Noel, küresel eğlence endüstrisinde film, dizi ve çocuk içeriklerinin yoğunlaştığı bir yayın sezonu oluşturuyor. Yayıncıların sezonluk programları ve izlenme verilerinden hareketle, dinî bir bayramın medya üretimi ve tüketim kültürüyle kurduğu ilişkiyi ele alıyorum.
3 Mart 2026 tarihli bu kısa yorumumda, savunma kapasitesinin yanında eğitim, iletişim, medya ve ulaşım bağlarının da Türkiye–Suriye ilişkilerinde birlikte düşünülmesini öneriyorum.
1 Mart 2026 tarihli bu değerlendirmemde, İran’ı sloganlarla değil, kurumları ve karar alma süreçleri üzerinden anlamanın önemini vurguluyorum. İRAM’ın birikiminin akademik ve kamusal tartışmalarda daha fazla yer bulmasını öneriyorum.
Küresel medya hangi toplumların hikâyesini herkes için geçerli kabul ediyor, hangilerinin sesini geri planda bırakıyor? Batı tarihindeki farklı kültürleri tek tipleştirme çabalarıyla bugünkü medya gücü arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum. Bu gücün, şiddeti uygulayanlarla şiddete uğrayanları nasıl gösterdiğini sorguluyorum.
tabii’nin Yankı: Görünmez El dizisi, 1999 Türkiye’sinde medya, banka ve siyaset ilişkilerini kurmaca bir hikâyeyle anlatıyor. İlk sezonun toplumsal hafızayla kurduğu bağı değerlendirirken ikinci sezona ilişkin beklentilerimi paylaşıyorum.
Türk dizilerinin uluslararası başarısı, dijital platformlarda nasıl yeni bir büyümeye dönüşebilir? Uzun televizyon bölümleriyle farklı izleme alışkanlıkları arasındaki gerilimi ele alıyor; platforma uygun hikâye, ortak yapım ve izleyici verisiyle desteklenen bir üretim yaklaşımı öneriyorum.
Bir yapımın çok izlenmesi, tek başına başarı sayılmalı mı? Reyting uğruna kültürel ve ahlaki değerlerin aşındırılmasına itiraz ediyorum. Güçlü hikâyeler ve sanatsal özenle, bu değerleri koruyarak da geniş kitlelere ulaşılabileceğini savunuyorum.
Sosyal medya yalnız iletişim ve eğlence için kullanılmıyor; kamuoyunu etkileme mücadelesinin de bir alanı. İspanyol Stratejik Araştırmalar Enstitüsünün analizi ve farklı ülkelerin düzenlemelerinden hareketle, çocukları koruma çabalarının bu mücadeleyle ilişkisini sorguluyorum. Yaş sınırları, içerik öneren sistemler ve platformların sorumluluğu tartışılırken sansür kaygılarının da göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
16 Ocak 2026 tarihli bu yazımda, savaşın nasıl anlatıldığını ve kullanılan kelimelerin kamuoyunun yargısını nasıl etkileyebileceğini tartışıyorum. İsrail’in politikalarına yönelik eleştirimi medya, kültür ve siyasi meşruiyet ilişkisi üzerinden kuruyorum.
TRT Genç’in açılışından hareketle, gençlere yönelik bir kanalın yalnız izlenecek içerik değil, öğrenme ve üretme imkânı da sunması gerektiğini tartışıyorum. Sporcu hikâyelerinden yapay zekâ eğitimine uzanan önerilerim, gençlerin zamanını daha anlamlı kullanabileceği bir yayın anlayışını hedefliyor.
3 Ocak 2026 tarihli bu kısa yorumumda, bir ülkenin kültürel etkisini gündelik davranışlarla birlikte düşünüyorum. Medyanın bu davranışları nasıl anlattığının önemini vurguluyorum.