Ya Hayır Söyle ya Sus: İrade ve Sözün Ahlakı
Konu ve bağlam
“Ya hayır söyle ya sus” öğüdü ile Epiktetos’un kontrol edebildiğimiz ve edemediğimiz şeyler arasındaki ayrımı, sözün sorumluluğunda buluşuyor. Bu iki yaklaşımı, bilmeden hüküm vermemek, öfkeyi çoğaltmamak ve konuşmadan önce niyeti sorgulamak açısından birlikte düşünüyorum.

Ben hayatımda, insanlara sürekli nefret ettirerek; devamlı olumsuz, yıkıcı ve eleştirel konuşarak sevilen, değer verilen, sözüne güvenilen ve “kefil” olunan birini görmedim. Hakikaten Peygamber Efendimizin ölçüsü çok net: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun.” (Buhârî, Edeb, 31; Müslim, Îmân, 74) Peki “hayır konuşmak” ne demektir? Hayır konuşmak; iyi konuşmaktır, olumlu konuşmaktır, hak nazarıyla konuşmaktır, ve en önemlisi de nefsinden çıkarak konuşmaktır. Eşyanın hakikatini bilmeyi arzulayarak konuşmaktır. Bilmediğin konuda hüküm kesmemektir. İçinde öfke, kibir, tahkir ve küçümseme taşıyan bir dili “doğruluk” diye pazarlamamaktır. Eğer bunları yapmıyorsan; eğer dilin şer yuvasına dönmüşse, ağzından sürekli eleştiri, karamsarlık ve olumsuzluk dökülüyorsa… O zaman sus. Sus. Çünkü bazen susmak, insanın hem dünyasını hem ahiretini koruyan bir ibadettir. Bu hakikati ben yıllardır üzerinde düşündüğüm, fikirlerine değer verdiğim Stoacı filozof Epiktetos’ta da çok berrak görürüm. Epiktetos, “El Kitabı”nın (Enchiridion) daha ilk cümlesinde insanı kurtaran temel ayrımı yapar: Hayatta iki tür şey vardır: bizim irademize bağlı olanlar ve bizim irademize bağlı olmayanlar. İrademize bağlı olanlar; yargımız, niyetimiz, tutumumuz, tepkimizdir. İrademize bağlı olmayanlar ise; insanların ne dediği, dünyanın nereye savrulduğu, olup biten birçok dış hadisedir. Eğer bir şey gerçekten senin sorumluluğundaysa; düzeltme gücün varsa; iradenle değiştirebileceğin bir alandaysa; o zaman konuş, müdahil ol, emek ver. Ama eğer senin iraden dışında ise; kontrolünde değilse; sorumluluğun değilse… O seni tüketir. Ve çoğu zaman seni, farkında olmadan, şerre sürükler. Bugün insanların düştüğü en büyük tuzaklardan biri tam da budur: İradeleri dışında olan, kendilerini ilgilendirmeyen, çoğu zaman ne olduğunu bile tam bilmedikleri meselelerde konuşmak… Hüküm vermek… Öfkeyi büyütmek… Karamsarlığı yaymak… Ve bunu “fikrî cesaret” sanmak… Halbuki çoğu kez bu, sadece nefsin konuşmasıdır. Bu yüzden kendime şunu sık sık hatırlatırım: Bir meselede konuşmadan önce şu dört soruyu sormalıyım: Bu konuda gerçekten bilgim var mı, yoksa kanaat mi? Bu mesele benim sorumluluk alanım mı? Niyetim hak/ıslah mı, yoksa nefsim mi? Sözüm hayır mı üretecek, yoksa fitne mi büyütecek? Bu sorulara dürüstçe cevap veremiyorsam… Sus. Bence Yunan filozofu Epiktetos’un bu “irade ve sınır” öğretisini, Peygamber Efendimizin “ya hayır konuş ya sus” hikmetiyle birlikte düşündüğümüzde, bugünün gürültüsünü daha iyi anlarız: İnsan, konuşarak büyümüyor. İnsan, her şeye karışarak değer kazanmıyor. İnsan bazen haddini bilerek, bazen kendi işine bakarak, bazen de sadece susarak olgunlaşıyor. Ve insanın dili hayır üretmüyorsa, en güvenli, en asil, en kurtarıcı söz şudur: Sus.
Fotoğraf: Kütahya Yeşil Camii
Kaynak gönderi
Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.