← SöyleX

Köşe Yazılarım Çocuk güvenliği, algoritmalar ve yapay zekâ ·

Çocuk güvenliğinde yeni eşik: Yaş sınırından yapay zekâya

Dr. Muhammed Ersin TOY

Konu ve bağlam

31 Ekim 2026 tarihli bu yazıda, ertesi gün başlayacak sosyal medya kurallarını çocuk güvenliği açısından değerlendiriyorum. Çocuğun yaşını kontrol etmenin tek başına yeterli olmadığını savunuyorum. Önerilen içeriklerin, uygulamaların çalışma biçiminin, cihazların ve çocukla konuşan yapay zekâ sistemlerinin de güvenli olması gerekiyor.

Dijital bir kapı, algoritma çizgileri ve koruyucu katmanlarla çocuk güvenliğini anlatan kavramsal illüstrasyon.
Yapay zekâ ile oluşturulmuş kavramsal illüstrasyon; gerçek bir olay fotoğrafı değildir.
Bu yazıda · Bölümlere git

Türkiye’de çocukların sosyal ağ kullanımına ilişkin yeni düzenleme 1 Kasım’da yürürlüğe giriyor. Düzenleme, 15 yaşın altındaki çocukların sosyal ağlara erişimini sınırlandırırken çocuklara sunulan içerik, öneri sistemleri, kişiselleştirme ve bazı platform özelliklerine de yeni kurallar getiriyor. İngiltere İletişim Ofisinin (Ofcom) ekim ayında yayımladığı raporlar ve ABD’de yapay zekâ sohbet sistemlerine yönelik yeni düzenlemeler ise çocuk güvenliğinde tartışmanın artık yaş sınırının ötesine geçtiğini gösteriyor. Çocuğun yaşını doğrulamak ilk adım. Bundan sonraki mesele, çocuğun karşılaştığı algoritmayı, platform tasarımını, kullandığı cihazı ve yapay zekâ sistemleriyle kurduğu ilişkiyi de güvenli hale getirmek.

Yaş sınırından hizmetin niteliğine

Türkiye, çocukların dijital ortamda korunması konusunda 1 Kasım 2026’da yeni bir döneme giriyor.

10 Ekim’de yayımlanan “Sosyal Ağ Sağlayıcı Tarafından Çocuklara Özgü Ayrıştırılmış Hizmet Sunulmasına ve Yaş Doğrulamaya İlişkin Yönetmelik” kapsamında, 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti sunulamayacak. 15 yaşını dolduran çocuklara ise yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun hizmet verilmesi gerekecek.

Düzenleme yalnızca yaş sınırı getirmiyor. Çocuk hesaplarının gizliliği, kişiselleştirilmiş reklamlar, öneri sistemleri, iletişim özellikleri ve kesintisiz içerik akışı gibi alanlara da müdahale ediyor.

Bu nedenle Türkiye’deki tartışmayı yalnızca “Çocuk sosyal medyaya kaç yaşında girmeli?” sorusuyla sınırlı tutmamak gerekiyor. Asıl soru, çocuk platforma girdikten sonra nasıl bir dijital ortamla karşılaşacağı.

Yaş sınırı kapıyı koruyabilir. Ancak çocukluğu koruyan asıl unsur, kapının ardında sunulan hizmetin niteliğidir.

Çocuğun önüne hangi içerik geliyor?

Ofcom’un 22 Ekim’de yayımladığı “çocuklara zararlı içerik” raporu bu ayrımın neden önemli olduğunu ortaya koyuyor.

İngiltere’de Çevrim İçi Güvenlik Yasası kapsamındaki çocuk güvenliği yükümlülükleri Temmuz 2025’te uygulanmaya başladı. Ofcom, takip eden ilk dokuz aylık dönemde zararlı içerikle karşılaştığını bildiren çocukların toplam oranında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik tespit etmedi.

Bu sonuç, İngiltere’deki düzenlemenin başarısız olduğu anlamına gelmiyor. Ofcom da böyle bir hüküm kurmuyor. Ancak bir düzenlemenin yürürlüğe girmesi ile çocukların gerçek dijital deneyiminin değişmesi arasında önemli bir fark bulunduğunu gösteriyor.

