Yapay zekâ çocukların yemeğini de yönetecek
X’teki yazar analizi
Konu ve bağlam
27 Haziran 2026 tarihli bu analizimde, Endonezya’nın ücretsiz yemek programında yapay zekâ kullanma taslağını çocuk hakları, sağlık verisi ve kamusal denetim açısından ele alıyorum. Verimlilik hedefinin yanında insan kararının ve itiraz hakkının korunması gerektiğini savunuyorum.

Yapay zekâ çocukların yemeğini de yönetecek
Endonezya, 15 milyar dolarlık ücretsiz yemek programında yapay zekâyı kullanarak çocuklara ve ihtiyaç sahiplerine verilecek menüleri belirlemeyi, mutfak hijyenini izlemeyi, gıda talebini tahmin etmeyi ve usulsüzlükleri tespit etmeyi planlıyor. Taslak düzenleme hayata geçerse yapay zekâ, yalnızca şirketlerin verimlilik aracı değil; çocuk beslenmesi, kamu bütçesi, sağlık verisi ve sosyal yardım dağıtımının da doğrudan parçası hâline gelecek.
Reuters’ın gördüğü taslak başkanlık düzenlemesine göre Endonezya, 2026-2029 döneminde bakanlıklar ve yerel yönetimlerde yapay zekâ kullanımını yaygınlaştırmayı hedefliyor. Planın merkezinde, Devlet Başkanı Prabowo Subianto’nun en büyük sosyal politika vaatlerinden biri olan ücretsiz beslenme programı yer alıyor. [1]
Taslağa göre yapay zekâ, yemek programında bölgesel menülerin hazırlanması, mutfak hijyeninin izlenmesi, gıda talebinin tahmin edilmesi, usulsüzlüklerin tespit edilmesi ve sağlık verilerinin erken uyarı sistemi için birleştirilmesi amacıyla kullanılacak. Aynı strateji içinde sağlık taramaları ve verem testlerinde de yapay zekâdan yararlanılması öngörülüyor. [1]
Bu gelişme, yapay zekânın devlet yönetiminde yeni bir eşiğe geldiğini gösteriyor. Yapay zekâ bugüne kadar daha çok reklam, içerik üretimi, müşteri hizmetleri, siber güvenlik veya askerî teknoloji başlıklarıyla tartışılıyordu. Endonezya örneği ise algoritmaların sosyal devletin en hassas alanlarına, yani çocukların beslenmesine, kamu sağlığına ve yardım dağıtımına girmeye başladığını ortaya koyuyor.
Sosyal devlet algoritmikleşiyor
Endonezya’nın ücretsiz yemek programı, ölçeği bakımından dünyanın en büyük sosyal yardım projelerinden biri olmayı hedefliyor. Program ilk tasarımında yaklaşık 83 milyon çocuk, hamile kadın ve ihtiyaç sahibine ulaşmayı amaçlıyordu. Ancak uygulama kısa sürede bütçe, şeffaflık, mutfak kapasitesi, gıda güvenliği ve yönetim sorunlarıyla tartışmalı hâle geldi. [2]
Reuters’ın 25 ve 26 Haziran 2026’da aktardığı bilgilere göre Endonezya, programın 2026 bütçesinde 40 trilyon rupiye, yani yaklaşık 2,2 milyar dolara varabilecek yeni bir kesinti seçeneğini değerlendiriyor. Yararlanıcı sayısının 62,5 milyondan 49 milyona düşürülmesi ve 13 binden fazla yeni mutfağın açılışının yavaşlatılması da gündemde. [3]
Daha önce programı yürüten Ulusal Beslenme Ajansının eski başkanı, yönetim sorunları ve yolsuzluk iddiaları sonrasında görevden alınmış ve tutuklanmıştı. Program ayrıca çocuklarda gıda zehirlenmesi vakaları, mutfak denetimleri ve tedarik zinciri sorunları nedeniyle eleştiriliyordu. [3]
Bu nedenle Endonezya’daki yapay zekâ hamlesi yalnızca teknolojik yenilik olarak okunamaz. Asıl soru şudur:
Sorunları denetimden, bütçe şeffaflığından ve sahadaki uygulama kapasitesinden kaynaklanan bir sosyal yardım programı, yapay zekâ kullanılarak gerçekten daha adil, güvenli ve hesap verebilir hâle gelir mi?
Yoksa yapay zekâ, yapısal sorunları çözmeden onları daha hızlı, daha merkezi ve daha görünmez biçimde yeniden mi üretir?
Verimlilik tek başına ölçü olamaz
Yapay zekânın kamu hizmetlerinde kullanılması ilkesel olarak reddedilemez. Büyük ölçekli yemek programlarında talep tahmini, lojistik planlama, gıda israfının azaltılması, menü çeşitliliği, hijyen denetimi ve usulsüzlük takibi gibi alanlarda yapay zekâ fayda sağlayabilir.
