Sosyal Medya Şirketleri İnsan Haklarını İhlal Ediyor!!
Konu ve bağlam
Çocukların sosyal medyada korunması, yalnız ekran süresiyle veya aile denetimiyle sınırlı değil. Davalar ve incelemeler, içerik önerilerinin, kesintisiz akışın ve bildirimlerin çocuklar üzerindeki etkisini de sorguluyor. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun bu etkileri araştırmasını öneriyorum; farklı davalardaki iddialar ve kararlar birbirinden ayrı değerlendirilmeli.

Bu yazıda · Bölümlere git
Sosyal Medya Şirketleri İnsan Haklarını İhlal Ediyor!!
Sosyal medya meselesi artık yalnızca ekran süresi, zararlı içerik ya da aile içi denetim meselesi değildir. Yapılan araştırmalar, açılan davalar ve güncel düzenleyici süreçler bize şunu göstermektedir: Meselenin merkezinde doğrudan çocuk hakları, insan hakları ve platformların tasarım sorumluluğu vardır.
Bugün sosyal medya şirketleri yalnızca içerik sunan teknik platformlar değildir. Bu şirketler; algoritmik sistemler, öneri mekanizmaları, sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, bildirim döngüleri, kişiselleştirilmiş akışlar, hedefli reklam modelleri, yankı odaları ve filtre baloncuklarıyla çocukların dikkatini, duygularını, davranışlarını, beğenilerini ve psikolojik kırılganlıklarını hedefleyen bir dijital mimari kurmaktadır.
Çocuk dijital dünyaya girdiğinde yalnızca içeriklerle karşılaşmaz. Dikkatini ölçen, duygularını sınıflandıran, davranışını tahmin eden, benzer içeriklerle onu kuşatan ve platformda daha uzun süre tutmak için tasarlanmış algoritmik sistemlerle karşı karşıya kalır. Bu nedenle çocuğun sosyal medya ile ilişkisi, basit bir “kullanım tercihi” ya da “aile kontrolü” meselesine indirgenemez.
Karşımızda milyar dolarlık teknoloji şirketleri, davranış bilimleri, veri analitiği, yapay zekâ destekli öneri sistemleri ve beynin ödül mekanizmasını hedef alan tasarım stratejileri vardır. Bu sistemler çocukların davranışlarını, beğenilerini, ilgilerini, korkularını, meraklarını ve psikolojik tepkilerini tahmin etmeye çalışmaktadır. Hatta daha ileri giderek çocuğu tahmin edilebilir, yönlendirilebilir ve sürekli tüketim döngüsü içinde tutulabilir bir dijital özneye dönüştürmektedir.
Burada asıl mesele şudur: Çocuk, çocukluğundan çıkarılarak hem tüketici nesnesi hem de platform için sürekli veri ve içerik üreten bedava dijital işçiye dönüştürülmektedir. Çocuk sosyal medyada yalnızca izleyen biri değildir; izlenmekte, ölçülmekte, sınıflandırılmakta, yönlendirilmekte ve yeniden hedeflenmektedir. Sosyal medya platformu çocuğu içine aldığında, onu yalnızca içerik düzeyinde değil; duygusu, aklı, beğenisi, dikkati, mahremiyeti, benlik algısı ve toplumsallaşma biçimiyle bütünsel olarak kuşatmaktadır.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi’nin 25 No’lu Genel Yorumu, çocuk haklarının dijital ortamda da aynen geçerli olduğunu ortaya koymaktadır. Komite, devletlerin Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi dijital çevrede de uygulamakla yükümlü olduğunu belirtir ve çocuk haklarının dijital dünyanın “fırsatları, riskleri ve zorlukları” karşısında korunması gerektiğini vurgular. Bu çerçeveye göre çocuğun yüksek yararı, mahremiyeti, güvenliği, gelişim hakkı ve korunma hakkı dijital ortamda da devletlerin ve şirketlerin sorumluluk alanındadır.
Kaynak:
https://
ohchr.org/en/documents/g
eneral-comments-and-recommendations/general-comment-no-25-2021-childrens-rights-relation
…
Bu belgeye göre çocuğun mahremiyetini, ruh sağlığını, gelişim hakkını ve korunma hakkını zedeleyen dijital pratikler yalnızca etik bir sorun değildir. Aynı zamanda insan hakları ihlali tartışmasının doğrudan konusudur. Sosyal medya şirketleri çocukları bağımlılık üreten tasarımlarla platformda tutuyor, davranışlarını ölçüyor, duygularını hedefliyor ve verilerini ekonomik değere dönüştürüyorsa, burada açık biçimde çocuk hakları ve insan hakları sorumluluğu vardır.