Raporun dikkat çekici bulgularından biri de çocukların zararlı içeriklerle nasıl karşılaştığı.

İntihar ve kendine zarar verme, yeme bozukluğu, pornografi ve başka bazı zarar kategorilerinde kişiselleştirilmiş akışlar önemli karşılaşma yolları arasında yer alıyor.

Bu noktada soruyu değiştirmek gerekiyor.

Yalnızca “Çocuk ne aradı?” diye sormak yeterli değil.

“Platform çocuğun önüne ne getirdi?” sorusunu da sormak gerekiyor.

Çocuğun kendi iradesiyle aradığı bir içerikle, algoritmanın benzer içerikleri onun karşısına tekrar tekrar çıkarması aynı şey değil. Bir içeriğin platformda bulunması başka, o içeriğin belirli bir kullanıcıya önerilmesi ve benzer içeriklerden oluşan bir akışın içine yerleştirilmesi başka.

Bu nedenle çocuk güvenliğinde içerik sorumluluğunun yanına dağıtım sorumluluğunu da eklemek gerekiyor.

Ofcom’un beden damgalama ve depresyon içeriklerini daha yüksek koruma gerektiren kategorilere dahil etme önerisi de bu açıdan önemli. Çünkü zarar her zaman tek bir içerikten kaynaklanmıyor. Aynı mesajların ve benzer içeriklerin sürekli tekrar edilmesi de çocuk üzerinde birikimli etki oluşturabiliyor.

Algoritmaların gücü tam da burada ortaya çıkıyor. Mesele yalnızca hangi içeriğin yasaklandığı değil, hangi içeriğin sürekli görünür hale getirildiği.

Bu nedenle yaş doğrulamasından sonraki ikinci aşama algoritma olmalı.

Güvenlik platformun tasarımında başlamalı

Ancak algoritmayı düzenlemek de tek başına yeterli değil.

Sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, bildirimler, canlı yayın, doğrudan mesajlaşma ve benzeri özellikler çocuğun platformla kurduğu ilişkiyi ve platformda geçirdiği süreyi etkiliyor.

Burada üçüncü alan ortaya çıkıyor: platform mimarisi.

Türkiye’nin yeni düzenlemesinde çocuk hesaplarında ardışık içerik sunumuna, kişiselleştirmeye ve bazı platform özelliklerine sınırlar getirilmesi bu nedenle önemli. Çocuk güvenliği, kullanıcının sonradan açıp kapatacağı bir ayar olmaktan çıkmalı; hizmetin tasarımına baştan yerleştirilmeli.

Dünyadaki düzenleme eğilimi de bu yönde ilerliyor.

UNICEF, yaş sınırlarının çocuk güvenliği politikalarının bir parçası olabileceğini ancak tek başına yeterli olmadığını vurguluyor. Çünkü ailelerden kendilerinin tasarlamadığı platformları, işleyişini göremedikleri algoritmaları ve sürekli değişen dijital hizmetleri günün her saatinde denetlemelerini beklemek mümkün değil.

Sorumluluğun, sistemi tasarlayan ve yöneten şirketlerle paylaşılması gerekiyor.

Cihaz ve işletim sistemi de korumanın parçası

Ofcom’un 29 Ekim’de yayımladığı uygulama mağazaları raporu ise tartışmayı platformun dışına taşıyor.

Çocuk dijital dünyaya yalnızca sosyal medya uygulaması üzerinden girmiyor. Akıllı telefon, işletim sistemi ve uygulama mağazası da bu sürecin parçaları.

Ofcom bu nedenle tek bir güvenlik mekanizmasına bağlı kalmak yerine katmanlı bir yaklaşım üzerinde duruyor. Bir noktadaki güvenlik önlemi yetersiz kaldığında diğer katmanların korumayı sürdürmesi hedefleniyor.

Böylece çocuk güvenliğinin kapsamı genişliyor:

Yaş → algoritma → platform mimarisi → cihaz ve işletim sistemi.

