Afrika’da Türk modeli ve Somali tecrübesi
Konu ve bağlam
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, başka ülkelerin de Türkiye’nin Somali’de uyguladığı modeli talep ettiğini açıkladı. Bu sözlerden hareketle askerî eğitim, devlet kapasitesi, insani yardım ve diplomatik iş birliğini bir arada ele alan Somali tecrübesini tartışıyorum; yeni talepleri tamamlanmış projeler gibi sunmuyorum.

Türk modeli, Somali ordusunun yeniden ayağa kalkmasında önemli bir rol oynadı.
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’in şu cümlesi bu yüzden sıradan bir açıklama değildir:
“Birkaç ülke daha Somali’de uyguladığımız modelin aynısını talep ediyor. Bu talepleri değerlendiriyoruz.”
Bence bu cümle, Türkiye’nin Afrika’daki varlığının artık yalnız insani yardım, okul, hastane, kurban organizasyonu ya da kriz anında uzatılan yardım eliyle sınırlı olmadığını gösteriyor.
Türkiye artık Afrika’da güvenlik, savunma, eğitim, diplomasi, sivil toplum, deniz güvenliği ve devlet kapasitesi inşasını birlikte yürüten bir modele dönüşüyor.
Somali modeli dediğimiz şey yalnız askerî eğitim değildir.
Bu model, ordunun kurumlarını ve disiplinini güçlendirmeyi, terörle mücadeleyi, deniz güvenliğini, kara ve deniz kaynaklarının korunmasını kapsıyor. Savunma sanayii desteği ve sivil toplum çalışmaları da bunun parçası. Türkiye’de yetişen Afrikalı öğrenciler, hastaneler, okullar, limanlar, altyapı yatırımları ve diplomatik arabuluculuk bu modeli tamamlıyor.
Türkiye, Afrika’ya sadece silah ya da askerî eğitim sunmuyor.
Afrika’ya huzur, güven, sömürüye karşı direnme imkânı ve kendi olarak kalma iradesi sunuyor.
Çünkü Afrika uzun yıllar Fransa’nın, İngiltere’nin ve başka sömürgeci akılların fiilî işgaline, kaynak talanına ve zihinsel tahakkümüne maruz kaldı. Bugün ise kıta; ekonomik nüfuz mücadeleleri, borç diplomasisi, liman ve maden hesapları, İsrail’in Kızıldeniz hattındaki güvenlik arayışları ve bazı bölgesel aktörlerin vekil güç stratejileriyle yeni bir jeopolitik kuşatmanın merkezine çekiliyor.
Somaliland meselesi bu açıdan çok öğreticidir.
Bu mesele yalnız yerel bir ayrılık tartışması değildir.
Berbera Limanı, Kızıldeniz, Aden Körfezi, deniz ticaret yolları, enerji kaynakları, askerî erişim ve Somali’nin toprak bütünlüğü meselesidir.
İsrail’in Somaliland hattına ilgisi de tam burada anlam kazanıyor.
Bu hamle, Somali’nin toprak bütünlüğünü zayıflatabilecek, Kızıldeniz-Aden Körfezi hattında yeni bir denklem kurabilecek ve Türkiye’nin Somali’de inşa ettiği stratejik ortaklığı sınırlamayı hedefleyebilecek daha büyük bir jeopolitik hesap olarak okunmalıdır.
İşte buna ilk itirazın Türkiye’den yükselmesi tesadüf değildir.
Çünkü Türkiye Somali’ye işgal mantığıyla değil, kardeşlik ve devlet inşası mantığıyla gitmiştir.
Türkiye’nin Afrika’daki sivil toplum varlığı da bu modelin en önemli ayağıdır.
Yıllardır sadece kurban organizasyonları için bile Afrika sahasında ter döken binlerce fedakâr insanımız var. Vakıflarımız, derneklerimiz, gönüllülerimiz, doktorlarımız, öğretmenlerimiz ve hayır insanlarımız yıllardır orada iyiliğin, merhametin ve kardeşliğin dilini kuruyor.
Şimdi bu iyilik birikiminin devletin koruma refleksiyle birleşmesi gerekiyor.
Çünkü Afrika’da yalnız yoksulluk yok; egemenlik mücadelesi var.
Yalnız güvenlik sorunu yok; bilinç mücadelesi var.
Yalnız kalkınma ihtiyacı yok; kendi kaderini tayin etme iradesi var.
Bu yüzden Türkiye’de eğitim gören Afrikalı öğrencilerin kendi ülkelerine döndüklerinde üstlenecekleri rol çok daha stratejik hâle geliyor.
Onlar yalnız mezun öğrenciler değildir.
Onlar Türkiye ile Afrika arasındaki güven köprüsünün, ortak hafızanın ve gelecek mimarisinin taşıyıcılarıdır.
Bugün Somali’de askerî eğitimle, sivil toplumla, diplomasiyle, savunma sanayiiyle ve deniz güvenliğiyle kurulan model; yarın Afrika’nın başka coğrafyalarında da umut olabilir.
Türkiye’nin Afrika’daki varlığı işgal değil, kardeşliktir.
Sömürü değil, imardır.
Tahakküm değil, güvenliktir.
Vesayet değil, kendi ayakları üzerinde duran devletler inşa etme çabasıdır.
Bu nedenle Türk modeli Afrika’da çoğalmalıdır.
Afrika ülkeleri kendi ordularını, kendi sınırlarını, kendi limanlarını, kendi deniz yetki alanlarını ve kendi devlet egemenliklerini koruyabilecek kapasiteye kavuşmalıdır.
Ve inşallah bir gün Afrika semalarında yalnız Bayraktarları değil, KAAN’ı da göreceğiz.
Çünkü mesele yalnız savunma sanayii değildir.
Mesele, mazlum coğrafyaların yeniden başını kaldırmasıdır.
Kaynak gönderi
Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.