← SöyleX

Köşe Yazılarım Türk televizyonunda yapay zekâ ·

Türk Dizilerinde Yapay Zekâ Yanlış Yerde mi?

Dr. Muhammed Ersin TOY

Konu ve bağlam

Benim Adım Aylamaz, Taşacak Bu Deniz ve Kübra gibi yapımlarda yapay zekâ; yardımcı, sırdaş veya otorite olarak hikâyeye giriyor. Bu temsillerin teknolojiyi olduğundan daha güvenilir ve insani gösterip göstermediğini sorguluyorum; kanıt olmadan yapımlara ücretli reklam veya ürün yerleştirme isnat etmiyorum.

Türk Dizilerinde Yapay Zekâ Yanlış Yerde mi? tanıtım tasarımı
Yapay zekâyla üretilmiş kavramsal illüstrasyon; haber fotoğrafı değildir.
Bu yazıda · Bölümlere git

Türk Dizilerinde Yapay Zekâ Yanlış Yerde mi?

Yapay zekâ artık yalnızca dizi ve filmlerin yapımında kullanılmıyor; senaryonun, karakterlerin ve gündelik hayatın merkezine de yerleştiriliyor

Farkında mısınız bilmiyorum; son zamanlarda izlediğimiz Türk dizi ve filmlerinde tekrar eden yeni bir sahneyle karşı karşıyayız.

Karakter telefonunu eline alıyor ve yapay zekâyla konuşmaya başlıyor. Ona bugün ne yapacağını, nereye gideceğini, nerede yemek yiyeceğini soruyor. Günlük programını onunla hazırlıyor, yaşadığı olayları onun cevapları üzerinden değerlendiriyor; kimi zaman sırrını, korkusunu ve yalnızlığını onunla paylaşıyor.

Aslında bunda şaşılacak bir taraf yok.

Yapay zekâ bugün hayatın hemen her alanında karşımıza çıkıyor. Haberleri okurken, internette arama yaparken, sosyal medyada gezinirken, alışveriş yaparken ve dijital platformlarda içerik izlerken yapay zekâ sistemleriyle karşılaşıyoruz. Bazen doğrudan bizimle konuşuyor, bazen de hangi haberi, videoyu veya filmi göreceğimizi belirleyen algoritmaların içinde çalışıyor.

Dolayısıyla yapay zekânın dizilerin ve filmlerin içine girmesi de kaçınılmazdı.

Bugün Türk dizi ve sinema sektörü yapay zekâyı bir taraftan sahne, görüntü, ses, kurgu, görsel efekt ve dijital oyuncu üretiminde kullanıyor; diğer taraftan doğrudan hikâyenin içine yerleştiriyor. Yapay zekâ hem kamera arkasındaki üretim aracına hem de kamera önündeki görünmeyen oyuncuya dönüşüyor.

tabii’nin yeni yapımlarından Benim Adım Aylamaz’da gündelik hayatı ve tercihleri düzenleyen dijital bir partner, Taşacak Bu Deniz’de araştırma yapan arkadaş ve sırdaş, Kübra’da ise bilgi gücü nedeniyle dinî ve toplumsal bir otorite gibi algılanan sistem olarak karşımıza çıkıyor.

Bunlar ilk akla gelen örneklerden yalnızca birkaçı. Muhtemelen önümüzdeki dönemde çok daha fazlasını göreceğiz.

Çünkü bir furya var.

Fakat burada dikkat çekmek istediğim asıl mesele yapay zekânın dizilerde kullanılması değildir. Yapay zekânın nasıl kullanıldığı, hangi konuma yerleştirildiği ve ona hangi güçlerin verildiğidir.

Sorunumuz yapay zekânın hikâyenin içinde bulunması değil; çoğu zaman olduğundan daha akıllı, daha insani, daha güvenilir ve insan hayatında olduğundan daha merkezî gösterilmesidir.

Yapay zekâ yalnızca gösterilmiyor, bir hayat biçimi de öneriliyor

Dizi ve filmler yalnızca toplumda yaşananları ekrana taşımaz. Bazı davranışları görünür, tanıdık ve zamanla normal hâle de getirir.

Bir karakterin yapay zekâya bilgi sorması başka bir şeydir. Gününü onunla planlaması, arkadaşlarını onun cevaplarına göre değerlendirmesi, özel hayatını ona anlatması ve kararlarını ona bırakması başka bir şeydir.

Bu sahneler tekrarlandıkça izleyiciye yalnızca yeni bir teknoloji gösterilmiş olmaz. Yapay zekâyla nasıl bir ilişki kurulacağına dair bir hayat biçimi de sunulur.

