Koordinasyon yetmez: İsrail’i kim durduracak?
Konu ve bağlam
Nur Özkan Erbay’ın Yeni Şafak’taki yazısı, Suriye’de Türkiye ile İsrail arasında çatışmayı önleyen temasların tek başına yeterli olup olmadığını sorguluyor. Bu tartışmadan hareketle diplomatik koordinasyon ile saldırıları sınırlandıracak siyasi ve ekonomik caydırıcılık arasındaki farkı ele alıyorum.

Koordinasyon yetmez: İsrail’i kim durduracak?
Nur Özkan Erbay’ın Yenişafak'taki yazısında “Koordinasyon yetmez, İsrail’i ıslah mekanizması gerekir” tespiti bence tartışmayı doğru yere taşıyor.
Çünkü Suriye’de artık mesele Türkiye ile İsrail’in yanlışlıkla karşı karşıya gelmesini önleyecek bir iletişim hattı kurmaktan ibaret değil. Daha büyük mesele, İsrail’in Gazze’den Lübnan’a, İran’dan Suriye’ye uzanan sürekli askerî müdahale siyasetinin bölgesel istikrarı ve Washington’ın kurmaya çalıştığı yeni Orta Doğu düzenini giderek daha fazla zorlamasıdır.
Amerika Birleşik Devletleri Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın üzerinde çalıştığını açıkladığı çatışmayı önleme mekanizması, yanlış anlamaları ve kazaları engelleyebilir. Fakat İsrail, Ebu Zuhur Hava Üssü’nü yanlışlıkla değil, Türkiye’nin Suriye’deki muhtemel askerî varlığını kendi güvenliği açısından tehdit gördüğünü ileri sürerek bilinçli biçimde vurdu. Barrack’ın saldırıyı “gereksiz bir tırmanma” olarak nitelendirmesi ve bunun bölgesel istikrara hizmet etmediğini söylemesi bu nedenle önemli.
Hatta Axios’un Amerikalı yetkililere dayandırdığı habere göre Şam yönetimi, Amerika ve İsrail ile birlikte Ürdün’de ortak bir koordinasyon merkezinin faaliyete geçirilmesini haftalardır istiyordu. Amerikan tarafının anlatımına göre İsrail bu mekanizmayı işletmedi ve Suriye’nin güneyindeki askerî faaliyetlerini artırdı.
Bu durumda sorun iletişim eksikliği değilse çözüm de yalnız iletişim olamaz.
Koordinasyon kazayı önler. Caydırıcılık ise bilinçli saldırının maliyetini yükseltir.
Nur Hanım’ın “ıslah mekanizması” dediği şeyi ben tam olarak burada görüyorum.
Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken daha derin bir mesele var:
Sorun yalnız Netanyahu değil.
Netanyahu yarın seçim kaybedebilir. İsrail’de hükümet değişebilir. Washington’la kullanılan dil yumuşayabilir. Fakat İsrail’in askerî güvenlik anlayışının aynı ölçüde değişeceğini varsaymak için güçlü bir neden yok.
İsrail kamuoyu araştırmaları ilginç bir ayrışmayı gösteriyor. Toplumun önemli bir bölümü Netanyahu’dan ve hükümetten memnun olmayabilir; buna rağmen sınırların dışında askerî güç kullanılmasına çok yüksek destek verebiliyor.
İsrail Demokrasi Enstitüsünün 2026 araştırmalarında İsraillilerin çoğunluğu Netanyahu’nun yeniden aday olmasına karşı çıkarken, İran’a yönelik askerî harekât başladığında Yahudi İsraillilerin yüzde 93’ü saldırıyı destekledi.
Lübnan konusunda da benzer bir eğilim görülüyor. İsrail toplumunun geniş bir kesimi, Amerika Birleşik Devletleri ile anlaşmazlık yaşama pahasına dahi Güney Lübnan’da kalıcı bir güvenlik kuşağının korunmasını destekleyebiliyor.
Gazze konusunda kamuoyu daha karmaşık. İsraillilerin önemli bir bölümü rehinelerin geri dönmesi karşılığında savaşın sona ermesini istiyor. Fakat aynı araştırmalar, Yahudi İsraillilerin büyük bir bölümünün askerî operasyonlar planlanırken Filistinli sivillerin yaşadığı acının ya hiç dikkate alınmaması ya da çok az dikkate alınması gerektiğini düşündüğünü de gösteriyor.
Daha çarpıcı olan şu:
Bir araştırmada İsrailli Yahudilerin yalnız yüzde 38’i hükümetin savaş yönetimine yüksek not verirken, yüzde 92’si İsrail ordusunun savaş performansına yüksek not veriyordu.