Çünkü çocuk en korunmasız varlıktır. Henüz dikkat, irade, mahremiyet, risk bilinci ve öz denetim becerileri gelişme aşamasındadır. Buna rağmen platformlar çocuğu yetişkin bir kullanıcı gibi veri ekonomisinin içine çekmekte; onun zamanı, dikkati, merakı, korkusu, öfkesi, beğenisi ve duygusal tepkisi üzerinden ticari değer üretmektedir.
Asıl sorun yalnızca içerik değildir; platformun sistemidir. Sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, bildirim döngüleri, beğeni mekanizmaları, kişiselleştirilmiş öneri sistemleri, yankı odaları ve filtre baloncukları çocuğu sürekli yeni içeriğe yönlendiren bir dikkat rejimi kurmaktadır. Bu yapı, yetişkinler için bile bağımlılık riski üretirken çocuklar için çok daha kırılgan bir alan oluşturmaktadır.
American Academy of Pediatrics’in dijital ekosistem yaklaşımı da bu noktayı desteklemektedir. Bu yaklaşıma göre bugünün çocukları yalnızca tek bir ekranla değil; sosyal medya, video platformları, oyunlar, uygulamalar, yapay zekâ araçları ve mobil cihazlardan oluşan geniş bir dijital ekosistemle karşı karşıyadır. Yani çocuk ve çocukluk, dijital platformlar tarafından kuşatılmış durumdadır.
Kaynak:
https://
healthychildren.org/English/family
-life/Media/Pages/helping-kids-thrive-in-a-digital-world-AAP-policy-explained.aspx
…
Bu kuşatma yalnızca zaman kaybı üretmez. Çocuğun dikkatini, uykusunu, oyununu, aile zamanını, ruh sağlığını, beden algısını, benlik duygusunu ve karakter gelişimini de etkiler. Yankı odaları ve filtre baloncukları, çocuğa sürekli benzer içerikleri göstererek algı alanını daraltır. Çocuk sosyal medyada yalnızca bir videodan diğerine geçmez; benzer duygulara, benzer öfkelere, benzer korkulara, benzer tüketim kodlarına ve benzer beden algılarına doğru itilerek dünyayı tek yönlü görmeye başlar.
Bu noktada algoritma yalnızca teknik bir öneri sistemi değildir. Algoritma, çocuğun hakikatle, toplumla, kendi bedeniyle ve kendi benliğiyle kurduğu ilişkiyi biçimlendiren görünmez bir editördür. Hangi bedenin makbul, hangi hayat tarzının başarılı, hangi tüketimin gerekli, hangi duygunun görünür, hangi davranışın ödüllendirilebilir olduğunu sürekli tekrar ederek çocuğun algı dünyasını biçimlendirir.
5Rights Foundation’ın “Disrupted Childhood: The Cost of Persuasive Design” raporu da bu meseleyi “ikna edici tasarım” kavramı üzerinden tartışmaktadır. Rapora göre dijital ürün ve hizmetlerde kullanılan bildirimler, ödül mekanizmaları, sonsuz akış, beğeni ve etkileşim tasarımları çocukların davranışlarını etkileyebilecek biçimde kurgulanmaktadır.
Kaynak:
https://
respect.international/wp-content/upl
oads/2023/09/DISRUPTED-CHILDHOOD-%E2%80%93-The-Cost-of-Persuasive-Design.pdf
…
Bu raporların ana fikri özetle şu: Çocuk sosyal medyada sadece içerik tüketmez; ikna edici tasarımın içine alınır. Bildirimler, beğeniler, sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, rozetler, etkileşim sayıları, paylaşım baskısı ve algoritmik öneriler çocuğun beynindeki ödül mekanizmasını sürekli uyarır. Çocuk yeni bir beğeni, yeni bir yorum, yeni bir izlenme, yeni bir video, yeni bir öneri bekler hâle gelir. Bu bekleyiş zamanla alışkanlığa, alışkanlık bağımlılığa, bağımlılık ise karakter ve ruh sağlığı üzerinde baskıya dönüşebilir.