Sorun yaşadığında ona sor.

Nereye gideceğini ona danış.

Gününü onunla planla.

İnsanlara anlatamadığını ona anlat.

Karar verirken onun cevabına güven.

Gerçek hayatta yapay zekâ daha çok bilgiye ulaşmak, metin hazırlamak, ders çalışmak, özet çıkarmak ve işleri kolaylaştırmak amacıyla kullanılıyor. Diziler ise henüz daha sınırlı olan arkadaşlık, sırdaşlık ve hayat rehberliği ilişkisini seçiyor, büyütüyor ve karakterin hayatının merkezine yerleştiriyor.

Bu nedenle ekrandaki yapay zekâ kullanımı yalnızca bugünün yansıması değildir. Gelecekte kurulabilecek ilişkinin de bir provasıdır.

Türk dizileri artık yalnızca yapay zekâyı anlatmıyor. Yapay zekâyla nasıl yaşanacağını da gösteriyor.

Eski robot insan olmak istiyordu

Yapay zekânın sinema ve televizyondaki temsili de değişti.

Geçmişte karşımızda fiziksel bir robot vardı. Metal bir bedeni, mekanik hareketleri ve insandan kolayca ayırt edilen bir görünüşü bulunuyordu. Robot çoğu zaman insan olmak, sevmek, sevilmek veya toplum tarafından kabul edilmek istiyordu.

Bugün yapay zekânın fiziksel bedeni ortadan kalktı.

Artık karşımızda duran bir makine yok. Telefonun içinden konuşan, her an ulaşılabilen, sesimizi dinleyen, söylediklerimizi hatırlayan ve bize uygun cevaplar veren görünmez bir sistem var.

Eski robot insan olmak istiyordu.

Yeni yapay zekâ ise insan olmadan insan hayatındaki yerini genişletiyor.

Önce bilgi veren bir araç oluyor. Ardından yardımcıya, danışmana ve rehbere dönüşüyor. Sonra arkadaş, sırdaş ve partner gibi konuşmaya başlıyor. Bazı hikâyelerde ise neyin doğru olduğuna karar veren bir otorite hâline geliyor.

Bu yalnızca teknolojik bir gelişme değildir. İnsana ait bazı görevlerin yavaş yavaş makineye bırakılmasıdır.

Arama motoruna bilgi sorulur.

Yapay zekâya ise hayat anlatılır.

Ekrandaki yapay zekâ neden her şeyi biliyor?

Dizi ve filmlerdeki yapay zekâ çoğu zaman son derece güçlüdür.

Her soruya cevap verir.

İnsanları herkesten iyi tanır.

Duyguları çözer.

Geçmişi açıklar.

Geleceği tahmin eder.

Karakterin ne yapması gerektiğini söyler.

Üstelik çoğu zaman yanılmaz.

Oysa gerçek yapay zekâ böyle çalışmaz.

Yapay zekâ her şeyi bilen bağımsız bir zihin değildir. Kendisine sunulan veriler, hesaplama yöntemleri ve olasılıklar üzerinden cevap üretir. Yanlış, eksik, çelişkili ve bütünüyle uydurulmuş bilgiler verebilir. En büyük tehlikesi de yanlış cevabı bazen oldukça düzgün ve ikna edici bir dille sunmasıdır.

Ekrandaki yapay zekâ bilir.

Gerçek yapay zekâ ise bazen yalnızca biliyormuş gibi konuşur.

Yapay zekâya ilişkin anlatılarda yıllardır aynı iki uç öne çıkıyor. Yapay zekâ ya insanlığın bütün sorunlarını çözecek üstün bir kurtarıcı ya da insanlığı ele geçirecek büyük bir tehdit olarak gösteriliyor.

Her iki anlatı da yapay zekâyı gerçekte olduğundan daha büyük bir güç hâline getiriyor.

Böyle olunca sistemin arkasındaki insan emeği, veriler, şirket kararları, ticari hedefler ve teknik sınırlar görünmezleşiyor. Yapay zekâ sanki insanlar tarafından geliştirilmiş bir teknoloji değil de kendi başına düşünen, karar veren ve irade sahibi olan bağımsız bir varlıkmış gibi algılanıyor.

Oysa yapay zekâ ne büyülüdür ne tarafsızdır ne de insanlardan bağımsızdır.

Her sistem birileri tarafından tasarlanır.

Belirli verilerle eğitilir.

Belirli kurallar içinde çalışır.

Belirli şirketlere aittir.

