Sosyal medya düzenlemesinde yeni dönem: Çocuklara değil algoritmalara sınır
Konu ve bağlam
Meta’nın çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin ABD’deki davalarda vardığı, mahkeme onayına bağlı uzlaşma; kullanım süresi, gece erişimi ve bildirimler gibi tasarım özelliklerini de kapsıyor. Bu gelişmeden hareketle, Türkiye’de yaş sınırının yanında çocukları ekranda tutan algoritmaların ve şirket sorumluluğunun da düzenlenmesi gerektiğini tartışıyorum.

Bu yazıda · Bölümlere git
Sosyal medya düzenlemesinde yeni dönem: Çocuklara değil algoritmalara sınır
Meta, ABD’de çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin davalarda uzlaşmaya vardı. Uzlaşma, milyarlarca dolarlık ödeme ve Facebook ile Instagram’ın tasarımında kapsamlı değişiklikler öngörüyor. Bu, sosyal medya düzenlemelerinde yeni bir aşamaya işaret ediyor. Dünyada tartışma artık yalnız zararlı içeriklerin kaldırılması veya yaş sınırı üzerinden değil, çocukları platformlarda daha uzun süre tutan tasarım özellikleri, algoritmik öneri sistemleri ve şirketlerin ekonomik sorumluluğu üzerinden yürütülüyor. Türkiye açısından da yaş sınırının ardından algoritmik tasarımın, bağımsız denetimin ve caydırıcı mali yaptırımların gündeme alınması gerekiyor.
Selçuk Bayraktar’ın da dikkati çektiği gibi, bugün sosyal medya ve video platformlarının temel algoritmaları kullanıcıya yalnız doğru veya faydalı olanı göstermek üzere çalışmıyor. Bayraktar, platformların arkasındaki yapay zekânın insanların “nörolojik zaaflarını” analiz ederek dopamin salgısını tetikleyecek ve kullanıcıyı ekranda daha uzun süre tutacak içerikleri öne çıkarabildiğini belirtiyor. Öfke, haz ve korku gibi güçlü duygusal tepkiler oluşturan içeriklerin bu sistemler tarafından daha görünür hâle getirilebilmesi, sorunun yalnız bireysel irade üzerinden açıklanamayacağını gösteriyor.
ABD’de Meta ile eyalet başsavcıları arasında varılan uzlaşma bu tartışmayı doğrudan hukuki ve ekonomik sorumluluk alanına taşıdı. New York Başsavcılığına göre çok eyaletli uzlaşmanın büyüklüğü belirli koşullarda 17,1 milyar dolara kadar çıkabilecek. Meta ise daha geniş ödeme paketini yaklaşık 18 milyar dolar olarak açıklıyor. Şirket hukuka aykırı davrandığını kabul etmiyor ve uzlaşmanın yürürlüğe girmesi mahkeme onayına bağlı bulunuyor.
Sorun yalnız ekran süresi değil
Uzlaşma kapsamında 18 yaş altındaki Facebook ve Instagram kullanıcıları için toplam iki saatlik varsayılan günlük kullanım sınırı, gece erişim kısıtlamaları, okul saatlerinde bildirimlerin susturulması, yaş güvencesinin güçlendirilmesi ve yeni ebeveyn kontrol araçları öngörülüyor.
Ancak gelişmenin asıl önemi ödenecek milyarlarca dolardan çok, platform tasarımının hukuki sorumluluk alanına girmesinde ortaya çıkıyor.
Çocuğun telefonu bırakamaması yalnızca irade eksikliği mi, yoksa çocuğu ekranda tutmak üzere tasarlanmış sistemlerin de bunda payı var mı?
Algoritma insan iradesini bütünüyle ortadan kaldırmaz ancak kişinin seçim yaptığı alanı, yani seçenek mimarisini düzenler. Çocuk seçim yapar fakat hangi içeriğin önüne getirileceğini, bir videonun ardından hangisinin gösterileceğini, hangi içeriğin tekrar karşısına çıkacağını ve hangi bildirimin onu yeniden uygulamaya çağıracağını büyük ölçüde platform belirler.