Bu ayrım son derece önemli.
Netanyahu’ya muhalefet etmek, İsrail’in askerî güvenlik doktrinine muhalefet etmek anlamına gelmiyor.
Washington’ın karşısındaki mesele yalnız bir İsrail başbakanını frenlemek değildir. İsrail devletinin ve toplumunun geniş kesimleri, tehditleri sınırların ötesinde askerî güç kullanarak ortadan kaldırma anlayışını destekliyor. Washington’ın bu güvenlik anlayışına da sınır çizebilmesi gerekiyor.
Bu nedenle koordinasyon tek başına yetmez.
Washington bugün Orta Doğu’da yeni bir büyük savaş istemiyor. Suriye’nin yeniden devletleşmesini, bölgesel istikrarın korunmasını, ekonominin işlemesini ve Türkiye ile İsrail’in Suriye üzerinden doğrudan çatışmamasını istiyor.
İsrail’in güvenlik anlayışı ise bu hedefle giderek daha fazla gerilim üretiyor.
Gazze…
Lübnan…
İran…
Suriye…
İsrail, sınırlarının dışında sürekli askerî güç kullanmayı güvenliğinin temel araçlarından biri hâline getirirken, kendi güvenliğini sağlamaya çalıştıkça çevresindeki düzeni daha kırılgan hâle getiriyor.
Washington açısından büyük çelişki tam burada ortaya çıkıyor:
Amerika bölgede istikrar istiyor; fakat bölgesel istikrarı sarsan İsrail’in en büyük askerî, siyasi ve diplomatik destekçisi yine Amerika.
Dolayısıyla asıl soru şudur:
Amerika İsrail’i durdurabilir mi?
Bence mesele Amerika’nın buna gücünün yetip yetmemesi değil.
Washington’ın elinde askerî yardım, silah ve mühimmat desteği, istihbarat işbirliği, diplomatik koruma ve siyasi destek gibi son derece güçlü araçlar var.
Asıl mesele, bunları kullanacak siyasi iradenin oluşup oluşmayacağı.
Ve bugün bu denkleme giderek daha güçlü biçimde başka bir aktör giriyor:
Amerikan halkı.
Amerika’nın altında İsrail konusunda gerçekten büyük bir dip dalga oluşuyor.
Pew Araştırma Merkezinin Mart 2026 araştırmasına göre Amerikalıların yüzde 60’ı İsrail’e olumsuz bakıyor. 2022’de bu oran yüzde 42’ydi. Netanyahu’ya güvenmeyenlerin oranı yüzde 59’a ulaşmış durumda. Daha önemlisi, artık her iki partide de 50 yaş altındaki seçmenlerin çoğunluğu İsrail ve Netanyahu hakkında olumsuz düşünüyor.
Bu günlük bir kamuoyu dalgalanmasından daha büyük bir şey.
Kuşaksal bir kırılma.
Ve bu dip dalga yavaş yavaş Amerikan siyasetinin davranışlarını da değiştirmeye başlıyor.
Michigan Demokrat Parti Senato ön seçiminde Amerika-İsrail Kamu İşleri Komitesi (American Israel Public Affairs Committee-AIPAC) ve bağlantılı yapıları, İsrail’e yakınlığıyla bilinen Haley Stevens’ı desteklemek için yaklaşık 30 milyon dolar harcadı. Buna rağmen İsrail’e koşulsuz askerî yardımı eleştiren ve Amerika-İsrail Kamu İşleri Komitesinin Amerikan siyasetindeki etkisini açık biçimde tartışmaya açan Abdul El-Sayed seçimi kazandı.
Amerika-İsrail Kamu İşleri Komitesine bağlı Birleşik Demokrasi Projesinin (United Democracy Project) mali gücünün büyüklüğünü de Amerika Birleşik Devletleri Federal Seçim Komisyonunun (Federal Election Commission-FEC) kayıtlarından biliyoruz. Kuruluş, 1 Ocak 2025 ile 30 Haziran 2026 arasında yaklaşık 104 milyon dolar gelir topladı ve yaklaşık 28 milyon dolarlık bağımsız seçim harcaması yaptı.
Elbette buradan “İsrail’e yakın duran herkes Amerika’da artık seçim kaybeder” sonucu çıkaramayız.
Fakat siyasi psikolojide çok önemli bir eşik değişiyor.
Amerikan siyasetçisi uzun yıllar şu soruyla hareket etti:
“İsrail’e karşı çıkarsam seçimi kaybeder miyim?”