Yapay zekâ çocukla nasıl bir ilişki kuruyor?

Ancak bu zincire artık yeni bir alan daha ekleniyor: yapay zekâ.

Sosyal medya algoritması çocuğun ne göreceğini belirlerken yapay zekâ çocukla doğrudan konuşuyor. Sorularına cevap veriyor, bazı sistemlerde önceki konuşmaları hatırlıyor ve kullanıcıyla süreklilik taşıyan bir iletişim kurabiliyor.

Bu nedenle yapay zekâyı yalnızca yeni bir içerik kaynağı olarak görmek yeterli değil.

Ofcom da raporunda bu alandaki hukuk boşluğuna dikkat çekiyor. Mevcut çevrim içi güvenlik düzenlemeleri daha çok belirli içerik türlerine odaklanıyor. Oysa yapay zekâ sohbet sistemlerinde zarar bazen tek bir cevaptan değil, sistemin nasıl tasarlandığından ve çocukla nasıl bir ilişki kurduğundan kaynaklanabiliyor.

New York’ta 28 Ekim’de yasalaşan düzenleme bu yeni alana doğrudan müdahale ediyor.

Düzenleme, çocuklara sunulan yapay zekâ arkadaşlarının kendilerini gerçek insan gibi göstermesine ve aşırı duygusal yakınlık kurmasına sınırlar getiriyor. Çocuğu yetişkinlerden veya profesyonel yardımdan uzaklaştıran özellikleri de sınırlıyor. Cinsel içerikli etkileşimler ve kendine zarar verme gibi davranışları teşvik eden özellikler de bu kapsamda.

Böylece çocuk güvenliğinde yeni bir soru ortaya çıkıyor.

Artık yalnızca “Yapay zekâ çocuğa ne söyledi?” sorusu sorulmuyor.

“Yapay zekâ çocukla nasıl bir ilişki kurdu?” sorusu da önem kazanıyor.

Türkiye için sonraki aşama

Türkiye’nin 1 Kasım’da başlayacak yeni dönemini bu nedenle bir son nokta olarak değil, daha geniş bir çocuk dijital güvenliği politikasının başlangıcı olarak değerlendirmek gerekiyor.

Türkiye yaş doğrulaması, algoritma ve platform tasarımı konusunda önemli bir çerçeve oluşturuyor. Bundan sonraki aşamada bu kuralların gerçek çocuk hesaplarında nasıl sonuç verdiğinin ölçülmesi gerekiyor.

Çocuklara hangi içeriklerin önerildiği, zararlı içerik zincirlerinin azalıp azalmadığı, yaş doğrulama sistemlerinin ne ölçüde aşılabildiği ve platformların yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği bağımsız biçimde incelenmeli.

Ardından koruma uygulama mağazalarına, işletim sistemlerine ve cihazlara kadar genişletilmeli. Çocukların yapay zekâ sistemleriyle kurduğu ilişki için de ayrı güvenlik kuralları oluşturulmalı.

Çünkü çocuk güvenliği yalnızca çocuğun dijital dünyaya hangi yaşta girdiğiyle ilgili değil.

Asıl mesele, girdiği dijital dünyanın nasıl tasarlandığı.

Türkiye açısından bundan sonraki yol da giderek belirginleşiyor:

Yaş → algoritma → platform mimarisi → cihaz ve işletim sistemi → yapay zekâ.

Yaş sınırı kapıyı koruyabilir. Çocukluğu korumak için ise kapının ardındaki algoritmayı, platformu, cihazı ve artık çocukla doğrudan iletişim kurabilen yapay zekâyı da güvenli hale getirmek gerekiyor.

Kaynak gönderi

Kaynak gönderiyi X’te aç →

Aynı yazı · Hukuk Dergisi · 2 Kasım 2026 →

Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.

Sayaç ve gizlilik

Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.

SöyleX’e dön →Ana SayfaBütün yayınlar →
Dr. Muhammed Ersin TOY

Medya, iletişim ve kültür üzerine yazılar ve araştırmalar.

Yazar hakkında →