-00682-w

…

Winstone, Lizzy ve diğerleri, “Algorithmic recommendation and adolescent mental health: a grounded theory study of social and commercial determinants”, BMC Public Health:

https://

link.springer.com/article/10.118

6/s12889-026-28300-5

…

Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi, “Teens, screens and mental health”:

https://

who.int/europe/news/it

em/25-09-2024-teens--screens-and-mental-health

…

Avrupa Komisyonu, “Guidelines on the protection of minors under the Digital Services Act”:

https://

digital-strategy.ec.europa.eu/en/library/com

mission-publishes-guidelines-protection-minors

…

Ofcom, “Use of Age Assurance Report 2026”:

https://

ofcom.org.uk/online-safety/

protecting-children/use-of-age-assurance-report-2026

…

UNICEF, “Drawing a Line in Digital Spaces: Age-Based Restriction of Social Media”:

https://

unicef.org/documents/draw

ing-line-digital-spaces

…

UNICEF, “First-ever G7 principles to protect children online”:

https://

unicef.org/press-releases

/note-correspondents-first-ever-g7-principles-protect-children-online

…

UNICEF, “When AI becomes a friend: Child rights risks, harms, and regulatory responses to AI chatbots and companions”:

https://

unicef.org/documents/when

-ai-becomes-friend-child-rights-risks

…

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 7578 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun:

https://

cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile

/D28/Y4/KanunMetni/9bf93173-7648-4771-ab36-0e45666c423d.htm

…

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 15 yaş altı çocukların sosyal medya kullanım esaslarına ilişkin açıklama:

https://

aile.gov.tr/haberler/bakan

imiz-goktas-kabine-toplantisi-sonrasi-gazetecilerin-sorularini-yanitladi-1/

…

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, “Gençlerin Medya Kullanımı ve Dijital Okuryazarlık Araştırması-2025”:

https://

rtuk.gov.tr/rtuk-%E2%80%9C

genclerin-medya-kullanimi-ve-dijital-okuryazarlik-arastirmasi-2025%E2%80%9D-sonuclarini-acikladi/5215

…

@saidercan

@mahirunal

@MahinurOzdemir

@GaziantepAile

@ASHB_ATHGM

@cetinkayakoc

Kaynak gönderi

Kaynak gönderiyi X’te aç →

Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.

Sayaç ve gizlilik

Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.

SöyleX’e dön →Ana SayfaBütün yayınlar →
Dr. Muhammed Ersin TOY

Medya, iletişim ve kültür üzerine yazılar ve araştırmalar.

Yazar hakkında →