Bu tablo açıkça göstermektedir ki sosyal medya şirketleri, çocukların ruh sağlığını ve psikolojisini etkileyen bir mimari kurmaktadır. Bu mimari, şirketlerin ticari kazanç hırsı, sürekli yeni içerik üretme baskısı, öneri algoritmaları ve sonsuz akış düzeniyle çalışmaktadır. Platformların temel amacı çocuğun orada kalması, daha fazla izlemesi, daha fazla tepki vermesi, daha fazla veri üretmesi ve daha fazla içerik dolaşımına katılmasıdır.
Çocuk bu sistemde hem tüketici nesnesi hem de içerik üreticisi olarak platform ekonomisine eklemlenmektedir. Yani çocuk hem nesneleştirilmekte hem de sahte bir özneleşme duygusuyla tüketim düzeninin içine çekilmektedir. Beğenmekte, paylaşmakta, üretmekte, görünür olmakta; fakat bütün bu süreç platformun ticari mimarisine hizmet etmektedir.
Dava ve rapor örnekleri neyi gösteriyor?
Bu mesele artık mahkemelerin, insan hakları örgütlerinin ve düzenleyici kurumların gündemindedir. Açılan davalar ve yayımlanan raporlar, sosyal medya şirketlerinin yalnızca içerikten değil, çocukları ve gençleri platformda tutmak üzere kurdukları bağımlılık üreten mimariden de sorumlu tutulabileceğini göstermektedir.
ABD’de Los Angeles’ta görülen sosyal medya bağımlılığı davasında jüri, Meta ve Google/YouTube’un genç bir kullanıcıya zarar verdiğine hükmetti. Reuters’a göre jüri Meta’yı 4,2 milyon dolar, Google’ı ise 1,8 milyon dolar tazminattan sorumlu tuttu. Davanın özü, yalnızca “çocuk hangi içeriği izledi?” sorusu değil; “platform nasıl tasarlandı?” sorusudur.
Kaynak:
https://
reuters.com/legal/litigati
on/jury-reaches-verdict-meta-google-trial-social-media-addiction-2026-03-25/
…
Kaynak:
https://
reuters.com/legal/litigati
on/what-did-jury-decide-social-media-case-against-meta-google-2026-03-25/
…
Meta bu kararın bozulmasını istemiştir. Şirket, zararın platform tasarımından değil, kullanıcının izlediği içerikten kaynaklandığını savunmaktadır. Ancak bu savunma bile meselenin merkezini göstermektedir: Sosyal medya şirketleri sorumluluğu içerikle sınırlamak isterken; davacılar ve düzenleyici kurumlar meselenin doğrudan platform tasarımıyla ilgili olduğunu savunmaktadır.
Kaynak:
https://
reuters.com/legal/litigati
on/meta-asks-california-judge-throw-out-landmark-social-media-addiction-verdict-2026-05-06/
…
Bir başka somut örnek New Mexico–Meta davasıdır. New Mexico eyaleti, Meta’dan 3,7 milyar dolar yaptırım ve Facebook, Instagram, WhatsApp gibi platformlarda kapsamlı yapısal değişiklikler talep etmektedir. Dava, Meta’nın çocukları ve gençleri bağımlı kılacak teknolojiler tasarladığı, gençlerin ruh sağlığı krizine katkıda bulunduğu ve küçükleri çevrim içi sömürü risklerinden yeterince korumadığı iddialarına dayanmaktadır.
Kaynak:
https://
reuters.com/legal/governme
nt/new-mexico-seeks-changes-meta-platforms-youth-harm-trial-2026-05-04/
…
Bu davada talep edilen şey yalnızca “zararlı içerikleri kaldırın” değildir. New Mexico savcıları yaş doğrulamanın güçlendirilmesini, öneri algoritmalarının değiştirilmesini, sonsuz kaydırmanın sınırlandırılmasını, çocuk hesaplarında koruma mekanizmalarının artırılmasını ve platform mimarisinin çocuk güvenliği açısından yeniden düzenlenmesini istemektedir. Yani devlet, doğrudan platformun çalışma sistemine müdahale talep etmektedir.
Kaynak:
https://
apnews.com/article/0ee254
c8e8b37c9c28cea591d661cbc4
…
Avrupa Birliği’nde de benzer bir yaklaşım güçlenmektedir. Avrupa Komisyonu, TikTok’un Dijital Hizmetler Yasası’nı “bağımlılık yaratan tasarım” nedeniyle ihlal etmiş olabileceğini açıklamıştır. Komisyon açıklamasında sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, push bildirimleri ve yüksek düzeyde kişiselleştirilmiş öneri sistemi gibi özellikler öne çıkarılmaktadır.
