Türkiye ile Güney Kore’nin yapay zekâ ortaklığında asıl ölçü teknoloji öğrenmek
Konu ve bağlam
Seul’de imzalanan bilim ve teknoloji mutabakatı yeni bir iş birliği zemini açıyor. Türkiye açısından sonuç, ortak araştırmanın yerli yeteneğe, fikrî haklara ve üretime ne kadar dönüştürülebildiğiyle ölçülecek.

Bu yazıda · Bölümlere git
Türkiye ile Güney Kore, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Devlet Başkanı Lee Jae Myung’un 3 Kasım’da Seul’de gerçekleştirdiği zirvede dört mutabakat imzaladı. Anadolu Ajansının aktardığı belgeler arasında bilim, teknoloji ve inovasyon alanlarında iş birliği de bulunuyor. Yapay zekâ, böylece iki ülkenin savunma ve enerji ağırlıklı ortaklık gündeminde daha belirgin bir yer kazandı.
Kore hükümetinin açıklamasına göre bilim ve teknoloji mutabakatı; yapay zekâ, biyoteknoloji, ileri haberleşme ve ileri malzemeleri içeren altı alanda ortak araştırmayı, araştırmacı ve bilgi değişimini geliştirmeyi amaçlıyor. İletişim Başkanlığının yayımladığı ortak basın toplantısında Lee, ikili Bilim ve Teknoloji Ortak Komitesinin ilk kez toplanmasının kararlaştırıldığını belirtti. Erdoğan da yarı iletkenler, batarya üretimi ve yapay zekâdaki iş birliğine önem verdiklerini söyledi.
Bu açıklamalar henüz bütçesi ve takvimi belirlenmiş bir yapay zekâ yatırımının tamamlandığını göstermiyor. Somut gelişme, araştırma ilişkilerini ilerletecek siyasi ve kurumsal çerçevenin kurulması. Türkiye açısından bundan sonraki aşama, hangi sorunların birlikte çözüleceğinin, araştırmanın kimler tarafından yürütüleceğinin ve ortaya çıkacak bilginin nasıl paylaşılacağının belirlenmesi olacak. Mutabakatın ekonomik değeri, bu ayrıntılar uygulamaya geçtiğinde anlaşılabilecek.
Teknoloji ortaklığı nasıl kalıcı kapasiteye dönüşür?
Yonhap, zirveyi nükleer enerji ve savunma sanayisindeki stratejik iş birliği üzerinden aktarırken yapay zekâyı geleceğin çalışma alanları arasında sıralıyor. Reuters da haberinde enerji, altyapı ve savunma başlıklarını öne çıkarıyor. Bu çerçeve, yapay zekâ mutabakatının ayrı bir teknoloji adası olarak değil, üretim ve araştırma ilişkileriyle birlikte değerlendirilmesini gerektiriyor.
Bir ülkenin gelişmiş bir sistemi satın alması, o sistemin sonraki sürümünü geliştirebileceği anlamına gelmez. Kullanım becerisiyle tasarım yeteneği arasında fark vardır. Ortak araştırma, bu farkın kapanabileceği alanlardan biridir. Türk araştırmacıların problemin tanımlanmasına, veri hazırlığına, model değerlendirmesine ve ürünün geliştirilmesine katıldığı bir çalışma, yalnızca hazır hizmet alınan bir projeden farklı bir birikim üretir.
Bu nedenle iş birliğinin ilk sorusu hangi ürünün alınacağı kadar hangi yeteneğin kazanılacağı olmalı. Ortak laboratuvarda yapılan deneyin Türkiye’de tekrarlanabilmesi, geliştirilen yöntemin başka bir sektöre aktarılabilmesi ve yetişen araştırmacının kendi ekibini kurabilmesi, kalıcı kapasitenin göstergeleridir. Bunlar sağlanmadığında proje tamamlanabilir; fakat bir sonraki ihtiyaç yeniden dışarıdan karşılanır.
Mustafa Zuhal’in Güney Kore, Brezilya ve Türkiye’yi karşılaştıran 2020 tarihli araştırması bu ayrım için tarihsel bir çerçeve sunuyor. Çalışma, araştırma harcamalarını patent, bilimsel yayın ve yüksek teknolojili ihracat gibi çıktılarla birlikte inceliyor; kurumlar arasındaki ilişkilerin ve teknolojiyi öğrenme kapasitesinin önemini vurguluyor.
Araştırmanın verileri ağırlıkla 2018 ve öncesine uzanıyor. Dolayısıyla bugünkü yapay zekâ performansını ölçmüyor ve yeni mutabakatın başarı ihtimalini hesaplamıyor. Sağladığı ders, teknoloji edinmenin ancak onu anlayacak insan kaynağı ve kullanacak üretim ilişkileriyle birlikte anlam kazanması. Bu tarihsel değerlendirmeyi güncel başarı ilanına dönüştürmeden okumak gerekiyor.
Var olan araştırma kanalı neyi mümkün kılıyor?
İki ülkenin bilimsel ilişkileri bu zirveyle başlamıyor. TÜBİTAK ile Kore Ulusal Araştırma Vakfının 2026 hareketlilik çağrısı, mevcut kanalın somut örneği. Başvuruları haziranda kapanan program, iki tarafın birlikte sunduğu ve ayrı değerlendirmelerde kabul ettiği projeleri esas alıyor. Tek taraflı başvuru yeterli görülmüyor.
