Akıllı telefon, çocuğun kamerasını, konumunu, uygulamalarını, içerik akışını ve yapay zekâ kullanımını aynı cihazda birleştiriyor. İngiltere’deki çocuk güvenliği yaklaşımından hareketle, Türkiye’nin koruma politikasını yalnız sosyal medya hesaplarına değil, cihazın ve işletim sisteminin tasarımına da yöneltmesi gerektiğini tartışıyorum.
Avustralya’nın açıkladığı yaklaşım, kullanıcılara algoritmanın seçtiği içeriklerle takip ettikleri hesapların paylaşımları arasında tercih imkânı tanımayı öngörüyor. Buradan hareketle çocukların korunmasında yaş sınırının yanında öneri sistemlerinin, ekran tasarımının ve yapay zekâyla kurulan ilişkinin de düzenlenmesi gerektiğini savunuyorum.
ChatGPT üzerinden haberleri özetletmek, kaynakları karşılaştırmak ve gelişmeler hakkında ek sorular sormak mümkün. Okurun haber sitesine gitmeden cevap alması, haberi üreten kuruluşun nasıl kaynak gösterileceğini ve gelirini nasıl koruyacağını gündeme getiriyor. Türk medyasının bu değişime hazırlanması gerektiğini düşünüyorum.
Okan Müderrisoğlu’nun Sabah’ta yayımlanan yazı dizisi, Türkiye’de haber üreten kurumların dijital platformlar karşısındaki gelir ve görünürlük sorununu gündeme taşıyor. Bu tartışmayı telif, reklam, çocuk güvenliği ve yapay zekâyı da kapsayan bir soruyla genişletiyorum: Dijital ortamın kurallarını kim koyacak?
Haberi gazeteci hazırlıyor; ancak kimin göreceğini büyük ölçüde dijital platformların içerik seçme sistemleri belirliyor. Yapay zekâ da haberleri kendi cevapları içinde sunuyor. Türkiye’nin, haberi üreten kuruluşların gelirini ve okura ulaşma imkânını birlikte koruması gerektiğini savunuyorum.
A selected summary of Muhammed Ersin Toy’s English essay of 27 August 2026 on cultural narratives, audience trust and the information sources encountered by AI.
Türkiye’nin 2026–2030 Yapay Zekâ Eylem Planı, uzman yetiştirmekten veri merkezlerini geliştirmeye kadar uzanan hedefler içeriyor. Bana göre mesele yalnızca yapay zekâ kullanmak değil. Türkiye’nin kendi verisi, dili ve teknolojik altyapısı üzerinde söz sahibi olması da gerekiyor.
Çocuklar yapay zekâ sohbet sistemlerinden bilgi isterken aynı zamanda tavsiye, teselli ve arkadaşlık da arayabiliyor. UNICEF’in çocukların yapay zekâ kullanımı ve bu sistemlerle kurduğu ilişkiler üzerine çalışmaları, güvenliğin yalnız zararlı içeriği engellemekle sınırlı kalamayacağını gösteriyor.
Avrupa Yayın Birliği ve BBC öncülüğündeki araştırma, yapay zekâ sistemlerinin haber cevaplarında doğruluk, kaynak ve bağlam sorunları saptıyor. Bu bulgulardan hareketle, tek tek cümleler doğru görünse bile seçilen veya dışarıda bırakılan bilgilerin haberin anlamını nasıl değiştirebildiğini tartışıyorum.
Yapay zekâ sistemleri bilgiyi seçip tek bir cevap hâline getirirken insanların dünyayı hangi kaynaklardan anlayacağını da etkiliyor. Bilişsel güvenliği, yani toplumun doğru ve doğrulanabilir bilgiye ulaşma şartlarını korumayı; Türkiye’nin haber üretimi, Türkçe verisi ve kültürel egemenliğiyle birlikte ele alıyorum.
Yapay zekâda “Türk Yolu” derken, Türkiye’nin kendi teknolojik kapasitesini kurarken insan onurunu ve kamusal denetimi de koruduğu bir yaklaşımı kastediyorum. Millî İstihbarat Akademisi’nin teknopolitik düzen raporu ve Selçuk Bayraktar’ın teknoloji tekellerine ilişkin değerlendirmeleri, bu önerinin tartışma zeminini oluşturuyor.
Yapay zekâ, haberleri okur adına seçip özetlediğinde kullanıcı haberi üreten kuruma hiç uğramadan bilgi edinebiliyor. Bu değişimin gazeteciliğin gelirini, kaynakların görünürlüğünü, doğrulamayı ve okurla kurulan güven ilişkisini nasıl etkilediğini inceliyorum.