İspanya’da ailelerin ilk akıllı telefonu geciktirmek için birlikte hareket etmesi ile Avustralya’nın sosyal medya yaş sınırı uygulaması, çocukları korumada iki farklı yolu gösteriyor. Bu örnekleri birlikte okuyarak, yalnız sosyal medya hesabını değil; telefon, uygulama, reklam ve algoritmalardan oluşan bütün çevreyi tartışmamız gerektiğini savunuyorum.
Erol Güngör’ün din, kültür, tarih ve toplum meselelerini ele alan eserlerinden bir okuma yolu öneriyorum. Özellikle üniversiteye yeni başlayan gençleri, dünyayı anlamaya çalışırken kendi toplumlarının düşünce birikimini de tanımaya çağırıyorum.
Türkiye Yazarlar Birliği’nin ABD/İsrail–İran Savaşı Çalıştayı girişimi, savaşı yalnız askerî ve siyasi boyutlarıyla değil; hukuk, ekonomi, medya, din, tarih ve kültürle birlikte ele almayı amaçlıyor. Bu çok disiplinli yaklaşımı, yaşananları doğru anlamak ve anlatmak bakımından neden önemli bulduğumu açıklıyorum.
İngiltere’deki Cambridge Central Mosque, ahşap yapısı, doğal ışığı, bahçesi ve sosyal alanlarıyla camiyi yalnızca namaz vakitlerinde kullanılan bir bina olarak ele almıyor. Kadıköy’de yapılabilecek bir cami için bu örnekten hareketle ferahlığı, sükûneti ve gündelik hayatla bağı birlikte düşünmeyi öneriyorum.
11 Nisan 2026 tarihli bu denemede, kutuplaşmanın karşısına kitapların açtığı sakin düşünme alanını koyuyor; dinlemek, anlamak ve hakikati birlikte aramak üzerine düşünüyorum.
ABD, İsrail ve İran arasındaki savaşın kısa videolar, sloganlar ve popüler kültür görüntüleriyle anlatılması, gerçek yıkımla seyirlik içerik arasındaki sınırı aşındırıyor. “Savaşın Trumplaşması” derken, bu gösteri dilinin haberin, tanıklığın ve ortak hakikat duygusunun önüne geçmesini kastediyorum.
Millî İstihbarat Akademisinin “12 Gün Savaşı ve Türkiye İçin Dersler” raporu, İran-İsrail çatışmasını istihbarat, teknoloji, askerî yöntemler ve kamu diplomasisiyle birlikte inceliyor. Rapordaki risk ve senaryoları yeniden okuyarak bölgesel savaşın Türkiye bakımından ne ifade ettiğini değerlendiriyorum.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in sosyal medyada gerçek bilgilerle ve kimlik doğrulamasıyla kullanım yönündeki açıklaması, dijital platformların hangi hukuki sorumlulukları taşıması gerektiği tartışmasını açıyor. Bu çerçeveyi, kişilik hakları, kamusal sorumluluk ve Türkiye’nin dijital egemenliği açısından değerlendiriyorum.
İran savaşında askerî üstünlük sağlamak, savaşı bitirecek bir çıkış yolu bulmakla aynı şey değil. Trump’ın zafer söylemine rağmen uzayan çatışmanın enerji maliyetleri ve kamuoyu baskısıyla karşı karşıya kaldığını düşünüyorum. Asıl soru, savaşın nasıl kazanılacağından çok nasıl sona erdirileceği.
Gazze’deki yıkımın önce İsrail’in geleceği açısından bir sorun olarak anlatılması, Filistinlilerin yaşadığı acıyı tartışmanın gerisine itebiliyor. Carlson’ın yer aldığı röportajdan hareketle, medyada kimin kaybının görünür kılındığını ve insan hayatları arasında nasıl bir hiyerarşi kurulduğunu sorguluyorum.
Savaş görüntüsü diye paylaşılan içerikler arasında yapay zekâyla üretilmiş videolar ve başka olaylardan alınmış eski kayıtlar bulunuyor. AFP ve Full Fact’in incelediği örnekler, yanıltmanın yalnız sahte görüntü üretmekle sınırlı olmadığını gösteriyor. Sürekli şüphe duymanın gerçek görüntülere ve insanların yaşadığı acılara güveni de aşındırabileceğini tartışıyorum.
The Economist’in İran savaşını konu alan “Operation Blind Fury” kapağı, bu yorumun çıkış noktası. Kapağı, ABD’nin güç kullanımı ile Avrupalı müttefiklerin mesafeli tutumu arasındaki ayrışmanın sembolü olarak okuyorum.