İngiltere’nin iletişim ve çevrim içi güvenlik düzenleyicisi Ofcom, TikTok’un çocukları zararlı içerikten koruyup korumadığını ve davranışlardan yaş tahmini yapan sisteminin yeterliliğini soruşturuyor. Bu inceleme, platform tasarımı ve mahremiyet tartışmasını da büyütüyor; henüz kesinleşmiş bir ihlal veya kapanma kararı bulunmuyor.
Medya, sosyal medya ve akademik yayınların kamusal itibar üretimindeki rolünü; kişisel güven, kurumsal denetim ve hesap verebilirlik ilişkisi üzerinden tartışıyor.
Avrupa Birliği’nin çocuk güvenliği uzman paneli, küçük yaş gruplarının sosyal medya erişimiyle birlikte platformların tasarımına da sınır getirilmesini öneriyor. Henüz bütün Avrupa’da yürürlükte olan ortak bir yasak anlamına gelmeyen bu önerileri, çocukları korumada yaş sınırı ile şirket sorumluluğunun nasıl birleşeceği açısından değerlendiriyorum.
FETÖ ile mücadelede yalnız tek tek sosyal medya hesaplarını kapatmanın yeterli olmadığını savunuyorum. Aynı mesajı birlikte yayan ağların ve kullandıkları yöntemlerin de incelenmesi gerekiyor. Bu incelemede siyasi eleştiri ile örgütlü faaliyet ayrılmalı; suçlama, somut delile ve kişisel sorumluluğa dayanmalı.
Kanada’nın yasa tasarıları, Mısır’ın platformlarla yürüttüğü görüşmeler ve Endonezya’nın uygulaması çocukların çevrim içi korunmasını farklı yönlerden ele alıyor. Bu örnekler üzerinden, Türkiye’de yaş kontrolünün yanında içerik önerileri, kişisel veriler, oyunlar ve yapay zekâ ile kurulan ilişkilerin de denetlenmesi gerektiğini tartışıyorum.
Avrupa Komisyonu, Facebook ve Instagram’daki sonsuz kaydırma, otomatik oynatma ve bildirimlerin kullanıcıları ekranda tutma biçimini sorguluyor. Temmuz 2026’daki bulgular kesinleşmiş bir ihlal kararı değil; Meta değerlendirmeye itiraz ediyor. Bu tartışma, çocukları korumak için yalnız içeriklerin değil, uygulamaların çalışma biçiminin de denetlenmesi gerektiğini gösteriyor.
Donald Trump’ın TikTok’un seçimlerdeki etkisine ve platformdaki görünürlüğüne ilişkin açıklamaları, sosyal medyanın siyasi gücünü yeniden tartışmaya açıyor. TikTok üzerindeki sahiplik ve denetim mücadelesini, gençlerin karşılaştığı bilgileri seçen algoritmaların kim tarafından yönetildiği sorusu üzerinden ele alıyorum.
Akıllı gözlüklerden kapı kameralarına kadar günlük cihazlar, yalnız kullanıcılarının değil çevrelerindeki insanların da sesini, görüntüsünü ve davranışlarını kaydedebiliyor. Bu yazı, kayda alınan kişinin rızası, mahremiyet ve görüntülerin sosyal medyada kontrolsüz dolaşımı arasındaki ilişkiyi tartışıyor.
Avustralya’nın sosyal medya yaş sınırlarına ilişkin yaptırımları artırma hazırlığı ve İngiltere’nin iletişim düzenleyicisi Ofcom’un bulguları, çocuk güvenliğinde aynı soruyu gündeme getiriyor: Hesap açmayı sınırlamak yeterli mi? Türkiye açısından, içeriği çocuğun önüne getiren öneri sistemlerinin ve kullanım alışkanlıklarını etkileyen platform tasarımının da denetlenmesini tartışıyorum.
Avrupa Komisyonunun Meta’ya yönelik incelemesi, Facebook ve Instagram’daki tasarım özelliklerinin çocukları daha uzun süre ekranda tutup tutmadığını sorguluyor. Yazının ele aldığı aşamada kesinleşmiş bir ihlal kararı bulunmuyor; tartışmanın odağı, zararlı içeriğin yanında onu çoğaltan öneri ve bildirim sistemlerinin sorumluluğu.
Norveç’te okullardaki telefon kullanımını ve öğrencilerin yapay zekâya başvurmasını sınırlayan tavsiyeler, sosyal medya için hazırlanan yaş sınırı teklifiyle birlikte tartışılıyor. Bu adımları yürürlükte tek bir yasak gibi sunmadan, çocukların dikkatini, temel öğrenme becerilerini ve dijital katılımını nasıl koruyabileceğimiz açısından inceliyorum.
Financial Times’ın haberine göre İngiltere, kamu hizmeti yayıncılarının haberlerini YouTube, Meta ve TikTok’ta daha görünür kılacak adımlar hazırlıyor. Henüz yasalaşmamış bu planı, doğru haberin yalnız üretilmesi değil, okurun karşısına çıkabilmesi açısından ele alıyorum.