Bir öğrencinin başarısı anlatılırken ailesinin mesleğinin öne çıkarılmasını sorguluyorum. 19 Temmuz 2025 tarihli bu yazımda, haber başlıklarının önyargı üretme riski ve mantıklı değerlendirme ihtiyacı üzerinde duruyorum.
30 Haziran 2025 tarihli bu yazımda, kitap ve dergilerin dijital ortama taşınırken düşüncenin derinliğini nasıl koruyabileceğini tartışıyorum. İletişim araçlarının yalnız bilgi taşımadığını, düşünme biçimimizi de etkilediğini savunuyorum. Fikir dergiciliğinin daha çok kişiye ulaşırken niteliğini kaybetmemesi gerektiğini vurguluyorum.
28 Haziran 2025 tarihli bu kısa yorumumda, sokak röportajlarında mesleki sorumluluk ve denetim ihtiyacını gündeme getiriyorum. Kamuya açık yayınların toplumsal etkilerinin ele alınmasını istiyorum. Bu metin, belirli bir yayına ilişkin yargı kararı değil, tarihli bir denetim önerisidir.
26 Haziran 2025 tarihli bu yazımda, kişiye özel haber akışlarının ve küçük dijital toplulukların ortak gündemi nasıl etkilediğini tartışıyorum. Yapay zekâ, sesli haberler ve içerik doğrulama yöntemleri üzerine düşüncelerimi, geleceğe ilişkin öngörülerimle birlikte ele alıyorum. Aynı çalışmanın farklı anlatımları, birbirine karıştırılmadan üç ayrı sürümde korunuyor.
22 Haziran 2025 tarihli bu kişisel film yorumumda, Dune’un ilk iki filmini sembollerle kurduğu dünya ve düşünceyi görüntüye dönüştürme gücü bakımından değerlendiriyorum. Bilim kurgu anlatısının ötesinde, filmlerin bende bıraktığı sanatsal etkiyi öne çıkarıyorum.
2 Haziran 2025 tarihli bu yazımda, Gassal’ın müziği etrafında üretilen kısa videoları ele alıyorum. İzleyicinin bir diziyi yalnız seyretmediğini, kendi duyguları ve hikâyeleriyle yeniden yorumladığını savunuyorum. Hikâyenin farklı mecralarda yeniden üretilmesi, yazının merkezindeki transmedya kavramını açıklıyor.
29 Mayıs 2025 tarihli bu yazımda, 12 Öfkeli Adam filmindeki çoğunluğa karşı düşünme cesaretini Filistin üzerine vicdani bir değerlendirmeye taşıyorum. Sinemanın adalet duygusunu ve kişisel sorumluluğu nasıl harekete geçirebileceğini tartışıyorum.
7 Mayıs 2025 tarihli bu yazımda, birbirini tekrar eden yapımlar yerine düşünsel derinliği olan yeni hikâyelere ihtiyaç duyduğumuzu savunuyorum. Felsefecilerin, edebiyatçıların ve farklı alanlardan düşünürlerin sinemaya katkı vermesinin Türkiye’nin anlatılarını zenginleştirebileceğini düşünüyorum.
4 Mayıs 2025 tarihli bu değerlendirmemde, geçim ve barınma sorunlarını anlamak için yalnızca sosyal medyaya bakmanın yeterli olmadığını savunuyorum. Siyasetçileri, sosyologları ve medyayı gündelik hayatın içindeki insanları dinlemeye çağırıyorum.
15–16 Nisan 2025 tarihli bu medya eleştirimde, gündüz kuşağı programlarıyla kurmaca dizilerin Türkiye algısını nasıl etkileyebildiğini tartışıyorum. Netflix ve Türkiye kitabımda ele aldığım katılımcı yorumlarından hareketle, ekranda gerçek hayat olarak sunulan olaylarla kurmaca hikâyeler arasındaki ayrıma dikkat çekiyorum.
4 Nisan 2025 tarihli bu okuma notumda, Mustafa Merter’in Hekaton’la Son Tango kitabından hareketle dijital platformlar, kültür ve kimlik ilişkisine odaklanıyorum. Kitabın medya eleştirisine neden önem verdiğimi anlatıyorum. Burada yalnız kendi değerlendirmem yer alıyor; kitaptan alıntılar aktarılmıyor.