Kaynak:
https://
ec.europa.eu/commission/pre
sscorner/detail/en/ip_26_312
…
Reuters’ın haberine göre Avrupa Komisyonu, TikTok’un kullanıcıyı sürekli yeni içerikle ödüllendirdiğini, kaydırmaya devam etme dürtüsünü beslediğini ve kullanıcıların “otomatik pilot” gibi davranmasına yol açan bir akış oluşturduğunu belirtmiştir. Bu ifade, platform mimarisinin çocukları nasıl bir sonsuz döngünün içine çektiğini açıkça göstermektedir.
Kaynak:
https://
reuters.com/business/media
-telecom/tiktok-hit-with-charges-breaching-eu-online-content-rules-app-may-have-change-2026-02-06/
…
Amnesty International’ın “Dragged into the Rabbit Hole” raporu, TikTok’un çocukların ruh sağlığına yönelik riskleri azaltmakta yetersiz kaldığını ve “rabbit hole” denilen zararlı içerik döngülerini sürdürdüğünü savunmaktadır. Rapora göre TikTok’un bağımlılık tasarımı ve kişiselleştirilmiş “For You” akışı, çocuk hakları ve insan hakları standartları bakımından ciddi sorunlar üretmektedir.
Kaynak:
https://
amnesty.org/en/documents/p
ol40/0360/2025/en/
…
Amnesty’nin teknik araştırması, TikTok’un “For You” akışının ruh sağlığı içerikleriyle ilgilenen çocukları depresif, kendine zarar verme ve intihara ilişkin içerik döngülerine çekebildiğini ortaya koymaktadır. Anadolu Ajansı’nın Amnesty raporuna dayanan haberinde de TikTok’un 13 yaşındaki kullanıcıları saatler içinde rahatsız edici içeriklere maruz bırakabildiği ve bunun “zehirli bir döngü” olarak tanımlandığı aktarılmaktadır.
Kaynak:
https://
amnesty.org/en/latest/news
/2025/10/tiktok-steering-children-towards-depressive-and-suicidal-content/
…
Kaynak:
https://
aa.com.tr/en/europe/tikt
ok-pushes-teens-to-suicidal-content-in-france-amnesty/3723644
…
Center for Countering Digital Hate’in “Deadly by Design” raporu da TikTok’un yeme bozukluğu ve kendine zarar verme içeriklerini kırılgan kullanıcılara nasıl önerebildiğini incelemektedir. Raporun ana fikri şudur: Platform algoritmaları yalnızca kullanıcıya ne istediğini göstermez; kimi zaman kullanıcının kırılganlığını büyüten ve onu daha zararlı içeriklere taşıyan bir akış kurabilir.
Kaynak:
https://
counterhate.com/research/deadl
y-by-design/
…
Ofcom’un 2025 tarihli Children and Parents: Media Use and Attitudes raporu da dijital ortamın çocuk hayatının kenarında değil, merkezinde olduğunu göstermektedir. Rapora göre 3-17 yaş arası çocukların yüzde 96’sı çevrim içidir. Bu veri, çocukluğun artık sosyal medya, video platformları, oyunlar, mesajlaşma uygulamaları ve algoritmik akışlar içinde şekillendiğini göstermektedir.
Kaynak:
https://
ofcom.org.uk/media-use-and-
attitudes/media-habits-children/children-and-parents-media-use-and-attitudes-report-2025
…
Bu örnekler bize şunu göstermektedir: Sosyal medya şirketlerinin çocuklar üzerindeki etkisi artık yalnızca bireysel kullanım ya da aile denetimi meselesi değildir. Çocuk platforma girdiğinde yalnızca bir video izlememektedir; algoritmik olarak ölçülmekte, yönlendirilmekte, sınıflandırılmakta ve daha uzun süre platformda tutulacak şekilde yeniden hedeflenmektedir.
Araştırmalardan çıkan temel tezleri özetlersek;
Birincisi, sosyal medya şirketleri yalnızca içerik sunmamakta; çocukların dikkatini ve davranışlarını yönlendiren bir platform mimarisi kurmaktadır.
