Türkiye Yazarlar Birliği’nin ABD/İsrail–İran Savaşı Çalıştayı girişimi, savaşı yalnız askerî ve siyasi boyutlarıyla değil; hukuk, ekonomi, medya, din, tarih ve kültürle birlikte ele almayı amaçlıyor. Bu çok disiplinli yaklaşımı, yaşananları doğru anlamak ve anlatmak bakımından neden önemli bulduğumu açıklıyorum.
ABD, İsrail ve İran arasındaki savaşın kısa videolar, sloganlar ve popüler kültür görüntüleriyle anlatılması, gerçek yıkımla seyirlik içerik arasındaki sınırı aşındırıyor. “Savaşın Trumplaşması” derken, bu gösteri dilinin haberin, tanıklığın ve ortak hakikat duygusunun önüne geçmesini kastediyorum.
Gazze’deki yıkımın önce İsrail’in geleceği açısından bir sorun olarak anlatılması, Filistinlilerin yaşadığı acıyı tartışmanın gerisine itebiliyor. Carlson’ın yer aldığı röportajdan hareketle, medyada kimin kaybının görünür kılındığını ve insan hayatları arasında nasıl bir hiyerarşi kurulduğunu sorguluyorum.
Savaş görüntüsü diye paylaşılan içerikler arasında yapay zekâyla üretilmiş videolar ve başka olaylardan alınmış eski kayıtlar bulunuyor. AFP ve Full Fact’in incelediği örnekler, yanıltmanın yalnız sahte görüntü üretmekle sınırlı olmadığını gösteriyor. Sürekli şüphe duymanın gerçek görüntülere ve insanların yaşadığı acılara güveni de aşındırabileceğini tartışıyorum.
The Economist’in İran savaşını konu alan “Operation Blind Fury” kapağı, bu yorumun çıkış noktası. Kapağı, ABD’nin güç kullanımı ile Avrupalı müttefiklerin mesafeli tutumu arasındaki ayrışmanın sembolü olarak okuyorum.
Yapay zekâyla üretilebilen sahte görüntü, ses ve metinler, yalnızca yanlış bilgiyi çoğaltmıyor; insanların neye güveneceğini de tartışmalı hâle getiriyor. Uluslararası raporlardan hareketle bu bilgi ve güven krizinin Türkiye açısından medya, toplumsal dayanıklılık ve dijital egemenlik boyutlarını ele alıyorum.
Beyaz Saray’ın “UNDEFEATED” başlıklı savaş videosu ve benzer paylaşımlar, gerçek saldırı görüntülerini oyun, spor ve popüler kültürün görsel diliyle sunuyor. Bu anlatımın savaşı bir eğlence veya skor mücadelesi gibi algılatma riskini, medya etiği ve şiddete duyarsızlaşma açısından tartışıyorum.
Washington Post’un haberine göre Beyaz Saray, İran’a yönelik gerçek bombardıman görüntülerini film ve video oyunu sahneleriyle birleştiren bir video paylaştı. Bu sunumun savaşı eğlenceye dönüştürdüğünü ve yaşanan yıkımı geri plana ittiğini düşünüyorum. Savaşın nasıl gösterildiği, kamuoyunun onu nasıl değerlendirdiğini de etkiliyor.
Associated Press’in İran savaşı çevresindeki bilgi akışını inceleyen haberi, yapay zekâ videolarının, eski kayıtların ve oyun görüntülerinin gerçek çatışma sahnesi gibi paylaşıldığını anlatıyor. Bu örnekler üzerinden savaşta görüntünün güvenilirliğini ve toplumun doğru bilgiye ulaşmasını tartışıyorum.
Halk TV’nin Ekrem İmamoğlu’nun Karaman mitingine çağrısını aktaran haberinde, “Cumhurbaşkanı adayı” yerine “CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı” ifadesi kullanılıyor. Bu kelime seçimini sorguluyor, bir haber unvanının okuyucunun algısını nasıl etkileyebileceğini tartışıyorum; ifadenin sehven yazılmış olabileceğini de açık tutuyorum.