← SöyleX

Köşe Yazılarım Sonsuz kaydırma ve çocuk güvenliği ·

Çocukların dijital güvenliğinde yeni tartışma: Sonsuz kaydırma neden önemli?

Dr. Muhammed Ersin TOY

Konu ve bağlam

Sonsuz kaydırma, kullanıcıya bir bitiş noktası göstermeden yeni içerikler sunuyor. Otomatik oynatma, bildirimler ve kişiye özel önerilerle birleştiğinde çocukların ekrandan ayrılmasını zorlaştırabilir. Tek başına bağımlılığa yol açtığı kesin olarak gösterilmiş değil. Çocukları korumak için ekran süresinin yanında bu tasarım özelliklerinin de incelenmesi gerektiğini savunuyorum.

Çocukların dijital güvenliğinde yeni tartışma: Sonsuz kaydırma neden önemli? tanıtım tasarımı
Yapay zekâyla üretilmiş kavramsal illüstrasyon; haber fotoğrafı değildir.
Bu yazıda · Bölümlere git

Çocukların dijital güvenliğinde yeni tartışma: Sonsuz kaydırma neden önemli?

Sonsuz kaydırmanın çocuklar açısından önemi, tek başına ekranı aşağı doğru kaydırmaktan kaynaklanmıyor. Asıl risk; doğal durma noktalarını ortadan kaldıran sonsuz akışın, otomatik oynatma, anlık bildirimler ve kişiselleştirilmiş önerilerle birleşerek çocuğun ekrandan ayrılmasını zorlaştırabilmesidir. Bilimsel çalışmalar sonsuz kaydırmanın tek başına klinik bağımlılığa yol açtığını kesin olarak göstermiyor. Ancak 2026'daki araştırmalar ve Avrupa Birliği ile ABD'deki yeni düzenlemeler, çocukların dijital güvenliğinin yalnızca zararlı içerik üzerinden değil, platformların tasarımı ve algoritmaların hangi davranışı teşvik ettiği üzerinden de ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

Bir başka ifadeyle temel mesele yalnızca çocuğun ekrana ne kadar baktığı değildir.

Ekranın, çocuğu ne kadar uzun süre bakmaya teşvik edecek şekilde tasarlandığıdır.

Sonsuz kaydırmayı farklı kılan ne?

Geleneksel medya ürünlerinin çoğunda doğal bir bitiş noktası vardır.

Bir kitabın bölümü biter. Bir filmin sonu gelir. Bir televizyon programı sona erer. Kullanıcı bu noktada yeniden karar verir: Devam edecek mi, etmeyecek mi?

Sonsuz kaydırmada ise bu karar anı büyük ölçüde ortadan kalkar. Kullanıcının ayrıca bir seçim yapmasına gerek kalmadan yeni içerik hazırdır.

2026'da European Child & Adolescent Psychiatry dergisinde yayımlanan sistematik inceleme, kısa video platformlarının üç özelliğini özellikle öne çıkarıyor: algoritmik kişiselleştirme, sonsuz kaydırma ve yüksek içerik hızı.

Burada bilimsel kanıtın sınırını açıkça belirtmek gerekiyor. Araştırmaların önemli bölümü çocukların durumunu belirli bir zaman aralığında ölçüyor; neden-sonuç ilişkisini tek başına göstermiyor. Bu yüzden “Sonsuz kaydırma çocuklarda bağımlılığa kesin olarak neden olur.” demek mevcut kanıtın ötesine geçer.

Ancak eldeki bulgular, ekran süresinin yanında dijital deneyimin nasıl tasarlandığının da incelenmesi gerektiğini gösteriyor.

İki çocuk aynı süre boyunca ekrana bakabilir. Biri bir belgesel izlerken diğeri birkaç saniyede bir değişen, algoritmik olarak seçilmiş yüzlerce kısa videoyla karşılaşabilir.

Süre aynı olabilir; ancak deneyimin yapısı aynı değildir.

“Bir sonraki daha ilginç olabilir” beklentisi

Sonsuz akışın etkisi yalnızca bitmemesinden kaynaklanmıyor.

Her kaydırmada ne çıkacağı tam olarak bilinmiyor.

Bazen sıradan bir içerik geliyor. Bazen kullanıcının çok ilgisini çeken bir video karşısına çıkıyor.

Bu belirsizlik kullanıcıda basit bir beklenti oluşturabiliyor:

“Bir sonraki içerik daha ilginç olabilir.”