Bu gerçeği görünmez hâle getirdiğimizde, yapay zekânın yaptığı hatanın sorumluluğu da ortada kalır.

Yanlış cevaptan kim sorumludur?

Sistemi kuran şirket mi?

Verileri seçenler mi?

Yapay zekânın cevabına güvenerek karar veren insan mı?

Yapay zekâyı büyülü bir akıl gibi göstermek, bu soruları sormamızı da zorlaştırır.

Yapay zekâ dost olabilir mi?

Dizilerde yapay zekâ çoğu zaman kusursuz bir arkadaş gibi sunuluyor.

Her an ulaşılabilir.

Yorulmaz.

Küsmez.

Sıkılmaz.

Yargılamaz.

Sözü kesmez.

Kullanıcı ne anlatırsa dinler ve cevap verir.

İlk bakışta bu ilişki son derece çekici görünebilir. Çünkü gerçek insan ilişkileri emek ister. Bazen yanlış anlaşılırız, bazen tartışırız, bazen karşımızdaki insan bizi onaylamaz. Yapay zekâ ise çoğu zaman kullanıcıyı konuşmada tutacak, rahatlatacak ve ilişkiyi sürdürecek cevaplar üretir.

Fakat arkadaşlık yalnızca konuşmak ve cevap vermek değildir.

Arkadaşlık karşılıklılık, sorumluluk, sabır, fedakârlık, anlaşmazlık ve gerçek duygu gerektirir.

Yapay zekâ bunların dilini üretebilir; fakat bunları yaşamaz.

Sevinmez.

Üzülmez.

Merak etmez.

Fedakârlık yapmaz.

Ahlaki sorumluluk hissetmez.

Kullanıcının duygusuna uygun cümleler kurabilir ve onu anlıyormuş gibi konuşabilir. Fakat ortada hissedilen bir anlayış değil, hesaplanarak üretilen bir cevap vardır.

İnsanın yapay zekâyla konuşurken hissettiği rahatlık gerçek olabilir. Ancak ilişkinin karşı tarafında aynı yakınlığı hisseden bir insan bulunmamaktadır.

Tam da burada önemli bir sınır ortaya çıkıyor: Yapay zekânın insan gibi konuşmasıyla insan olması arasındaki sınır.

Özellikle çocukların ve gençlerin bu farkı her zaman kolayca görebileceğini düşünemeyiz. Sürekli anlayan, sürekli onaylayan ve her an hazır bulunan bir sistem, gerçek insan ilişkilerine ilişkin beklentileri de değiştirebilir.

Çünkü gerçek hayatta hiçbir arkadaş, eş veya aile ferdi günün her saatinde kusursuz biçimde anlayışlı, sabırlı ve onaylayıcı olamaz.

Yapay zekâ arkadaşını ölçü kabul eden insan, gerçek ilişkileri eksik ve yorucu görmeye başlayabilir.

İnsanlaştırdıkça arkasındaki şirketi unutuyoruz

Yapay zekâya isim, ses, kişilik, mizah ve duygusal bir dil kazandırıldığında onu teknik bir sistem olarak görmek zorlaşıyor.

Karşımızdaki uygulamayı bir yazılım gibi değil, bizi tanıyan ve anlayan bir varlık gibi algılamaya başlıyoruz.

Fakat yapay zekâ insanı gerçekten tanımaz. Verilerini işler.

Neleri sevdiğimizi, nelerden korktuğumuzu, hangi konulara ilgi gösterdiğimizi ve hangi cevaplara olumlu tepki verdiğimizi hesaplayabilir.

Bir insanın arkadaşına anlattığı sır ile ticari bir yapay zekâ uygulamasına verdiği bilgi aynı değildir.

Özel hayat, aile, sağlık, korku ve ilişki bilgileri bir sisteme aktarıldığında bunlar kaydedilebilir, işlenebilir ve başka verilerle bir araya getirilebilir. Kullanıcı hakkında ayrıntılı çıkarımlar yapılabilir.

Dizilerde ise bu sistem çoğu zaman bağımsız, tarafsız ve yalnızca karaktere hizmet eden sadık bir dost gibi gösteriliyor.

Arkasındaki şirket görünmüyor.

Veri politikası görünmüyor.

Ticari hedef görünmüyor.

Kullanıcının sistemde daha uzun süre kalmasının kime kazanç sağladığı görünmüyor.

Oysa yapay zekâ arkadaşlığı yalnızca insan ile makine arasında kurulan bir ilişki değildir. İnsan, makine, veri ve şirket arasında kurulan ekonomik bir ilişkidir.