İkincisi, sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, bildirim döngüleri, beğeni mekanizmaları, yankı odaları, filtre baloncukları ve öneri sistemleri nötr teknik özellikler değildir. Bunlar çocukları içeride tutan, sürekli yeni içeriğe yönlendiren ve bağımlılık davranışını besleyebilen tasarım unsurlarıdır.
Üçüncüsü, çocuk yetişkin kullanıcı gibi değerlendirilemez. Henüz dikkat, irade, öz denetim ve risk bilinci gelişmediği için algoritmik sistemler karşısında daha savunmasızdır.
Dördüncüsü, sosyal medya şirketlerinin kâr modeli çocukların dikkatini, zamanını, duygusal tepkilerini ve verilerini ekonomik değere dönüştürmektedir. Bu nedenle sorun yalnızca aile kontrolüyle çözülemez; platformların insan hakları sorumluluğu açık biçimde tartışılmalıdır.
Beşincisi, açılan davalar ve Avrupa Birliği’nin TikTok soruşturması, meselenin artık “zararlı içerik” değil, doğrudan “bağımlılık tasarımı” ve “platform mimarisi” olarak ele alındığını göstermektedir.
Altıncısı, çocukların dijital ortamda korunması yalnızca ebeveynin omzuna yüklenemez. Devlet, okul, medya, sivil toplum ve platform şirketleri birlikte sorumluluk üstlenmelidir.
Yedincisi, sosyal medya platformları çocukluğu dönüştürmektedir. Çocuk sosyal medya içinde yalnızca iletişim kurmaz; beğenilmeyi, görünür olmayı, tüketmeyi, kendini başkalarıyla kıyaslamayı, bedenini değerlendirmeyi, kimliğini sunmayı ve toplumsallaşmayı platformların kurduğu kültürel kodlar üzerinden öğrenir.
Sekizincisi, algoritmalar yalnızca göstermemekte; normalleştirmektedir. Hangi bedenin makbul, hangi hayat tarzının başarılı, hangi tüketimin gerekli, hangi duygunun görünür, hangi davranışın ödüllendirilebilir olduğunu sürekli tekrar ederek çocuğun algı dünyasını biçimlendirmektedir.
Türkiye’deki sosyal medya düzenlemesi de bu yüzden yalnızca “15 yaş altına sosyal medya yasağı” şeklinde okunmamalıdır. Bu adım, çocukları algoritmik manipülasyondan, veri sömürüsünden, bağımlılık tasarımından ve ticari platform mimarisinden korumaya dönük daha geniş bir çocuk hakları politikası olarak değerlendirilmelidir.
Doğru yaklaşım, çocukları dijital dünyadan tamamen koparmak değildir. UNICEF’in Childhood in a Digital World raporu, internetin çocuklar için oyun, öğrenme, aile ve arkadaşlarla iletişim kurma ve gelecek becerileri geliştirme açısından önemli bir imkân hâline geldiğini belirtmektedir. Fakat aynı rapor, dijital teknolojilerin çocukların ruh sağlığı, beceri gelişimi ve eşitsizlikler üzerindeki etkilerinin dikkatle ele alınması gerektiğini de ortaya koymaktadır.
Kaynak:
https://
unicef.org/innocenti/repo
rts/childhood-digital-world
…
Dolayısıyla mesele dijital dünyayı bütünüyle reddetmek değildir. Mesele, çocukların öğrenme, üretme ve iletişim imkânlarını korurken; onları platformların kâr odaklı algoritmik düzeninden, bağımlılık tasarımından, veri sömürüsünden, manipülatif öneri sistemlerinden, yankı odalarından ve filtre baloncuklarından koruyacak güvenli bir dijital çevre kurmaktır.
Sonuç: TİHEK sosyal medya şirketlerini insan hakları bağlamında incelemelidir.
Bütün bu kaynaklar, davalar ve düzenleyici süreçler birlikte okunduğunda karşımıza açık bir tablo çıkmaktadır: Sosyal medya şirketlerinin çocuklar üzerindeki etkisi artık yalnızca bireysel kullanım, aile içi denetim ya da ekran süresi tartışması değildir. Mesele doğrudan çocuk hakları, insan hakları, şirket sorumluluğu ve dijital platform mimarisi meselesidir.
