← Analizler

Analizler Analiz ·

UNESCO’nun cezasızlık uyarısı: Gazetecinin güvenliği toplumun bilgiye erişimini belirliyor

Dr. Muhammed Ersin TOY

Konu ve bağlam

UNESCO, gazeteci ölümlerinde cezasızlık oranının yeniden yükseldiğini açıkladı. Türkiye’nin savaş ve afet haberciliği deneyimi, güvenliğin eğitimden kurumsal desteğe ve etkili soruşturmaya uzanan bütünlüklü bir sorumluluk olduğunu gösteriyor.

Işıkla aydınlanan boş muhabir masası, defter ve mikrofonla gazeteci güvenliğini anlatan temsili görsel
Yapay zekâyla oluşturulmuş temsili görsel; gerçek bir olay fotoğrafı değildir.
Bu yazıda · Bölümlere git

UNESCO, 2 Kasım’da yayımladığı rapor duyurusunda gazetecilerin öldürülmesine ilişkin küresel cezasızlık oranının yüzde 86’ya yükseldiğini açıkladı. Önceki dönemde yüzde 85 olan göstergedeki artış, kurumun 2012’de başlattığı ölçüm serisinde ilk kez kaydedildi. Açıklamaya göre 2024 ve 2025’te 189 gazeteci ve medya çalışanı öldürüldü; bu sayı önceki iki yıllık döneme göre yüzde 20 arttı.

Bu iki verinin kapsamları farklı. Birleşmiş Milletlerin bilgilendirme sayfasında cezasızlık oranı, 2006’dan beri izlenen öldürülme vakaları üzerinden açıklanıyor. Dolayısıyla yüzde 86’yı yalnızca son iki yılda öldürülen 189 kişinin dosyalarına ait bir oran gibi okumamak gerekiyor. Yeni duyuru, güncel kayıplarla yıllar boyunca çözülemeyen dosyaları aynı güvenlik tartışmasında bir araya getiriyor.

UNESCO’nun açıkladığı diğer bulgu, 2024 ve 2025’te çatışma bölgelerinde öldürülen 127 gazetecinin 50’sinin insansız hava aracı saldırılarında yaşamını yitirmesi. Bu tablo, sahadaki risklerin teknolojiyle birlikte değiştiğini gösteriyor. Türkiye açısından da savaş ve afet bölgelerinde çalışan muhabirlerin hazırlanması, desteklenmesi ve saldırıların takibi birlikte düşünülmeli. Gazetecinin hayatta kalabilmesi, toplumun olayları bağımsız kaynaklardan öğrenebilmesinin temel koşullarından biri.

Cezasızlık, haberin geleceğini de etkiliyor

Bir gazetecinin öldürülmesi, ailesi ve meslektaşları için telafisi olmayan bir kayıptır. Aynı zamanda kamuoyunun belirli bir olayı izleyebileceği kanallardan biri kapanır. O kişinin kurduğu kaynak ilişkileri, bölge bilgisi ve üzerinde çalıştığı dosyalar kolayca yerine konulamaz. Böylece kayıp, yayımlanmış haberlerin ötesinde, henüz araştırılmamış konulara da uzanır.

Saldırıların karşılıksız kalabileceği düşüncesi, diğer gazetecilerin kararlarını da etkileyebilir. Bir bölgeye gitmekten vazgeçilmesi, hassas bir dosyanın ertelenmesi veya kaynakların konuşmaktan çekinmesi, bilgi alanını daraltır. Bu ilişkinin her olayda aynı biçimde gerçekleştiğini varsaymak doğru olmaz. Ancak güvenlik ile haberin sürekliliği arasındaki bağı kurmadan cezasızlığın toplumsal etkisini değerlendirmek eksik kalır.

Gazetecileri Koruma Komitesinin 23 Ekim verilerine dayanan kayıtları, farklı bir ölçümle aynı sorunun büyüklüğüne işaret ediyor. CPJ, 1992’den beri mesleki faaliyetleri nedeniyle kasıtlı biçimde öldürüldüğünü belirlediği 1.053 gazeteciden 842’sinin dosyasında hiç kimsenin mahkûm edilmediğini bildiriyor. Kurum, bütün faillerin mahkûm edildiği tam adalet kategorisinde ise 50 vaka sayıyor.