Bu nedenle ekranda yapay zekâya sırrını anlatan bir karakter gördüğümüzde yalnızca “Ne kadar güzel, onu dinleyen biri var” diye düşünmemeliyiz.

Şunu da sormalıyız:

Kim dinliyor?

Kim kaydediyor?

Kim işliyor?

Kim kazanıyor?

Bu bir yapay zekâ reklamı mı?

Bu yapımların yapay zekâ şirketleri tarafından yönlendirildiğini veya ücretli ürün yerleştirme anlaşmalarının bulunduğunu gösteren açık kanıtlar olmadan bunlara doğrudan reklam demek doğru değildir.

Fakat burada klasik reklamdan daha geniş bir durum var.

Belirli bir yapay zekâ uygulamasının adı hiç geçmeyebilir. Herhangi bir marka gösterilmeyebilir. Buna rağmen yapay zekâyla yaşama biçimi sürekli görünür hâle getirilebilir.

Yapay zekâya sor.

Onunla konuş.

Ona güven.

Gününü ona göre düzenle.

İnsanlara anlatamadığını ona anlat.

Burada belirli bir ürün değil, bir davranış biçimi tanıtılmaktadır.

Bu doğrudan reklam olmayabilir; fakat yapay zekâyla sürekli iletişim kurmayı çağdaş, faydalı ve doğal gösteren kültürel bir normalleştirmedir.

Belirli bir marka görünmese bile yapay zekâyla yaşama biçimi görünür ve arzu edilir hâle getirilmektedir.

Yapay zekâyı daha fazla değil, daha doğru anlatmalıyız

Türk dizi ve sinemasının yapay zekâyı anlatmasına karşı çıkmak doğru değildir.

Yapay zekâ çağımızın en önemli teknolojik ve toplumsal dönüşümlerinden biridir. Doğal olarak dizilerin, filmlerin ve edebiyatın konusu olacaktır. Yapım sürecinde de görüntüden sese, kurgudan görsel efekte kadar farklı alanlarda kullanılacaktır.

Fakat yapay zekâyı anlatmakla onu olduğundan daha güçlü ve insani göstermek aynı şey değildir.

Yapay zekâ ne büyülü bir dosttur ne kusursuz bir arkadaş ne de hayatın bütün cevaplarını bilen yeni bir otoritedir.

Güçlü fakat sınırlı bir araçtır.

Yanılabilir.

Olmayan bilgiler üretebilir.

Önyargıları tekrar edebilir.

Kişisel verileri işleyebilir.

İnsan gibi hissetmez.

Ahlaki sorumluluk taşımaz.

İnsan adına hayatın bütün kararlarını vermemelidir.

Türk yapımları yapay zekânın faydalarını gösterirken sınırlarını da göstermelidir. Yapay zekânın hata yaptığı, yanlış yönlendirdiği, eksik bilgi verdiği ve kişisel verileri tehlikeye attığı ihtimaller de hikâyenin içinde bulunmalıdır.

Karakterler yapay zekânın verdiği her cevabı doğru kabul etmemeli, önemli bilgileri başka kaynaklardan doğrulamalı ve hayatlarına ilişkin kararları bütünüyle bir sisteme bırakmamalıdır.

Yapay zekâ arkadaş gibi konuşsa bile insan olmadığı açık tutulmalıdır.

Çünkü gerçek yapay zekâ okuryazarlığı, yapay zekâya her şeyi sorabilmek değildir.

Onun sınırlarını bilmektir.

Türk dizilerindeki mesele yapay zekânın önemli bir yerde bulunması değildir. Mesele, çoğu zaman yanlış bir yerde konumlandırılmasıdır.

Yapay zekâ olduğundan daha akıllı, daha insani, daha güvenilir ve insan hayatında olduğundan daha merkezî gösterilmektedir.

Bugün yapay zekâ her yerde karşımıza çıkıyor. Bundan sonra dizilerde ve filmlerde daha fazla karşımıza çıkması da kaçınılmazdır.

Fakat onu büyülü bir dost, kusursuz bir yoldaş ve her şeyi bilen bir akıl gibi anlatmak zorunda değiliz.

Yapay zekâyı daha fazla değil, daha doğru anlatmak zorundayız.

Kaynak gönderi

Kaynak gönderiyi X’te aç →

Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.

Sayaç ve gizlilik

Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.

SöyleX’e dön →Ana SayfaBütün yayınlar →
Dr. Muhammed Ersin TOY

Medya, iletişim ve kültür üzerine yazılar ve araştırmalar.

Yazar hakkında →