Bu nedenle aynı iki saat, aynı dijital deneyim değildir. Bir çocuk eğitim içeriği izlerken başka bir çocuk aynı süreyi sosyal karşılaştırmayı, yoğun etkileşimi veya zararlı içerik zincirlerini besleyen bir öneri sistemi içinde geçirebilir.
Asıl soru yalnız “Çocuk kaç saat kullandı?” değil, “Algoritma o süre içinde çocuğa ne yaptı?” sorusudur.
Düzenleme içerikten tasarıma genişliyor
Avrupa Birliği Komisyonunun Facebook ve Instagram hakkında temmuz ayında açıkladığı ön bulgular da bu değişime işaret ediyor. Komisyon; sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, anlık bildirimler ve yüksek ölçüde kişiselleştirilmiş öneri sistemlerini “bağımlılık yaratıcı tasarım” incelemesinin merkezine aldı.
Komisyonun ön değerlendirmesine göre Meta, bu özelliklerin çocuklar dahil kullanıcıların fiziksel ve ruhsal esenliği üzerindeki risklerini yeterince değerlendirmemiş olabilir. Soruşturma henüz nihai karar aşamasında değil.
Meta uzlaşmasının sınırı da burada ortaya çıkıyor. Genç kullanıcılar kişiselleştirilmemiş bir akışı seçebilecek ancak bu akış varsayılan hâle getirilmeyecek. Center for Digital Democracy bu nedenle anlaşmanın bazı özelliklere müdahale ettiğini ancak gençlerin dikkatini reklam gelirine dönüştüren temel ekonomik yapıya yeterince dokunmadığını savunuyor.
Dolayısıyla yeni düzenleme anlayışı, zararlı içeriğin kaldırılmasından zararı üretebilecek tasarımın sınırlandırılmasına doğru genişliyor.
Türkiye yaş sınırından algoritma sınırına geçmeli
Türkiye’de 7578 sayılı Kanun’la sosyal ağ sağlayıcıların 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunmaması ve bunun için yaş doğrulama dahil gerekli tedbirleri alması hükme bağlandı. Kanun ayrıca 15 yaşını doldurmuş çocuklara ayrıştırılmış hizmet sunulmasını ve ebeveynlere kullanım süresini izleyip sınırlandırabilecek araçlar sağlanmasını öngörüyor. İlgili hükümler 1 Kasım 2026’da yürürlüğe girecek.
Bu düzenleme önemli ancak tek başına yeterli değil.
Yaş sınırı kapıyı korur; asıl mesele çocuğun o kapıdan girdikten sonra hangi algoritmik, ticari ve kültürel ortamla karşılaşacağıdır.
Türkiye’nin bundan sonraki aşamada sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, gece bildirimleri, çocuklara yönelik kişiselleştirilmiş öneriler ve davranışsal verilerin kullanımını da açık kurallara bağlaması gerekiyor.
Yaptırım mekanizmasının da küresel platformların ekonomik büyüklüğü dikkate alınarak oluşturulması önem taşıyor. Avrupa Birliği’nde Dijital Hizmetler Yasası kapsamında şirketlere küresel yıllık cirolarının yüzde 6’sına kadar, İngiltere’de ise Çevrim İçi Güvenlik Yasası kapsamında belirli durumlarda nitelikli küresel gelirlerinin yüzde 10’una kadar para cezası uygulanabiliyor.
Türkiye açısından etkili model yalnız yüksek para cezasından oluşmamalı. Ciroyla orantılı ve ekonomik olarak gerçekten caydırıcı mali yaptırım, zorunlu tasarım değişiklikleri ve bağımsız denetim birlikte işletilmeli.
Çünkü çocukların güvenliği yalnız ailelerin bireysel denetimine bırakılamaz. Sosyal medya şirketlerinin de tasarladıkları dijital ortamın sonuçlarından sorumlu tutulması gerekir.
Yıllardır çocuklara “Telefonu bırak” deniliyor.
Artık platformlardan da çocuklara yönelik tasarımlarını güvenli hâle getirmeleri istenmeli. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen şirketler, ekonomik olarak caydırıcı yaptırımlarla karşılaşmalı.
Çocuk güvenliğinde yeni dönemin temel yaklaşımı da buradan çıkıyor:
Çocuklara değil algoritmalara sınır koymak gerekir.
@kenan_kiran
Kaynak gönderi
Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.