Efes 2026 tatbikatına ilişkin açıklamalarda Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kıbrıs Türklerinin güvenliği için Türkiye’nin garantörlük yetkilerini kullanmaktan çekinmeyeceğini söyledi. Yahya Bostan’ın aktardığı bu açıklamayı, Doğu Akdeniz’de caydırıcılık ve stratejik denge açısından değerlendiriyorum.
İLKE Vakfının ailedeki dönüşümü uzman görüşleriyle ele alan çalışması; geçim şartları, değişen roller ve dijital kültürün aile üzerindeki etkilerini tartışmaya açıyor. Doğurganlıktaki düşüşü yalnız ekonomik bir gösterge olarak görmeden, gençlerin aile kurmasını ve ortak hayatı sürdürebilmesini destekleyecek adımlar üzerinde duruyorum.
20 Mayıs 2026’da güncellenen bu yazıda Muhammed Ersin Toy, sosyal medya şirketlerinin tasarım sorumluluğunu çocuk hakları açısından ele alıyor; İstanbul Aile Vakfı’nın duyurduğu hukuki girişime ve Temiz Ekran Hareketi’ne desteğini açıklıyor.
19 Mayıs 2026 tarihli bu kısa tarih notunda, Meclisin açılması ile Cumhuriyet’in ilanını millî egemenlik ve bağımsızlık sürecinin birbirini tamamlayan iki eşiği olarak değerlendiriyorum. Anayasa hükmünü günümüz Türkçesiyle aktarıyorum.
Türk üniversitelerinin Suriye’nin yeniden inşasına ortak dersler, dil programları ve araştırmalarla daha fazla katkı sunmasını öneriyorum. Amaç, iki ülkenin öğrencileri ve akademisyenleri arasında kalıcı bağlar kurmak. Öğrenci hareketliliğinin güvenlik, barınma, sağlık ve diploma denkliği sağlanmadan yürütülmemesi gerektiğini vurguluyorum.
Yılmaz Özdil’in medya, yapay zekâ ve trol ağları üzerine yayını, Platon’un insanların gölgeleri gerçek sandığı mağara benzetmesini günümüz ekranlarına taşıyor. Bu benzetmeden hareketle algoritmaların önümüze getirdiği görüntülerle hakikatin kendisini ayırmanın neden önemli olduğunu değerlendiriyorum.
Selim Argun’un sokak köpekleri için kullandığı “patili dostlar” ifadesi tartışma yarattı. Argun, sonraki açıklamalarında sorunun çözümü için gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini de söyledi. Bu nedenle yalnız bir ifadeden hüküm vermek yerine konuşmanın bütününe bakılması gerektiğini düşünüyorum.
Çocukların sosyal medyada korunması, yalnız ekran süresiyle veya aile denetimiyle sınırlı değil. Davalar ve incelemeler, içerik önerilerinin, kesintisiz akışın ve bildirimlerin çocuklar üzerindeki etkisini de sorguluyor. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun bu etkileri araştırmasını öneriyorum; farklı davalardaki iddialar ve kararlar birbirinden ayrı değerlendirilmeli.
Evcil hayvan bakım pazarına ilişkin sektör araştırmaları, hayvanların aile üyesi veya çocuk gibi görülmesiyle pahalı bakım ürünlerine yöneliş arasındaki ilişkiyi ele alıyor. Bu veriler üzerinden hayvan sevgisinin reklam, sigorta ve tüketim dili içinde nasıl ekonomik değere dönüştürüldüğünü tartışıyorum.
Pedigree, Freshpet ve başka markaların kampanyaları, evcil hayvanları çocuk veya aile üyesi; sahiplerini de ebeveyn olarak anlatıyor. Reklam örneklerini tek tek ele alarak bu dilin mama, bakım ve sigorta tüketimiyle kurduğu ilişkiyi sorguluyorum.
“Hayatta her şey network ile oluyor” sözü, iş ve gündelik hayatta tanışıklıkların açtığı kapıları hatırlatıyor. İnsanlar arasında kurulan bu ilişki ağının çıkar pazarlığına değil, güvene, vefaya ve sürdürülebilir diyaloğa dayanması gerektiğini tartışıyorum.
Camilerde bağışın kart, temassız ödeme veya QR kodla yapılabilmesi, verilen paranın kaydını ve takibini kolaylaştırabilir. Farklı ülkelerdeki örneklerden hareketle Türkiye’de şeffaf, denetlenebilir ve kullanımı kolay bir elektronik bağış sistemi öneriyorum.