Bu kayıtlar UNESCO’nun oranıyla doğrudan karşılaştırılamaz. Başlangıç yılı, vaka seçimi ve sonuçların sınıflandırılması farklıdır. UNESCO’nun yöntem açıklamasında soruşturmaların durumu ilgili devletlerin bildirimlerine dayanıyor. Sonuçlandırılmış dosya kategorisi de yalnızca mahkûmiyet anlamına gelmiyor; şüphelinin yargılama öncesinde ölmesi gibi başka durumları içerebiliyor. Bu nedenle rakamlar aktarılırken nasıl üretildiklerinin görünür olması gerekiyor.

Kamuoyunun bu dosyaları takip edebilmesi için gelişmelerin anlaşılır biçimde aktarılması önemlidir. Bir soruşturmanın açılması, hüküm verilmesi ve bütün sorumluların ortaya çıkarılması farklı aşamalardır. Haber dili bunları birbirine karıştırdığında, ilerleme olduğundan büyük veya küçük görünebilir; mağdurların adalet beklentisi de görünmezleşebilir.

Şeffaf veri, hesap verebilirlik talebini güçlendirir. Hangi olayın hangi nedenle kayda alındığı ve dosyanın hangi aşamada bulunduğu bilindiğinde, eksik soruşturmayla eksik bildirim arasındaki fark da daha iyi anlaşılır. Sayısal büyüklük, tek tek dosyaların izlenmesinin yerini alamaz.

Türkiye’nin saha deneyimi ne söylüyor?

Türkiye’deki gazetecilerin kriz haberciliği deneyimini inceleyen 2026 tarihli araştırma, güvenliğin fiziksel ekipmandan daha geniş bir konu olduğunu gösteriyor. Fatma Gündüz Zeybekoğlu ve çalışma arkadaşları, afet bölgelerinde görev yapmış 17 gazeteciyle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirdi. Ocak ile nisan arasında toplanan anlatılarda iletişim kesintileri, barınma ve ulaşım sorunları, psikolojik yük ve kurumsal desteğin önemi öne çıktı.

Journalism dergisinde yayımlanan çalışma, katılımcıların deneyimlerini yorumlayan nitel bir araştırma. Örneklem ağırlıkla Bolu, Artvin ve Kahramanmaraş çevresinden geliyor; ulusal ajans çalışanları daha fazla temsil ediliyor. Bu yüzden bulgular bütün Türkiye’deki gazetecilerin durumunu ölçen bir anket sonucu sayılamaz. Ayrıca afet haberciliği üzerine yapılan araştırma, savaş ortamındaki kasıtlı saldırıların nedenlerini açıklamıyor.

Buna karşılık çalışma, Türkiye için somut bir kurumsal soruyu görünür kılıyor: Gazeteci sahadayken ihtiyaç duyduğu desteğe nasıl ulaşacak? Haber merkezinin muhabirin konumunu bilmesi, ulaşım ve iletişim alternatiflerini planlaması, dinlenme imkânı sağlaması ve görev sonrasındaki psikolojik etkileri izlemesi, kişisel dayanıklılığa bırakılamayacak sorumluluklardır.

Yerel ve bağımsız gazeteciler açısından destek mekanizmalarının erişilebilirliği ayrıca düşünülmeli. Büyük bir kuruluşun lojistik imkânlarıyla çalışan muhabirle, kendi kaynaklarıyla sahaya çıkan gazeteci aynı koşullara sahip olmayabilir. Koruma yaklaşımı yalnızca merkezdeki büyük haber kuruluşları etrafında tasarlandığında, kamuoyuna önemli bilgiler ulaştıran başka çalışanlar dışarıda kalabilir.