Sorun, sonsuz kaydırmanın otomatik oynatma, bildirimler ve kişiselleştirilmiş önerilerle birleştiğinde daha belirgin hâle gelmesidir.

Sonsuz kaydırma doğal bitiş noktasını kaldırıyor.

Otomatik oynatma yeni içeriği ayrıca karar vermeye gerek bırakmadan başlatıyor.

Bildirimler kullanıcıyı yeniden platforma çağırıyor.

Kişiselleştirilmiş öneriler ise geçmiş davranışlardan hareketle kullanıcının ilgisini çekme ihtimali yüksek içerikleri seçiyor.

Böylece yalnızca sonsuz değil, giderek daha kişisel hâle gelen sonsuz bir akış ortaya çıkıyor.

Çocuklar açısından mesele daha hassastır. Çünkü planlama, zaman yönetimi ve özdenetim becerileri gelişim sürecindedir.

Sonsuz kaydırma çocuğun iradesini ortadan kaldırmaz.

Ancak durmayı zorlaştıran bir çevre oluşturabilir.

Bu nedenle bütün sorumluluğu “Çocuk telefonunu bıraksın.” diyerek çocuğa yüklemek yeterli değildir.

Avrupa Birliği neden tasarıma müdahale ediyor?

Avrupa Komisyonunun 6 Şubat 2026'da TikTok hakkında açıkladığı ön bulgular bu değişimi açık biçimde gösteriyor.

Komisyon; sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, anlık bildirimler ve yoğun kişiselleştirilmiş önerileri birlikte değerlendirdi. Bu özelliklerin sürekli yeni içerik sunarak kullanıcının kaydırmaya devam etmesini teşvik edebileceğini ve özdenetimi zorlaştırabileceğini belirtti.

Bu henüz nihai bir ihlal kararı değildir. Ancak düzenleyici yaklaşım açısından önemlidir.

10 Temmuz 2026'da Instagram ve Facebook hakkında açıklanan ön bulgularda da benzer şekilde sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, bildirimler ve kişiselleştirme mekanizmaları çocuklar ve kırılgan kullanıcılar açısından değerlendirildi.

Buradaki değişim nettir.

Eskiden temel soru şuydu:

“Platformda zararlı içerik var mı?”

Bugün buna yeni bir soru eklendi:

“Platform kullanıcıyı bu içeriğe hangi tasarım yoluyla taşıyor ve neden durmasını zorlaştırıyor?”

Bu nedenle çocukların çevrim içi güvenliği giderek yalnızca içerik denetimi değil, ürün güvenliği ve tasarım sorumluluğu meselesine dönüşüyor.

New York neden akışın kendisini sınırlandırıyor?

ABD'nin New York eyaletindeki Çocuklar için Bağımlılık Yapan Akışların İstismarını Durdurma Yasası (SAFE for Kids Act) da aynı yönelimin somut örneklerinden biridir.

Temmuz 2026'da kesinleşen uygulama kuralları, 18 yaş altındaki kullanıcılara ebeveyn onayı olmadan geçmiş davranışlarına dayalı kişiselleştirilmiş akışların sunulmasını sınırlandırıyor. Gece saatlerinde bu tür akışlara ilişkin bildirimler de kısıtlanıyor. Kuralların 25 Ocak 2027'de yürürlüğe girmesi öngörülüyor.

Burada önemli bir ayrım var:

Düzenleme bütün algoritmaları yasaklamıyor.

Çocuk arama yapabilir.

Takip ettiği hesapları görebilir.

Belirli bir içerik üreticisinin paylaşımlarına ulaşabilir.

Hedef, çocuğun geçmiş davranışlarından sürekli yeni etkileşim üretmeye çalışan kesintisiz kişiselleştirilmiş akışı sınırlamaktır.

Dolayısıyla tartışılan mesele içeriğe erişim hakkı değil, çocuğun davranışsal verilerinin onu daha uzun süre platformda tutmak amacıyla nasıl kullanıldığıdır.

Çözüm algoritmayı kaldırmak değil

Bütün kişiselleştirmeyi ortadan kaldırmak otomatik olarak daha güvenli bir dijital ortam oluşturmayabilir.

Kişiselleştirme;

yaşa uygun olmayan içeriği filtrelemek,

zararlı içerikleri azaltmak,

erişilebilirliği geliştirmek

ve çocuğun bilinçli biçimde belirttiği ilgi alanlarına uygun içerikler sunmak

için de kullanılabilir.