Eğer soru giderek şuna dönüşürse:
“İsrail’e fazla yakın görünürsem seçimi kaybeder miyim?”
Amerika-İsrail ilişkisindeki gerçek kırılma o zaman başlayacak.
Ben TikTok meselesini de tam olarak bu büyük dönüşümün içinde okuyorum.
Benim kanaatimce TikTok’un Amerika’daki yapısının el değiştirmesinin İsrail açısından bu kadar hayati görülmesinin en önemli sebeplerinden biri, TikTok’un Amerikan gençliğine İsrail’in Gazze’de ne yaptığını gösterebilme gücüydü.
Burada teknik bir ayrımı açıkça yapmak gerekir.
TikTok’u İsrail satın almadı. Amerika’daki yeni yapının yönetici yatırımcıları Oracle, Silver Lake ve Abu Dabi merkezli MGX oldu; Çin merkezli ByteDance’in doğrudan payı yüzde 19,9’a düştü.
Dolayısıyla meseleyi “İsrail TikTok’u satın aldı” şeklinde kurmak doğru olmaz.
Fakat Gazze-TikTok-Amerikan gençliği bağlantısının Washington’daki siyasi tartışmanın bir parçası olduğu belgeli.
Mayıs 2024’te Cumhuriyetçi Senatör Mitt Romney, dönemin Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Antony Blinken’a İsrail’in neden kamuoyu mücadelesini kaybettiğini sorarken sosyal medyayı gündeme getirdi. Ardından TikTok’taki Filistin yanlısı içeriklerin yoğunluğundan söz etti ve Kongrenin TikTok’a karşı sert tutumunu anlatırken bunu açık biçimde zikretti.
Yani Washington’da şu bağlantı bizzat konuşuldu:
TikTok → Gazze görüntüleri → Amerikan gençliği → İsrail algısının değişmesi.
Washington Post’un aktardığı bağımsız bir araştırmada Amerika’daki TikTok içeriklerinde İsrail-Gazze başlığında yaklaşık her bir İsrail yanlısı paylaşıma karşı 17 Filistin yanlısı paylaşım tespit edildi.
Araştırmacılar bunun TikTok algoritmasının bilinçli biçimde İsrail aleyhine yönlendirildiğini kanıtlamadığını; genç kullanıcı kitlesinin siyasi eğilimlerini de yansıtabileceğini özellikle belirtiyor.
Fakat iletişim açısından ortaya çıkan sonuç açık:
Gazze ilk defa Amerikan gençliğinin telefonuna bu ölçekte ve bu kadar filtresiz girdi.
Yıkılan evler, öldürülen çocuklar, hastaneler, açlık ve Filistinlilerin kendi telefonlarından kaydettikleri görüntüler, Amerikan gençliğine geleneksel Amerikan medyasının editoryal süzgecine eskisine göre çok daha az bağımlı biçimde ulaştı.
İsrail açısından stratejik problem tam burada başlıyor.
İsrail, Amerikan halkının ve özellikle Amerikan gençliğinin kendi aleyhine kalıcı bir siyasi tavır geliştirmesini istemiyor.
Çünkü Amerikan gençliğini kaybetmek, uzun vadede Amerika’daki toplumsal ve siyasi desteği kaybetmek anlamına gelebilir.
Netanyahu’nun kendi sözleri bu kaygının ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.
Binyamin Netanyahu, Eylül 2025’te Amerika’daki İsrail yanlısı sosyal medya etkileyicileriyle yaptığı toplantıda sosyal medyayı yeni mücadelenin en önemli araçlarından biri olarak tanımladı ve TikTok’un satışını o dönemde gerçekleşen “en önemli satın alma” olarak gördüğünü söyledi.
Bu sözler önemli.
Çünkü İsrail açısından savaş yalnız Gazze’de, İran’da, Lübnan’da veya Suriye’de yürütülmüyor.
Amerikan kamuoyunun zihninde de yürütülüyor.
Bu nedenle İsrail bugün dijital platformlar, sosyal medya, etkileyiciler, içerik üreticileri ve algoritmik görünürlük üzerinden Amerikan gençliğini ve Amerikan halkını yeniden ikna etmek için ciddi bir çaba harcıyor.
Bunun da artık resmî kayıtlara yansıyan örnekleri var.
Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığındaki Yabancı Temsilciler Kayıt Yasası (Foreign Agents Registration Act-FARA) kayıtlarında İsrail devleti adına Amerika’da iletişim faaliyetleri yürüten şirketlere ilişkin belgeler bulunuyor. Bu materyallerin bazılarında doğrudan Z Kuşağına yönelik iletişim stratejileri görülüyor.
