Seçmen artık siyasi bilgiyi yapay zekâya da soruyor. Bu değişim, kampanyaların yalnızca mesajlarını değil, sohbet sistemlerinin başvurduğu kaynakları etkileme çabalarını da gündeme getiriyor. Star Açık Görüş yazım ve X’teki değerlendirmelerimden hareketle, İsrail örneğini ABD ve Brezilya’daki gelişmelerle birlikte ele alıyorum.
Reuters’ın Dezenformasyon İzleme Bülteni, yanlış bilgilerin nereden çıktığını ve nasıl yayıldığını izliyor. Türkiye’de ise Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, asılsız iddiaları doğrulayıp kamuoyunu bilgilendiriyor. Bu iki yapının farklı görevlerini ayırarak, yalnız yanlış haberi düzeltmenin değil, onu yayan ağları anlamanın da önemini tartışıyorum.
Brezilya’nın seçim düzenlemeleri, propaganda içeriklerinin yanında yapay zekâ sistemlerinin aday önermesini ve dijital platformların seçim sürecindeki sorumluluklarını da gündeme alıyor. Bu yeni denetim yaklaşımını, seçim güvenliğinin Türkiye açısından doğurduğu sorularla birlikte ele alıyorum.
Ruhi Çenet’in New York’taki Hasidik Yahudi topluluğunu anlattığı video, bu yazıda Amerikan izleyicilerinin İsrail’e verilen desteğe ilişkin sorularıyla birlikte ele alınıyor. Bir dinî topluluk ile bir devletin politikalarını birbirine karıştırmadan, bu tartışmanın ABD’deki kamuoyu değişimiyle ilişkisini değerlendiriyorum.
Erdoğan’ın Trump’ı güneş gözlüğüyle karşıladığı görüntü, siyasi liderlerin kıyafet ve jestlerinin nasıl mesaj olarak okunabildiğine bir örnek. Aşağıdaki yorumda bu görüntünün sembolik dilini değerlendiriyorum; hayalî konuşma gerçek bir söz veya alıntı değil.
İngiltere’de kriz anlarında yayılan yanlış bilginin öneri algoritmalarıyla büyütülmesi üzerine tartışmalar, yalnız yalan haberi düzeltmenin yeterli olup olmadığını sorgulatıyor. Türkiye’de Dezenformasyonla Mücadele Merkezinin bu dağıtım mekanizmalarını da incelemesini öneriyorum; bu, kurulmuş yeni bir birimin duyurusu değildir.
OpenAI’nin seçim bilgisi için açıkladığı önlemler ve Demos’un sohbet robotlarında yanlış seçim yanıtlarını inceleyen raporu, yapay zekânın kamusal bilgi üzerindeki etkisini gündeme getiriyor. Bu gelişmeleri, yapay zekâyla üretilen sahte içerikler ve platform sorumluluğuyla birlikte ele alıyorum.
Millî İstihbarat Akademisinin “12 Gün Savaşı ve Türkiye İçin Dersler” raporu, İran-İsrail çatışmasını istihbarat, teknoloji, askerî yöntemler ve kamu diplomasisiyle birlikte inceliyor. Rapordaki risk ve senaryoları yeniden okuyarak bölgesel savaşın Türkiye bakımından ne ifade ettiğini değerlendiriyorum.
Sosyal medya hesaplarına erişim engeli tartışması, bu ağların propaganda ve insanları yönlendirme amacıyla kullanılmasına karşı nasıl önlem alınacağı sorusunu gündeme getiriyor. Türkiye’nin dijital güvenlik politikalarını ve hukuk kurallarını bu risklere göre yenilemesi gerektiğini savunuyorum.
Washington Post’un haberine göre Beyaz Saray, İran’a yönelik gerçek bombardıman görüntülerini film ve video oyunu sahneleriyle birleştiren bir video paylaştı. Bu sunumun savaşı eğlenceye dönüştürdüğünü ve yaşanan yıkımı geri plana ittiğini düşünüyorum. Savaşın nasıl gösterildiği, kamuoyunun onu nasıl değerlendirdiğini de etkiliyor.