Bu nedenle hedef algoritmayı tamamen ortadan kaldırmak değil, algoritmanın amacını ve sınırlarını değiştirmektir.

Temel soru şudur:

Algoritma neyi en üst düzeye çıkarmak için çalışıyor?

Çocuğun güvenliğini mi?

İçeriğin niteliğini mi?

Çocuğun gelişimini mi?

Yoksa platformda geçirilen süreyi ve ticari etkileşimi mi?

Çocuğun üstün yararını gözeten kişiselleştirme ile çocuğun dikkatini mümkün olduğunca uzun süre ekonomik değere dönüştürmeyi amaçlayan kişiselleştirme aynı şey değildir.

Çocuklara “durma hakkı” verilebilir

Çözüm bütün dijital akışları kaldırmak değildir.

Çocuk hesaplarında doğal durma noktaları yeniden oluşturulabilir.

Belirli sayıda içerikten sonra “Devam etmek istiyor musun?” sorusu gösterilebilir.

Otomatik oynatma varsayılan olarak kapalı tutulabilir.

Gece bildirimleri sınırlandırılabilir.

Çocuğa kronolojik akış veya yalnızca takip ettiği hesapları gösteren seçenekler sunulabilir.

Platformda geçirilen süre görünür hâle getirilebilir.

Bu yaklaşım çocuğun seçme hakkını ortadan kaldırmaz.

Tam tersine seçim yapabileceği gerçek karar anları oluşturur.

Bir kitabın bölüm sonu nasıl okuyucuya doğal bir durma imkânı veriyorsa dijital ortamda da benzer eşikler tasarlanabilir.

Türkiye açısından hangi sonuç çıkarılmalı?

Türkiye'de çocukların dijital güvenliğine ilişkin tartışmanın yalnızca yaş sınırı ve ekran süresi üzerinden yürütülmesi yeterli değildir.

Yeni dönemde üç sorunun birlikte sorulması gerekir:

Çocuk ne kadar süre çevrim içi?

Bu süre içinde hangi içeriklerle karşılaşıyor?

Ve en önemlisi, platform hangi tasarım özellikleriyle çocuğu daha fazla etkileşime yönlendiriyor?

Türkiye'de geliştirilecek çocuk dijital refahı politikalarında bu nedenle sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, gece bildirimleri, davranışsal kişiselleştirme ve yapay zekâ destekli öneri sistemleri ayrı risk alanları olarak incelenmelidir.

Çocuk hesaplarında güvenli varsayılan ayarlar belirlenebilir ve bağımsız denetimlerle bu sistemlerin gerçek hayattaki sonuçları ölçülebilir.

Çünkü dijital güvenliğin yeni döneminde yalnızca içerik değil, mimari de önemlidir.

Sonsuz kaydırma tartışmasının özü de burada yatıyor.

Sorun yalnızca çocuğun ekrana ne kadar baktığı değildir; ekranın çocuğu ne kadar süre bakmaya teşvik edecek şekilde tasarlandığıdır.

Çocukların dijital güvenliğinde temel hedef algoritmayı yasaklamak değil, algoritmayı çocuğun üstün yararına göre sınırlandırmak olmalıdır.

Çünkü çocukların kullandığı dijital ürünler yalnızca onların dikkatine değil, gelişim dönemlerine ve haklarına göre de tasarlanmalıdır.

Kaynakça

- European Child & Adolescent Psychiatry, kısa video platformları, sonsuz kaydırma ve gençlerin bilişsel sonuçlarına ilişkin sistematik inceleme, Haziran 2026.

- Educational Psychology Review, ergenlerde dijital özdenetim ve platform tasarımı üzerine çalışma, Haziran 2026.

- Avrupa Komisyonu, TikTok'un tasarım özelliklerine ilişkin Dijital Hizmetler Yasası kapsamındaki ön bulgular, 6 Şubat 2026.

- Avrupa Komisyonu, Instagram ve Facebook'un tasarım özelliklerine ilişkin ön bulgular, 10 Temmuz 2026.

- New York Başsavcılığı, SAFE for Kids Act nihai uygulama kuralları, 28-29 Temmuz 2026.

Kaynak gönderi

Kaynak gönderiyi X’te aç →

Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.

Sayaç ve gizlilik

Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.

SöyleX’e dön →Ana SayfaBütün yayınlar →
Dr. Muhammed Ersin TOY

Medya, iletişim ve kültür üzerine yazılar ve araştırmalar.

Yazar hakkında →