2 Ağustos 2026 tarihli bu yazıda Muhammed Ersin Toy, Gazze bağlamından hareketle Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığı ile insan onurunu birlikte koruyan bir yapay zekâ yaklaşımını tartışıyor.
Yapay zekâ, haberleri okura özetlemenin yanında haber merkezlerinde araştırma, çeviri ve arşiv işlerinde de kullanılıyor. Bu kolaylık, gazetecilerin teknoloji şirketlerine bağımlılığını artırabilir. Haberi kimin seçtiği, kaynağın nasıl gösterildiği ve gelirin kimde kaldığı sorularından hareketle gazeteciliğin kendi kararlarını verebilme gücünü tartışıyorum.
Yapay zekâ şirketlerinde çalışan filozoflar, sistemlerin hangi bilgilere güveneceği ve hangi talepleri reddedeceği gibi kararlara katılıyor. Yazılımcıların yerini almıyorlar; teknik ekiplerle birlikte davranış kuralları geliştiriyorlar. Türkiye’nin de kendi modellerini hazırlarken mühendislerin yanında düşünce insanlarına yer vermesi ve farklı kültürlerin nasıl temsil edildiğini sorgulaması gerektiğini savunuyorum.
OpenAI ve Anthropic’in kullanım araştırmaları, insanların yapay zekâya hangi konularda başvurduğunu toplu örüntüler üzerinden inceliyor. Bu çalışmaların sınırlarını gözeterek, toplumların merak ve ihtiyaçlarını yansıtan verilerin stratejik değerini tartışıyorum; araştırmaları tek başına bir istihbarat operasyonunun kanıtı saymıyorum.
Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdülkadir Çay, Kırşehir’deki Dijital Medya Çalıştayı’nda ekonomik sürdürülebilirlik, teknoloji ve mesleki etiği birlikte ele alarak “Algoritmaların vicdanı yoktur” dedi. Bu uyarıyı, yapay zekâ çağında haberin sorumluluğunun insanda kalması ve gazetecilik emeğinin korunması açısından değerlendiriyorum.
Kanada’nın yasa tasarıları, Mısır’ın platformlarla yürüttüğü görüşmeler ve Endonezya’nın uygulaması çocukların çevrim içi korunmasını farklı yönlerden ele alıyor. Bu örnekler üzerinden, Türkiye’de yaş kontrolünün yanında içerik önerileri, kişisel veriler, oyunlar ve yapay zekâ ile kurulan ilişkilerin de denetlenmesi gerektiğini tartışıyorum.
Akıllı gözlüklerden kapı kameralarına kadar günlük cihazlar, yalnız kullanıcılarının değil çevrelerindeki insanların da sesini, görüntüsünü ve davranışlarını kaydedebiliyor. Bu yazı, kayda alınan kişinin rızası, mahremiyet ve görüntülerin sosyal medyada kontrolsüz dolaşımı arasındaki ilişkiyi tartışıyor.
Birleşmiş Milletlerin Cenevre’de başlattığı Küresel Yapay Zekâ Yönetişimi Diyaloğu, gelişen teknolojinin nasıl denetleneceğini ve gücün az sayıda ülke ile şirkette toplanmasını tartışıyor. Bu gündemden hareketle, model geliştirmek kadar çip, veri merkezi, enerji ve dağıtım altyapısına sahip olmanın da egemenlik meselesi olduğunu ele alıyorum.
Muayene sırasında konuşmaları dinleyip doktor için kayıt taslağı hazırlayan yapay zekâ araçları yaygınlaşıyor. Guardian Australia’nın Temmuz 2026 tarihli haberine göre Avustralya’daki sağlık otoriteleri bu araçlar için mahremiyet uyarısı yaptı. Hastanın neye izin verdiğini bilmesi, verilerinin nerede tutulduğunun açıklanması ve hatalı kayıtlardan kimin sorumlu olduğunun belirlenmesi gerekiyor.
Reuters’ın haberine göre Çin merkezli Z.ai’nin GLM-5.2 modeli, düşük maliyeti ve kod yazma becerisiyle dikkat çekiyor. Daha ucuz modellere erişim yeni seçenekler sunabilir; ancak fiyat tek ölçü olmamalı. Türkiye’nin model seçerken verilerini, güvenliğini ve başka ülkelere bağımlılık riskini de gözetmesi gerektiğini savunuyorum.
İngiltere’de Ulusal Suç Ajansı ve Internet Watch Foundation’ın ailelere yönelik rehberi, çocuk fotoğraflarının yapay zekâyla kötüye kullanılabilmesi riskine dikkat çekiyor. Bu uyarıdan hareketle fotoğraf paylaşımını yalnızca aile hatırası değil, çocuğun mahremiyeti ve dijital güvenliği açısından ele alıyorum.
Birleşmiş Milletler bünyesindeki Bağımsız Uluslararası Yapay Zekâ Bilim Panelinin ön raporu, sistemlerin yetenekleri artarken denetim kapasitesinin aynı hızda gelişmediğine dikkat çekiyor. Bu uyarıyı, devletlerin güvenlik testleri, hukuk ve dijital egemenlik alanlarında hazırlaması gereken kapasite açısından değerlendiriyorum.