Erdoğan’ın Trump’ı güneş gözlüğüyle karşıladığı görüntü, siyasi liderlerin kıyafet ve jestlerinin nasıl mesaj olarak okunabildiğine bir örnek. Aşağıdaki yorumda bu görüntünün sembolik dilini değerlendiriyorum; hayalî konuşma gerçek bir söz veya alıntı değil.
Birleşmiş Milletlerin Cenevre’de başlattığı Küresel Yapay Zekâ Yönetişimi Diyaloğu, gelişen teknolojinin nasıl denetleneceğini ve gücün az sayıda ülke ile şirkette toplanmasını tartışıyor. Bu gündemden hareketle, model geliştirmek kadar çip, veri merkezi, enerji ve dağıtım altyapısına sahip olmanın da egemenlik meselesi olduğunu ele alıyorum.
Muayene sırasında konuşmaları dinleyip doktor için kayıt taslağı hazırlayan yapay zekâ araçları yaygınlaşıyor. Guardian Australia’nın Temmuz 2026 tarihli haberine göre Avustralya’daki sağlık otoriteleri bu araçlar için mahremiyet uyarısı yaptı. Hastanın neye izin verdiğini bilmesi, verilerinin nerede tutulduğunun açıklanması ve hatalı kayıtlardan kimin sorumlu olduğunun belirlenmesi gerekiyor.
Reuters’ın haberine göre Çin merkezli Z.ai’nin GLM-5.2 modeli, düşük maliyeti ve kod yazma becerisiyle dikkat çekiyor. Daha ucuz modellere erişim yeni seçenekler sunabilir; ancak fiyat tek ölçü olmamalı. Türkiye’nin model seçerken verilerini, güvenliğini ve başka ülkelere bağımlılık riskini de gözetmesi gerektiğini savunuyorum.
İngiltere’de Ulusal Suç Ajansı ve Internet Watch Foundation’ın ailelere yönelik rehberi, çocuk fotoğraflarının yapay zekâyla kötüye kullanılabilmesi riskine dikkat çekiyor. Bu uyarıdan hareketle fotoğraf paylaşımını yalnızca aile hatırası değil, çocuğun mahremiyeti ve dijital güvenliği açısından ele alıyorum.
Birleşmiş Milletler bünyesindeki Bağımsız Uluslararası Yapay Zekâ Bilim Panelinin ön raporu, sistemlerin yetenekleri artarken denetim kapasitesinin aynı hızda gelişmediğine dikkat çekiyor. Bu uyarıyı, devletlerin güvenlik testleri, hukuk ve dijital egemenlik alanlarında hazırlaması gereken kapasite açısından değerlendiriyorum.
Millî İstihbarat Akademisinin “Ankara Zirvesi, NATO 3.0 Tartışmaları ve Türkiye” raporu, değişen güvenlik ortamı ile Türkiye’nin ittifak içindeki konumunu ele alıyor. Bu çalışma üzerinden güvenlik ve dış politika tartışmalarının araştırmaya dayanan, sürekli bir düşünce üretimine dönüşmesi gerektiğini savunuyorum.
Google’ın Android telefonlardaki arama motoru ve uygulama tercihlerini nasıl yönlendirdiği, bu yazının çıkış noktası. Telefonda ilk karşımıza çıkan hizmetler, hangi habere ve bilgiye ulaşacağımızı da etkiliyor. Bu gücün yapay zekâ asistanlarına taşınmasını, rekabet ve Türkiye’nin kendi içeriklerini okura ulaştırabilmesi açısından tartışıyorum.
Yazmak, insanın dağınık fikirlerini toparlamasına yardımcı olur; sanat da düşünmenin başka bir yoludur. Bence yapay zekâyı değerlendirirken asıl soru, bu araçların bizi düşünmekten uzaklaştırıp uzaklaştırmadığıdır. Kendi aklımızı kullanmayı bırakmak yerine daha derin düşünmeye ve yeni sorular sormaya yöneliyorsak, yapay zekâ bize yardımcı olabilir.
2 Temmuz 2026’da güncellenen bu X yazısında Muhammed Ersin Toy, Filistin meselesinin tarihsel arka planını, Gazze’deki insani yıkımı, haber dilinde sorumluluğun görünürlüğünü ve uluslararası kurumların etkisini tartışıyor. Yazı, Gazze Hükümet Medya Ofisi’nin 1.000. gün bilançosuna atıf yapıyor; tarihsel ve siyasi değerlendirmeler yazara ait.
Türkiye ile Suriye arasında vizesiz, zamanla kimlikle geçişi de mümkün kılacak kolaylıklar sağlanmasını öneriyorum. Amaç, yeniden inşa sürecinde ticareti, eğitimi ve insani ilişkileri güçlendirmek; bu metin yürürlükteki seyahat kurallarını bildiren bir duyuru değildir.
Birleşik Krallık’ta kamu kurumlarının Palantir gibi teknoloji şirketlerinin veri ve yapay zekâ sistemlerine bağımlılığı tartışılıyor. Verinin hukuken devlete ait olması tek başına yeterli mi? Kamu kurumlarının kullandıkları sistemleri denetleyebilmesini ve gerektiğinde başka bir altyapıya geçebilmesini ele alıyorum.