Ahmet Cevizci’nin kitapları, felsefe okumalarımda yeni bir yol açtı. 24 Kasım 2025 tarihli bu yazımda o okuma yolculuğunu anlatıyor, hocanın özel kitaplığını da yaşatacak bir bölüm oluşturulmasını diliyorum.
21 Kasım 2025 tarihli bu değerlendirmemde, seyircinin bildikleriyle karakterlerin öğrendikleri arasındaki ilişkinin hikâyeyi nasıl etkilediğini tartışıyorum. Merak duygusunu canlı tutan bir kurgu ile aynı bilgiyi tekrarlayan anlatı arasındaki farkı öne çıkarıyorum.
27 Ekim 2025 tarihli bu yazımda, gençlere yönelik dijital içeriklerin niteliğini tartışıyorum. Platformlara ilişkin eleştirilerimden hareketle, anlamlı ve değer temelli içerik üretiminin önemini savunuyorum.
12 Ekim 2025 tarihli bu yorumumda, yapay zekâ yanıtlarını hakikatin kendisi gibi kabul etmek yerine eleştirel değerlendirmeyi savunuyorum. Bu araçların bilgiyi düzenleme ve araştırmaya destek olma işlevini öne çıkarıyorum.
10 Ekim 2025 tarihli bu önerimde, Filistin’deki gündelik hayatın kamusal ekranlarda görünür olmasını savunuyorum. “Şehir Sahneleri” adını verdiğim fikir, uygulanmış bir projenin sonuçları değil; medya görünürlüğüne ilişkin bir tasarıdır.
6 Ekim 2025 tarihli bu düşünce notumda, insanın teknolojiyle ilişkisini 2030’a uzanan bir gelecek tasavvuru üzerinden ele alıyorum. “Biyoteknozeka” sözüyle anlattığım, kesinleşmiş bir takvim değil; insan, beden ve ağ arasındaki ilişkinin nereye gidebileceğine dair yorumum.
3 Ekim 2025 tarihli bu kısa yorumumda, sosyal medyada etkili bir kişinin bir markayı hedef alması ihtimalini sorguluyorum. Bu soru, gerçekleşmiş bir saldırı haberi değil.
26 Eylül 2025 tarihli bu yorumumda, dizi üretiminde taklide dayalı yaklaşımı eleştiriyorum. Özgün fikrin, erdemin ve iyiliğin sahnelere taşınmasının önemini savunuyorum.