Bölgesel gıda fiyatlarını, yerel üretim kapasitesini, yaş gruplarına göre beslenme ihtiyacını ve dağıtım mesafelerini birlikte değerlendiren bir sistem, teorik olarak daha hızlı ve daha düşük maliyetli kararlar üretebilir.
Fakat sosyal yardım alanında verimlilik tek başına yeterli ölçüt değildir.
Çocukların yemeği, yoksul ailelerin sosyal yardımı ve hastaların sağlık taraması yalnızca teknik optimizasyon meselesi değildir. Bu alanlar aynı zamanda hak, adalet, insan onuru, mahremiyet ve kamu sorumluluğu alanlarıdır.
Bir algoritmanın daha ucuz menü önermesi, o menünün çocuk için daha sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Bir sistemin “riskli mutfak” işaretlemesi, sahadaki gerçek sorumluluğun kime ait olduğunu tek başına açıklamaz. Bir veri modelinin “usulsüzlük” tahmini, yoksul ailelerin, yerel tedarikçilerin veya okul mutfaklarının haksız biçimde dışlanmasına yol açabilir.
Bu nedenle kamu hizmetlerinde yapay zekâ, yalnızca maliyet düşürme aracı olarak değil, hak temelli bir denetim çerçevesi içinde düşünülmelidir.
Çocuk verisi sıradan idari veri değildir
Endonezya planının en hassas boyutlarından biri, sağlık verilerinin erken uyarı sistemleriyle birleştirilmesi hedefidir.
Çocukların beslenme durumu, sağlık taramaları, yaşadıkları bölge, okul bilgileri, ailelerinin ekonomik durumu ve yardım alma geçmişi birlikte işlendiğinde son derece hassas bir veri profili ortaya çıkar.
Bu veriler yalnızca kamu hizmetini iyileştirmek için kullanılacaksa bile sıkı denetime ihtiyaç vardır. Sistem yabancı teknoloji şirketlerinin altyapısı, bulut hizmetleri veya kapalı yapay zekâ modelleri üzerinden çalışacaksa risk daha da büyür.
Çünkü çocuk verisi, sosyal yardım verisi ve sağlık verisi sıradan idari veri değildir. Bu veriler bir ülkenin en kırılgan kesimlerine ait davranış, sağlık ve yoksulluk haritasını oluşturur.
UNICEF’in çocuklar ve yapay zekâya ilişkin rehberi, çocukları etkileyen yapay zekâ sistemlerinde düzenleyici çerçeve, güvenlik, veri mahremiyeti, ayrımcılık yasağı, şeffaflık, açıklanabilirlik, hesap verebilirlik, çocuk hakları ve insan denetiminin birlikte ele alınması gerektiğini vurguluyor. [4]
Bu nedenle çocukların yemeğini, sağlığını ve sosyal yardım erişimini etkileyen algoritmalar kapalı kutu olarak çalışamaz.
Teknoloji şirketleri sosyal devletin neresinde duracak?
Reuters’ın aktardığına göre Endonezya’nın taslak yapay zekâ düzenlemesine Meta, IBM ve Microsoft gibi büyük teknoloji şirketleri de katkı sundu. Microsoft daha önce Endonezya’da bulut ve yapay zekâ altyapısı için 1,7 milyar dolarlık yatırım taahhüdünde bulunmuştu. [1]
Devletlerin teknik kapasite kurarken özel şirketlerden destek alması olağan bir durumdur. Ancak sosyal yardım, çocuk beslenmesi ve sağlık verisi gibi alanlarda teknoloji şirketlerinin rolü açık biçimde sınırlandırılmalıdır.
Kamu hizmeti, şirketlerin ürün pazarı hâline gelmemelidir. Devletin sosyal yardım altyapısı, özel şirketlerin model eğitimi, veri işleme veya pazar genişletme alanına dönüşmemelidir.
Burada asıl mesele, yapay zekânın kullanılıp kullanılmaması değildir. Asıl mesele, sistemin hangi verilerle, hangi şirketlerin altyapısıyla, hangi denetim mekanizmasıyla ve hangi kamu sorumluluğu altında çalışacağıdır.
Eğer devlet, yoksulların ve çocukların verisini büyük teknoloji şirketlerinin kapalı sistemlerine emanet ederse sosyal devletin dijital omurgası özel platformlara bağımlı hâle gelebilir.
Algoritmik sosyal yardımın karanlık yüzü
Yapay zekâ destekli sosyal yardım sistemleri dünyada yeni değil.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, Ürdün’de algoritmik puanlama kullanılan nakit yardım programına ilişkin raporunda hatalı veri, yoksulluğu dar kalıplara sokan modeller, otomatik dışlama ve etkisiz itiraz mekanizmalarının kırılgan ailelerin sosyal yardıma erişimini zorlaştırabileceğini belgeledi. [5]
OECD de yapay zekânın sosyal koruma sistemlerinde erişimi kolaylaştırma, riskleri öngörme ve hizmetleri iyileştirme potansiyeline dikkat çekerken, aynı zamanda sosyal korumanın insansızlaşması, şeffaflık kaybı ve kırılgan grupların sistem dışında kalması risklerine işaret ediyor. [6]
Bu uyarılar Endonezya örneği için doğrudan önemlidir.