Çocuk dijital dünyaya girdiğinde yalnızca video izlememekte, paylaşım yapmamakta ya da arkadaşlarıyla haberleşmemektedir. Çocuk aynı zamanda ölçülmekte, sınıflandırılmakta, yönlendirilmekte ve daha uzun süre platformda tutulacak şekilde yeniden hedeflenmektedir. Sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, bildirim döngüleri, öneri algoritmaları, hedefli reklamlar ve kişiselleştirilmiş akışlar; çocuğun dikkatini, duygularını, psikolojisini ve davranışlarını etkileyen bir platform mimarisi kurmaktadır.
Bu mimari çocuğun ruh sağlığını, mahremiyetini, gelişim hakkını, dikkat gelişimini, oyun hakkını, dinlenme hakkını, aile ilişkilerini ve toplumsallaşma biçimini zedeliyorsa, burada yalnızca ticari bir teknoloji hizmetinden değil; çocuk hakları bakımından ağır bir riskten söz etmek gerekir. Bu risk, insan hakları ihlali tartışmasının doğrudan konusu hâline gelmektedir. Çünkü çocuk en korunmasız varlıktır. Onun bilinci, dikkati, duyguları, psikolojisi ve kişilik gelişimi, sosyal medya şirketlerinin ticari kazanç hırsına, veri ekonomisine ve bağımlılık üreten tasarım tercihlerine teslim edilemez.
Bu nedenle Türkiye’de mesele yalnızca sosyal medya şirketlerinin kendi iç güvenlik politikalarına, ailelerin bireysel denetimine ya da platformların gönüllü taahhütlerine bırakılamaz. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun bu konuda resen inceleme başlatması, sosyal medya şirketlerinin çocuklar üzerindeki etkisini insan hakları ve çocuk hakları bağlamında değerlendirmesi gerekir.
6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu’nun 9’uncu maddesine göre TİHEK’in görevleri arasında insan hakları ihlallerini resen incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek yer almaktadır. Kurumun kendi açıklamalarında da insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, insan hakları ihlallerinin resen incelenmesi ve bu alanda özel raporlar yayımlanması görevleri açık biçimde belirtilmektedir.
Kaynak:
https://
tihek.gov.tr/kategori/pages
/insan-haklarinin-korunmasi-ve-gelistirilmesi
…
Bu çerçevede TİHEK, sosyal medya platformlarının çocuklar üzerindeki etkisine ilişkin kapsamlı bir insan hakları incelemesi yapmalıdır. Bu incelemenin gerekçesi açıktır: Sosyal medya şirketleri çocukların dikkatini sömüren, onları platformda tutan, ruh sağlığını ve psikolojik gelişimini etkileyen, kişisel verilerini ticari değere dönüştüren ve çocukluğu algoritmik bir tüketim düzeninin içine çeken tasarım kararlarıyla insan hakları bakımından ciddi riskler üretmektedir.
TİHEK’in açabileceği inceleme veya hazırlayabileceği rapor dört soruya odaklanmalıdır. Platformlar çocukların ruh sağlığını, dikkatini ve kişilik gelişimini nasıl etkiliyor? Sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, bildirimler, öneriler ve sürekli benzer içerik gösteren akışlar bağımlılık yapıcı etki üretiyor mu? Çocukların verileri, beğenileri, korkuları, duygusal kırılganlıkları ve dikkat süreleri reklam ve öneri sistemlerinde nasıl kullanılıyor? Şirketler çocukları kullanıcı olmanın yanında bir veri kaynağına, tüketim nesnesine ve ücretsiz içerik üreticisine dönüştürüyor mu?
Türkiye’de insan hakları tartışması dijital alana taşınmak zorundadır. Çünkü artık çocuk hakları yalnız sokakta, okulda, ailede ya da fiziksel dünyada ihlal edilmiyor; algoritmaların, ekranların, öneri sistemlerinin, yankı odalarının, filtre baloncuklarının ve platform şirketlerinin görünmez mimarisi içinde de ihlal edilebiliyor.
Bu yüzden temel soru şudur: Çocuklarımız dijital dünyada kimin tasarımına, kimin ticari çıkarına, kimin algoritmasına ve kimin kültürel yönlendirmesine teslim edilecektir?
Bu sorunun cevabı gecikirse, çocukları aile, okul ve toplum değil; platformlar, ekranlar ve algoritmalar şekillendirecektir. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu başta olmak üzere ilgili bütün kurumlar, bu meseleyi çocuk hakları ve insan hakları bağlamında gündemine almalıdır.
@MUHAMMETCARTI
@tihek_kurumsal
@MahinurOzdemir
Kaynak gönderi
Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.