Washington Post’un haberine göre Beyaz Saray, İran’a yönelik gerçek bombardıman görüntülerini film ve video oyunu sahneleriyle birleştiren bir video paylaştı. Bu sunumun savaşı eğlenceye dönüştürdüğünü ve yaşanan yıkımı geri plana ittiğini düşünüyorum. Savaşın nasıl gösterildiği, kamuoyunun onu nasıl değerlendirdiğini de etkiliyor.
Associated Press’in İran savaşı çevresindeki bilgi akışını inceleyen haberi, yapay zekâ videolarının, eski kayıtların ve oyun görüntülerinin gerçek çatışma sahnesi gibi paylaşıldığını anlatıyor. Bu örnekler üzerinden savaşta görüntünün güvenilirliğini ve toplumun doğru bilgiye ulaşmasını tartışıyorum.
Halk TV’nin Ekrem İmamoğlu’nun Karaman mitingine çağrısını aktaran haberinde, “Cumhurbaşkanı adayı” yerine “CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı” ifadesi kullanılıyor. Bu kelime seçimini sorguluyor, bir haber unvanının okuyucunun algısını nasıl etkileyebileceğini tartışıyorum; ifadenin sehven yazılmış olabileceğini de açık tutuyorum.
Noel, küresel eğlence endüstrisinde film, dizi ve çocuk içeriklerinin yoğunlaştığı bir yayın sezonu oluşturuyor. Yayıncıların sezonluk programları ve izlenme verilerinden hareketle, dinî bir bayramın medya üretimi ve tüketim kültürüyle kurduğu ilişkiyi ele alıyorum.
ABD’nin İsrail’e verdiği askerî, ekonomik ve diplomatik desteğin yalnız stratejik çıkarlarla açıklanıp açıklanamayacağını tartışıyorum. Yazı, bu ilişkiye Evanjelik Hristiyan çevrelerin ve siyasi ideolojilerin etkisi hakkındaki değerlendirmemi içeriyor.
Sosyal medya düzenlemesi tartışması, çocuklara yaş sınırı koymanın yanında platformların veriyi, haber dolaşımını ve kamusal tartışmayı nasıl yönettiğini de kapsıyor. Yazı, bu geniş alanı kişilik hakları, güvenlik, toplumsal düzen ve dijital egemenlik açısından ele alıyor.
Cumhurbaşkanının savunma teknolojileriyle ilgili video paylaşımından hareketle, güvenlik bilincinin toplumun tamamına nasıl yayılabileceğini ele alıyorum. Savunma sanayisiyle eğitim, veri yönetimi, iletişim ve toplumsal dayanıklılık arasındaki bağların güçlendirilmesini savunuyorum.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının raporlarına dayanan haberler, İran’ın uranyum stoku ve denetim imkânları üzerindeki belirsizlikleri tartışıyor. İran’ın nükleer silaha sahip olduğu sonucuna varmadan, bu eşiğe yaklaşması veya aşması ihtimalinin bölgesel dengeleri nasıl değiştirebileceğini değerlendiriyorum.
Gazze ve İran üzerine bu değerlendirmede, savaşın yalnız silahlarla değil veri ve iletişim ağlarıyla da yürütüldüğünü tartışıyorum. Yapay zekâyla hedef seçimi, gözetleme, bilgisayar sistemlerine saldırılar ve sahte içeriklerin yayılması yazının temel konuları. Bu alanların birlikte ele alınması, teknolojiyi kimin denetlediği sorusunu öne çıkarıyor.
“Ya hayır söyle ya sus” öğüdü ile Epiktetos’un kontrol edebildiğimiz ve edemediğimiz şeyler arasındaki ayrımı, sözün sorumluluğunda buluşuyor. Bu iki yaklaşımı, bilmeden hüküm vermemek, öfkeyi çoğaltmamak ve konuşmadan önce niyeti sorgulamak açısından birlikte düşünüyorum.
3 Mart 2026 tarihli bu kısa yorumumda, savunma kapasitesinin yanında eğitim, iletişim, medya ve ulaşım bağlarının da Türkiye–Suriye ilişkilerinde birlikte düşünülmesini öneriyorum.
İran’a yönelik saldırılar ve bölgesel gerilim, Türkiye’nin komşusuyla geçmiş anlaşmazlıklarını bugünkü güvenlik ihtiyaçlarından nasıl ayıracağını gündeme getiriyor. İran’ın egemenliğini ve bölgesel barışı savunurken duygusal tepkiler yerine diplomasiye ve stratejik değerlendirmeye dayanılması gerektiğini düşünüyorum.