Anadolu Ajansının eylülde başlattığı 30. Dönem Savaş Muhabirliği Eğitimi, Türkiye’deki mevcut hazırlık kapasitesine bir örnek sunuyor. Kurumun açıklamasında kişisel güvenlik, ilk yardım, savaş psikolojisi, afet haberciliği ve yeni teknoloji kaynaklı riskler programa dâhil ediliyor. Bu, eğitim içeriğinin değişen saha ihtiyaçlarıyla güncellenebildiğini gösteriyor; programın bütün riskleri ortadan kaldırdığı anlamına gelmiyor.

Eğitimin etkisi, kursun tamamlanmasından sonra da değerlendirilmeli. Katılımcıların hangi bilgileri sahada kullandığı, hangi ihtiyaçların karşılanamadığı ve görev sonrasında ne tür destek gerektiği düzenli olarak izlenebilir. Böylece eğitim, bir defalık sertifikadan sürekli gelişen mesleki hazırlığa dönüşür.

Koruma, kurumsal destek ve adalet birlikte düşünülmeli

UNESCO’nun yeni bulguları, güvenliğin bütün yükünün muhabire bırakılmasının sınırlarını ortaya koyuyor. Daha iyi ekipman ve eğitim önemli olabilir; ancak saldırıların soruşturulması ve sorumluların ortaya çıkarılması farklı bir kurumsal görevdir. Güvenlik önlemlerinin yetersizliğini tartışmak, saldırıya uğrayan gazeteciyi kendi başına sorumlu tutan bir anlayışa dönüşmemeli.

Haber kuruluşları açısından ilk adım, görevlendirme kararını yalnızca haberin önemi ve yayın takvimi üzerinden vermemek. Risk değerlendirmesi, güvenli çalışma koşulları ve gerektiğinde görevi durdurma kararı editoryal planlamanın parçası olmalı. Haberi yetiştirme baskısı, muhabirin tehlikeyi bildirmesini zorlaştırıyorsa kurumun kendi işleyişini de değerlendirmesi gerekir.

Dijital ortam da bu sorumluluğun içinde. Gazetecilerin kimlik ve konum bilgilerinin gereksiz biçimde yayılması, çevrimiçi tehditlerin kaydedilmemesi veya saldırıların sıradan hakaret sayılarak geçiştirilmesi, riskin anlaşılmasını güçleştirir. Kurum içindeki başvuru yolları açık olduğunda çalışan, karşılaştığı tehdidi kime ileteceğini ve nasıl destek alacağını bilir.

Başarı değerlendirmesi de yalnızca kaç gazetecinin eğitim aldığına indirgenmemeli. Tehdit bildirimlerine ne kadar sürede cevap verildiği, destekten kimlerin yararlanabildiği ve görev sonrasında çalışanlarla bağlantının sürdürülüp sürdürülmediği incelenebilir. Böylece kurumların hazırlığı, sahadaki gerçek ihtiyaçlarla somut veriler üzerinden karşılaştırılabilir.

Türkiye’nin birikimi, eğitim kurumları, haber merkezleri, meslek örgütleri ve araştırmacılar arasında daha düzenli bir bilgi alışverişiyle güçlendirilebilir. Bu ilişkinin amacı gazetecinin editoryal bağımsızlığını koruyarak güvenli çalışmasını sağlamak olmalı. Yardıma erişim, haberin içeriğine veya kurumun görüşüne bağlı bir ayrıcalığa dönüşmemeli.

Gazetecinin güvenliği için yapılan yatırım, toplumun doğrulanmış bilgiye erişimine de yapılmış olur. UNESCO’nun uyarısının asıl ağırlığı burada: Haber üreten insanı koruyamayan bir bilgi düzeni, olayların kaydını ve kamusal denetimin sürekliliğini de zayıflatır. Eğitim, kurumsal destek ve adaletin birlikte ilerlemesi bu nedenle ortak bir kamusal sorumluluktur.

Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.

Sayaç ve gizlilik

Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.

Ana SayfaBütün yayınlar →
Dr. Muhammed Ersin TOY

Medya, iletişim ve kültür üzerine yazılar ve araştırmalar.

Yazar hakkında →