Burada açık kamu diplomasisiyle örtülü etki faaliyetini birbirinden ayırmak gerekir.
İkinci alanda da somut bir örnek var.
OpenAI, 2024’te İsrail merkezli STOIC adlı siyasi kampanya şirketinin Gazze savaşı başta olmak üzere çeşitli konularda yapay zekâ destekli içerikler kullanan bir örtülü etki faaliyeti yürüttüğünü tespit etti. Operasyon Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’yı da hedefliyordu. OpenAI aynı zamanda ağın kayda değer gerçek kullanıcı erişimi sağlayamadığını da özellikle belirtti.
Dolayısıyla “İsrail bütün algoritmaları kontrol ediyor” gibi kanıtlanamayacak bir iddiaya ihtiyacımız yok.
Belgelenebilen tablo zaten yeterince önemli:
İsrail, Amerikan kamuoyundaki desteğinin aşındığını görüyor ve dijital iletişime, sosyal medyaya, algoritmik görünürlüğe, etkileyicilere ve özellikle genç kuşaklara yönelik faaliyetlere giderek daha fazla stratejik önem veriyor.
Fakat bundan daha önemli bir soru var:
Amerikan halkı İsrail’in Washington’daki gerçek siyasi gücünü ne kadar biliyor?
Associated Press-NORC Kamu İşleri Araştırma Merkezinin Haziran 2026 araştırmasına göre Amerikalıların yüzde 59’u Amerika-İsrail Kamu İşleri Komitesi hakkında görüş oluşturacak kadar bilgi sahibi olmadığını söylüyor.
Yani Amerikan toplumu İsrail’e giderek daha eleştirel bakarken, İsrail yanlısı siyasi lobi ve seçim finansmanı ağlarının Washington’da nasıl çalıştığını henüz aynı ölçüde tanımıyor.
Bence önümüzdeki dönemin asıl meselesi burada.
Amerikalı gençler Gazze’de ne olduğunu gördü.
Şimdi aynı gençler şu soruları sormaya başlarsa ne olacak?
Amerika neden İsrail’e bu kadar büyük askerî ve siyasi destek veriyor?
Kongredeki İsrail yanlısı siyasi ağlar nasıl çalışıyor?
Seçimlere aktarılan milyonlarca dolar Amerikan siyasetini nasıl etkiliyor?
İsrail’in Amerikan dış politikasındaki ayrıcalıklı konumu nasıl üretiliyor?
Eğer İsrail’e yönelik toplumsal tepki zamanla İsrail politikasını üreten siyasi mekanizmaların sorgulanmasına dönüşürse, bugün gördüğümüz dip dalga çok daha büyük sonuçlar doğurabilir.
İşte Nur Özkan Erbay’ın “ıslah mekanizması” dediği fikrin ikinci ve daha derin ayağı burada ortaya çıkıyor.
İsrail’i sınırlandıracak mekanizma yalnız Beyaz Saray’ın Netanyahu’ya yukarıdan uygulayacağı baskı olmayabilir.
Üstelik mesele zaten yalnız Netanyahu değildir.
Netanyahu sonrası İsrail’in de sınırlarını belirleyecek bir bölgesel düzen kurulması gerekiyor.
Bunun yanında Amerikan toplumunun aşağıdan Washington’a uygulayacağı demokratik baskı da zamanla bu mekanizmanın en önemli parçalarından biri hâline gelebilir.
Çünkü İsrail’i sınırlandırabilecek askerî, ekonomik ve diplomatik güç bugün hâlâ Washington’da.
Fakat Washington’ı bu gücü kullanmaya zorlayabilecek siyasi güç giderek Amerikan seçmeninde, özellikle de yeni Amerikan kuşağında birikiyor.
Bu nedenle önümüzdeki yılların asıl sorusu artık:
“Amerika İsrail’i durdurabilir mi?” değil.
Washington’ın bunu yapabilecek araçları var.
Asıl soru şu:
Amerikan halkındaki bu büyük dip dalga, Washington’ı sonunda İsrail’e gerçek sınırlar çizmeye mecbur bırakabilecek mi?
Bence İsrail’in bugün Amerikan gençliği, TikTok ve dijital kamuoyu konusunda gösterdiği olağanüstü hassasiyetin sebebi de tam olarak burada aranmalıdır.
@nurozkanerbay ’ın yazısı:
https:// yenisafak.com/yazarlar/nur-o zkan-erbay/washington-suriye-icin-daha-kararli-olmak-zorundakoordinasyon-yeterli-degil-israili-islah-mekanizmasi-gerek-4849447 …
Kaynak gönderi
Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.