← SöyleX

Köşe Yazılarım Stratejik diplomasi ·

Öfke ile strateji: Devlet aklı ve Türkiye-İsrail ilişkileri

Dr. Muhammed Ersin TOY

Konu ve bağlam

Yahya Bostan’ın İsrail, Suriye ve Türkiye arasındaki gerilimi ele aldığı yazı, Ankara’nın krizlere nasıl karşılık vereceği sorusunu gündeme getiriyor. Bu yazıdan hareketle, rakibin istediği zamanda ve zeminde tepki vermek ile kendi çıkarına göre strateji kurmak arasındaki farkı tartışıyorum.

Öfke ile strateji: Devlet aklı ve Türkiye-İsrail ilişkileri tanıtım tasarımı
Yapay zekâyla üretilmiş kavramsal illüstrasyon; haber fotoğrafı değildir.

Bence Yahya Bostan’ın bugünkü yazısını yalnızca İsrail-Suriye-Türkiye gerilimini anlatan bir köşe yazısı olarak okumak eksik kalır. Yazının esas meselesi, kriz anlarında devletlerin nasıl düşündüğü; öfke ile strateji, refleks ile devlet aklı arasındaki farktır.

İsrail bugün Türkiye’ye doğrudan savaş ilan etmiyor. Daha incelikli bir oyun kuruyor: Türkiye’nin hassasiyetlerine dokunuyor, kırmızı çizgilerini zorluyor, Ankara’yı kendi seçtiği zamanda, kendi hazırladığı zeminde ve kendi avantajlı gördüğü sahada reaksiyon vermeye mecbur bırakmaya çalışıyor. Çünkü savaşta yalnız güç değil; zamanı, mekânı ve çatışmanın biçimini kimin tayin ettiği de sonucu belirler.

Tam burada Türkiye’nin tarihsel devlet tecrübesi devreye giriyor.

Türk devlet aklı, karşısına konulan her provokasyona anında cevap vermek değildir. Bazen güç, vurabilmekten önce ne zaman vurmayacağını bilmekte ortaya çıkar. Rakibin hazırladığı teraziyi kaldırmamak, onun seçtiği meydanda dövüşmemek, zamanın şartlarını kendi lehine değiştirmek de devlet aklının parçasıdır.

Suriye bunun yakın tarihimizdeki en önemli örneklerinden biridir. Türkiye yaklaşık on beş yıl boyunca ağır bir güvenlik, diplomasi ve askerî mücadele yürüttü. Suriye politikasının çok ciddi maliyetleri, hataları ve tartışmaları oldu. Fakat Ankara sahadan tamamen çekilmedi. Sınır güvenliğini askerî operasyonlarla yeniden şekillendirdi ve muhalif yapılarla bağını sürdürdü. Böylece yeni Suriye’nin kurulacağı güne hazırlanmasına imkân verebilecek stratejik varlığını korudu. Esad rejiminin çöküşünü yalnız Türkiye’ye bağlamak tarihsel gerçekliği basitleştirir; ancak ortaya çıkan yeni Suriye denkleminde en fazla stratejik alan kazanan devletlerden birinin Türkiye olduğu da açık.

İsrail’in bugünkü tedirginliği biraz da bundan kaynaklanıyor.

Mesele tek başına Ebu Zuhur değildir. Mesele İran'ın bölgesel kapasitesinin aşınması, Hizbullah'ın zayıflaması, Esad rejiminin yıkılması, Suriye'nin yeni bir siyasi düzene girmesi ve Türkiye'nin bu yeni düzende giderek daha belirleyici hale gelmesidir. İsrail yıllarca İran'ın Suriye'deki nüfuzundan söz etti. Bugün aynı coğrafyada Türkiye'nin askerî ve siyasi ağırlığının kalıcılaşması ihtimalini tartışıyor.

Son 48 saatte İsrail basınından çıkan cümleleri yan yana koyduğunuzda fotoğraf daha da berraklaşıyor:

“Türkler rakip, henüz düşman değil.”

“Türkiye belki bir sonraki tehdittir.”

“Türkiye'nin Suriye'deki yerleşmesine saldırıyla karşılık veririz.”

Ama aynı anda:

“Türkiye ile savaş istemiyoruz.”

Bu ifadeler birbiriyle çelişmiyor. Tam tersine İsrail stratejisinin sınırlarını gösteriyor: Türkiye ile büyük bir savaşa girmeden Türkiye'nin bölgesel yükselişini sınırlamak; mümkünse Ankara'yı kendi belirlediği dar bir çatışma alanına çekmek.

Bu yüzden Yahya Bostan’ın yazısındaki en önemli soru “Türkiye İsrail’e nasıl cevap verecek?” değildir.

Asıl soru şudur:

İsrail, Türkiye'nin nasıl cevap vermesini istiyor?

Devlet aklı tam bu soruyla başlar.

Türkiye rakibinin öfkesine göre değil kendi çıkarına göre hareket etmek zorundadır. İsrail bugün cevap istiyorsa cevap bugün verilmek zorunda değildir. İsrail cevabın Suriye'de verilmesini istiyorsa Türkiye cevabını Suriye'de vermek zorunda değildir. İsrail meseleyi askerî sahaya çekmek istiyorsa Ankara aynı oyunun içine girmek zorunda değildir.

Çünkü büyük devlet olmak yalnız yapılan hamleyle değil, hamlenin zamanını ve sahasını belirleyebilmekle ilgilidir.

Belki de Türk devlet geleneğini anlatan en güçlü cümle budur:

Türk aklına gelmez sanılır; fakat Türk devleti unutmaz. Acele etmez, zamanı tüketmez; zamanı kullanır. Rakibinin kurduğu oyuna girmek yerine, şartlar olgunlaştığında oyunun kendisini değiştirir.

Yahya Bostan’ın bugünkü yazısını değerli yapan da tam olarak bu perspektiftir. İran’ı, Lübnan’ı, Suriye’yi, ABD-İsrail ilişkisini ve Netanyahu’nun Türkiye hesabını ayrı ayrı haber başlıkları olarak değil, Ortadoğu’da kurulmakta olan yeni güç mimarisinin parçaları olarak okuyor.

Bu nedenle yazı günlük bir gelişmenin yorumu olmaktan çıkıyor; önümüzdeki dönemde Türkiye-İsrail ilişkilerini anlamak için bakılması gereken temel soruyu ortaya koyuyor:

Türkiye İsrail’in kurduğu oyuna mı cevap verecek, yoksa oyunun kurallarını değiştirecek mi?

Kaynak gönderi

Kaynak gönderiyi X’te aç →

Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.

Sayaç ve gizlilik

Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.

SöyleX’e dön →Ana SayfaBütün yayınlar →
Dr. Muhammed Ersin TOY

Medya, iletişim ve kültür üzerine yazılar ve araştırmalar.

Yazar hakkında →