Çağrı metninde en fazla yedi projenin, yirmi dört ay boyunca desteklenmesi öngörülüyor. Türk ekipleri için proje başına üst sınır 2 milyon 150 bin lira. Ancak bu bir araştırma ve geliştirme bütçesi değil, hareketlilik desteği. Sonuçların Aralık 2026’da açıklanması ve projelerin Ocak 2027’de başlaması planlanıyor; bunlar gerçekleşmiş sonuçlar olarak okunmamalı.
Aynı metin, ortak araştırmadan doğacak fikrî hakların mülkiyetini ve kullanımını düzenleyen anlaşmayı destek sürecinin koşullarına bağlıyor. Bu ayrıntı önem taşıyor. Ortaklıkta kimin hangi veriye erişeceği, geliştirilen yazılımın hangi şartlarda kullanılacağı ve ürün ticarileşirse gelirin nasıl paylaşılacağı, araştırmanın sonunda çözülecek tali konular sayılamaz.
Zirvede ilan edilen yeni çerçevenin bu mevcut kanalları hangi ölçekte genişleteceği henüz açık değil. Bununla birlikte uygulama, seyahat desteğiyle başlayan temasları sürekli ekip çalışmasına bağlayabilirse daha güçlü bir sonuç üretebilir. Araştırmacı değişiminin ardından ortak veri kümeleri, yeniden üretilebilir deneyler ve birlikte geliştirilen yöntemler gelmesi, ziyaretin bilimsel karşılığını görünür kılar.
Türkiye’de üniversiteler, araştırma merkezleri ve şirketler arasında kurulacak ilişki de aynı ölçüde belirleyici. Araştırmanın yalnızca akademik yayında kalmasıyla, şirketin ihtiyacına bütünüyle kapatılması arasında bir denge kurulmalı. Bilimsel açıklık, ticari haklar ve kamusal yarar baştan konuşulduğunda ortaklığın sürekliliği daha sağlam bir zemine oturur.
Türkiye için medya ve dil alanında da bir fırsat
Yapay zekâ iş birliğinin Türkiye açısından değerlendirilebileceği alanlardan biri, Türkçe içeriklerin niteliğini ve erişilebilirliğini artıran uygulamalar olabilir. Haber arşivlerinin aranması, konuşmanın yazıya aktarılması, erişilebilir yayıncılık ve çok dilli doğrulama araçları, ortak araştırma için somut problemler sunar. Bunlar açıklanan mutabakatın kesinleşmiş projeleri değil, uygulama aşamasında tartışılabilecek çalışma alanlarıdır.
Böyle bir programda yalnızca modelin hızlı cevap vermesi yeterli ölçü olmaz. Türkçe özel adları doğru aktarması, bir haberin tarihini koruması, kaynakla yorumu ayırması ve bağlamı bozmadan çeviri yapması da değerlendirilmeli. Aksi halde teknik iş birliği, içerik üreticisinin emeğini büyüten bir araç yerine yanlışları daha hızlı dolaşıma sokan bir sisteme dönüşebilir.
Örneğin ortak geliştirilen bir konuşma tanıma sistemi, Türkçe ağızlar ve gürültülü saha kayıtları üzerinde sınanabilir. Test kümesinin hazırlanmasına Türkiye’deki araştırmacıların katılması, hataların sınıflandırılması ve sonuçların karşılaştırılabilir biçimde yayımlanması, ortaklığın bilgi üretip üretmediğini gösterir. Bu tür bir deneme, belirsiz bir başarı söylemini belirli bir ihtiyacın çözümüne bağlar.
Burada yayıncıların ve araştırmacıların birlikte çalışması önem kazanır. Haberciler gerçek kullanım sorunlarını tanımlar; mühendisler çözüm geliştirir; bağımsız değerlendirme ise sistemin hangi koşullarda hata yaptığını gösterir. Telifli arşivlerin kullanımı ve kişisel verilerin korunması da bu iş bölümünün başlangıç koşulları arasında yer almalı.
Ayrıca yetişen uzmanların proje bittikten sonra hangi kurumlarda çalışacağı da düşünülmeli. Ortak araştırmanın birikimi yalnızca birkaç kişide kalırsa ekip dağıldığında kazanım zayıflar. Eğitim materyallerinin, deney kayıtlarının ve bakım bilgisinin kurum içinde aktarılması gerekir. Böylece dış ortakla kurulan ilişki, Türkiye’de başka ekiplerin de yararlanabileceği ölçülebilir, denetlenebilir ve sürekli bir öğrenme düzenine dönüşebilir.
Kore ile ortaklık, Türkiye’nin farklı teknoloji çevreleriyle çalışabilmesine katkı sunabilir. Ancak ortak sayısının artması tek başına bağımsızlık sağlamaz. Türkiye’nin sözleşmenin koşullarını değerlendirebilmesi, ürünün işleyişini sınayabilmesi ve gerektiğinde başka bir çözüm geliştirebilmesi gerekir. Teknik seçenek çoğaldıkça karar verme imkânı da genişler.
Bu nedenle Seul’deki imzaların ardından izlenecek göstergeler açık olmalı: Ortak komitenin gündemi, araştırmacıların projelerdeki sorumluluğu, fikrî hakların dağılımı ve elde edilen bilginin Türkiye’deki kullanım alanları. Yeni mutabakat, bu sorulara ölçülebilir cevaplar ürettiği ölçüde teknoloji diplomasisini kalıcı bilimsel yeteneğe dönüştürebilir.
Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.