Çünkü yemek programındaki yapay zekâ yalnızca kaç porsiyon hazırlanacağını veya hangi mutfağın denetime takılacağını hesaplamayacak. Sistem ileride kimin yardım alacağına, hangi bölgenin riskli görüleceğine, hangi sağlık verisinin alarm üreteceğine ve hangi tedarikçinin sistem dışı kalacağına da etki edebilir.
Bu da sosyal yardımın teknikleştirilmesi anlamına gelir.
Siyasetin, yerel denetimin, ailelerin, öğretmenlerin, sağlık çalışanlarının ve toplumun tartışması gereken kararlar “model böyle söyledi” gerekçesiyle görünmezleşebilir.
Türkiye için uyarı
Endonezya’daki gelişme Türkiye açısından yakından izlenmelidir.
Türkiye’de sosyal yardım, okul beslenmesi, aile destekleri, sağlık taramaları, çocuk izleme sistemleri ve kamu hizmetlerinin dijitalleşmesi giderek daha merkezi veri altyapıları üzerinden yürütülüyor.
Yapay zekâ bu alanlara girecekse temel ilkeler baştan belirlenmelidir.
Birincisi, çocuk, sağlık ve sosyal yardım verileri millî egemenlik verisi olarak değerlendirilmelidir. Bu veriler yabancı bulut altyapılarına, kapalı model sistemlerine veya denetlenemeyen özel şirket platformlarına kontrolsüz biçimde bırakılmamalıdır.
İkincisi, kamu hizmetlerinde kullanılan yapay zekâ sistemleri açık denetime tabi olmalıdır. Hangi veriyle eğitildiği, hangi kararları desteklediği, hata oranının ne olduğu, hangi grupları dezavantajlı etkileyebileceği ve karara nasıl itiraz edilebileceği açık biçimde belirlenmelidir.
Üçüncüsü, çocukları ve ihtiyaç sahiplerini etkileyen hiçbir sosyal yardım kararı yalnızca algoritmaya bırakılmamalıdır. Yapay zekâ karar verici değil, karar destek aracı olarak kalmalıdır.
Dördüncüsü, yapay zekâ sistemleri yerel bilgiye kör olmamalıdır. Öğretmenin, aile hekiminin, sosyal hizmet uzmanının, okul yönetiminin ve yerel kurumların sahadaki bilgisi modelin ürettiği çıktıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Beşincisi, sosyal yardımda yapay zekâ kullanımı yalnızca tasarruf aracı olarak değil, insan onurunu ve hizmet kalitesini güçlendiren bir kamu kapasitesi olarak tasarlanmalıdır.
Sosyal devletin dijital eşiği
Endonezya’nın planı, yapay zekâ çağında sosyal devletin nasıl dönüşeceğine dair erken ve önemli bir örnek sunuyor.
Bir yandan yapay zekâ, milyonlarca kişiye yemek ulaştıran büyük bir kamu programında israfı azaltabilir, denetimi güçlendirebilir ve sağlık uyarılarını hızlandırabilir.
Diğer yandan aynı teknoloji, çocukların ve yoksulların verisini büyük şirketlerin altyapısına taşıyabilir, sosyal yardımı kapalı algoritmalara bağlayabilir ve kamu sorumluluğunu teknik sistemlerin arkasında görünmez hâle getirebilir.
Bu yüzden mesele yapay zekânın kamu hizmetlerinde kullanılması değil, sosyal devletin hangi ilkelerle dijitalleşeceğidir.
Yapay zekâ kamu hizmetlerinde kullanılabilir; ancak çocukların yemeği, sağlık verisi ve sosyal yardım hakkı hiçbir zaman denetlenemeyen algoritmalara ve özel şirket çıkarlarına teslim edilemez.
Yapay zekâ çağında sosyal devletin gerçek sınavı, hizmetleri hızlandırmak kadar insan onurunu, çocuk haklarını, veri egemenliğini ve kamusal denetimi koruyabilmektir.
Kaynaklar
[1] Reuters, “Indonesia plans to embed AI in key programmes, including $15 billion free-meal drive”, 22 Haziran 2026.
[2] Reuters, Endonezya ücretsiz yemek programı haberleri, 2025-2026.
[3] Reuters, “Indonesia weighs $2 billion cut to Prabowo’s signature free meals programme”, 25 Haziran 2026; “Indonesia to cut spending further on free-meals scheme”, 26 Haziran 2026.
[4] UNICEF Innocenti, “Guidance on AI and Children”, 2025.
[5] Human Rights Watch, “Automated Neglect: How the World Bank’s Push to Allocate Cash Assistance Using Algorithms Threatens Rights”, 2023.
[6] OECD, “AI and the Future of Social Protection in OECD Countries”, 2025.
Kaynak yayın
x.comGörüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.