Google’ın Android telefonlardaki arama motoru ve uygulama tercihlerini nasıl yönlendirdiği, bu yazının çıkış noktası. Telefonda ilk karşımıza çıkan hizmetler, hangi habere ve bilgiye ulaşacağımızı da etkiliyor. Bu gücün yapay zekâ asistanlarına taşınmasını, rekabet ve Türkiye’nin kendi içeriklerini okura ulaştırabilmesi açısından tartışıyorum.
Yazmak, insanın dağınık fikirlerini toparlamasına yardımcı olur; sanat da düşünmenin başka bir yoludur. Bence yapay zekâyı değerlendirirken asıl soru, bu araçların bizi düşünmekten uzaklaştırıp uzaklaştırmadığıdır. Kendi aklımızı kullanmayı bırakmak yerine daha derin düşünmeye ve yeni sorular sormaya yöneliyorsak, yapay zekâ bize yardımcı olabilir.
Birleşik Krallık’ta kamu kurumlarının Palantir gibi teknoloji şirketlerinin veri ve yapay zekâ sistemlerine bağımlılığı tartışılıyor. Verinin hukuken devlete ait olması tek başına yeterli mi? Kamu kurumlarının kullandıkları sistemleri denetleyebilmesini ve gerektiğinde başka bir altyapıya geçebilmesini ele alıyorum.
Arap Devletleri Yayın Birliği (ASBU), haber, görüntü, ses ve arşiv içeriklerinin yapay zekâ şirketlerince kullanımı için yayıncıların ortak müzakere yürütmesini istiyor. Çağrının merkezindeki izin, kaynak gösterme ve adil gelir paylaşımı ilkelerini değerlendiriyorum; ortada imzalanmış bağlayıcı bir anlaşma olduğu söylenmiyor.
Yapay zekâ meslekleri değiştirirken üniversitelerin öğrettikleri de değişmek zorunda. Öğrencilerin yalnızca bu araçları kullanmayı değil, verdikleri cevapları sorgulamayı ve hatalarını ayırt etmeyi öğrenmesi gerektiğini savunuyorum. Türkiye’de yeni teknoloji bölümleri açılırken sanat, sosyal bilimler ve eleştirel düşünce eğitimi de güçlendirilmeli.
Bankalar yapay zekâyı kredi değerlendirmesi, dolandırıcılık tespiti ve risk analizinde kullanıyor. Reuters’ın Haziran 2026’da aktardığına göre finans denetçileri de bu sistemleri izlemek için kendi araçlarını geliştiriyor. Otomatik kararların insan denetimine açık olması ve müşterinin itiraz hakkının korunması gerektiğini savunuyorum.
Anadolu Ajansının aktardığı hedefe göre Türkiye, 2030’a kadar veri merkezi kapasitesini büyüterek bölgesel bir merkez olmak istiyor. Yapay zekâ modellerinin çalıştığı bu tesislere yatırımın neden enerji, bulut hizmetleri, veri güvenliği ve kriz anındaki kontrolle birlikte düşünülmesi gerektiğini ele alıyorum.
Ukrayna, kamu ve savunma alanındaki yapay zekâ sistemlerini ülke içinde çalıştırmak için Kyivstar ile yerli hesaplama altyapısı kurmayı planlıyor. Henüz plan ve mutabakat aşamasındaki bu girişim üzerinden, dijital egemenliğin veri merkezi, enerji, çip ve insan denetimini birlikte gerektirdiğini tartışıyorum.
27 Haziran 2026 tarihli bu analizimde, Endonezya’nın ücretsiz yemek programında yapay zekâ kullanma taslağını çocuk hakları, sağlık verisi ve kamusal denetim açısından ele alıyorum. Verimlilik hedefinin yanında insan kararının ve itiraz hakkının korunması gerektiğini savunuyorum.
Pax Silica, enerji, kritik madenler, çipler ve yapay zekâ altyapısını güvenilir ortaklar arasında güçlendirmeyi amaçlayan ABD öncülüğündeki girişim. Avrupa Birliği’nin bu girişime katılımı üzerine, Türkiye’nin yalnız ham madde sağlayan değil teknoloji ve üretim kapasitesi kazanan bir ortaklığı nasıl kurabileceğini tartışıyorum.
ABD’de gelişmiş yapay zekâ modellerine erişimin sınırlandırılması, modellerin piyasaya çıkmadan incelenmesi ve kritik olayların devlete bildirilmesine yönelik teklif, yeni bir denetim tartışması doğuruyor. Yazı, bu ayrı adımları güvenlik ihtiyacı ile dışa bağımlılık riski açısından inceliyor; yasa teklifini yürürlükteki bir yükümlülük olarak sunmuyor.
Norveç’te okullardaki telefon kullanımını ve öğrencilerin yapay zekâya başvurmasını sınırlayan tavsiyeler, sosyal medya için hazırlanan yaş sınırı teklifiyle birlikte tartışılıyor. Bu adımları yürürlükte tek bir yasak gibi sunmadan, çocukların dikkatini, temel öğrenme becerilerini ve dijital katılımını nasıl koruyabileceğimiz açısından inceliyorum.