Bir soykırım ifşası: NAZA
Konu ve bağlam
NAZA belgeselinde İsrailli askerler ve istihbarat görevlileri, Gazze’deki saldırılarda nasıl görev aldıklarını anlatıyor. Bu tanıklıklar üzerinden insanları izleyen ve saldırı hedefi seçmeye yardımcı olan teknolojileri tartışıyorum. Asıl soru, görevler farklı kişilere dağıtıldığında sivil ölümlerinden kimin sorumlu tutulacağı.

NAZA filmi, 16 Ekim’de Türkiye’de gösterime girdi. Belgesel, İsrail’in Gazze’deki soykırımını İsrailli asker ve istihbarat çalışanlarının tanıklıkları üzerinden anlatıyor.
İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de soykırımı vahşice sürdürürken, Filistinlilerin yaşadıklarını görünür kılan film ve belgeseller peş peşe geliyor. No Other Land, işgal altındaki Batı Şeria’nın Masafer Yatta bölgesinde Filistinlilerin evlerinden ve topraklarından koparılmasını, İsrailli yerleşimci teröristlerin saldırılarını anlatıyor. Hind Rajab’ın Sesi, altı yaşındaki bir çocuğun son yardım çağrısı üzerinden soykırımın insani yüzünü; NAZA ise bütün bunları mümkün kılan askerî, teknolojik ve istihbari mekanizmayı içeriden anlatıyor.
İŞTE NAZA FİLMİ: YAPAY ZEKÂNIN SOYKIRIMIN MERKEZİNDE OLDUĞU BİR İFŞA BELGESELİ!
Yuval Abraham ve Rachel Szor’un yönettiği yaklaşık 80 dakikalık NAZA, üç yıllık araştırmada görüşülen 100’den fazla kaynağa dayanıyor. Film, bu düzende görev yapmış 24 İsrailli asker ve istihbarat çalışanının tanıklıklarını içeriyor. Kimliklerinin açığa çıkmasını önlemek için tanıkların hem yüzleri hem de sesleri dijital tekniklerle değiştiriliyor. Yönetmenler, anlatımları belgeler ve gazetecilik araştırmalarıyla karşılaştırdıklarını belirtiyor. Habsora, Lavender ve Where’s Daddy? ile parça parça öğrendiğimiz hedefleme düzeni, onu çalıştıranların sözleriyle görünür oluyor. Belgesel, İsrail’in soykırım düzeneğini tanıklıklar üzerinden ifşa ediyor!
NAZA bir yapay zekâ sisteminin adı değil. İbranice nezek agavi, yani “yan hasar” ifadesinin kısaltması. Filmde bu kavram, bir saldırıda ölmesi beklenen sivillerin teknik bir hesap içinde değerlendirilmesini anlatıyor. İnsan artık adıyla değil, saldırının hesabındaki muhtemel kayıp olarak görülüyor. Ev koordinata, aile istatistiğe, ölüm teknik bir hesaba dönüşüyor. NAZA’nın ürkütücü tarafı tam da burada: İnsan hayatının değeri, saldırı öncesinde hesaplanan teknik bir değişkene indirgenebiliyor.
Tanıklıklara göre telefonlar ve iletişim verileri izleniyor, insanlar sınıflandırılıyor, olası hedefler belirleniyor ve konumları takip ediliyor. Ev artık yalnızca insanın yaşadığı ve sığındığı yer değil; hedefin bulunmasının kolaylaştığı bir koordinata dönüşüyor. Bir tanık, hedef alınan babanın evde olup olmadığını anlamak için 12 yaşındaki kızının telefonunun takip edildiğini anlatıyor. Başka bir tanık ise hedef alınan kişinin telefonunu dinlerken kızının ölümüne tanıklık ettiğini anlatıyor.
Daha fazla veri ve daha hassas gözetim her zaman sivilleri daha fazla korumuyor. Tanıklar, evde çocukların bulunduğu bilinmesine rağmen saldırı zincirinin devam edebildiğini anlatıyor. Teknolojik kapasite arttıkça hedef hakkında bilinmeyenler azalıyor; buna rağmen ölümün önüne geçilmiyorsa mesele artık yalnız bilgi eksikliği değildir. Bir istihbarat görevlisi, insanların söylediklerini duyabildiği için kendisini biraz “Tanrı gibi” hissettiğini söylüyor. Bir diğeri Gazze’yi “hedef fabrikasına” benzetiyor.
Tanıklardan biri, düşük rütbeli bir Hamas mensubuna yönelik saldırıda 20 sivile kadar ölüm riskinin kabul edilebildiğini anlatıyor. Başka bir tanık ise önemli görülen bir hedef için 500 sivilin ölümü ihtimali öngörüldüğü hâlde saldırıya onay verildiğini ileri sürüyor. Burada anlatılan, gerçekleşmiş bir ölüm bilançosu değil, saldırı öncesinde öngörülen sivil kaybıdır. İsrail ordusu bu iddiayı reddediyor; saldırı kararlarını insanların verdiğini ve sivil kayıpları azaltmaya çalıştığını savunuyor.
NAZA’nın asıl ifşası, kullanılan teknoloji kadar onu işleten insanların kendi sorumluluklarını nasıl gördüğüyle de ilgili. Bir görevli yaptığı işi “Rolüm teknik” diye tarif ediyor. Bir başkası “Ben sadece küçük bir çarkım” diyor. Biri veriyi topluyor, diğeri hedefi oluşturuyor, başka biri saldırıyı değerlendiriyor. Sonunda bomba düşüyor ve insanlar katlediliyor; fakat sorumluluk teknik görevler ve emir zinciri arasında dağılıyor. Yapay zekâ burada bağımsız bir fail değil; insanın gözetleme, hedefleme ve öldürme kapasitesini büyüten sistemin bir parçası. Soykırımın merkezinde olan bir sistem!
İşin esas kısmı ise şu: Filmde konuşanların bir kısmı, yalnızca emir-komuta zincirindeki görevlerini yerine getirdiklerini savunuyor. Bu tablo, Hannah Arendt’in Kötülüğün Sıradanlığı kitabında anlattığı Adolf Eichmann’ın yargılanmasını hatırlatıyor. Nazi Almanyası’nın Yahudilere yönelik soykırımında görev üstlenen Eichmann, kendisini karar verici değil, emirleri uygulayan bir memur olarak sunuyordu. Arendt ise bu savunmayı kişisel sorumluluğu ortadan kaldıran bir mazeret olarak kabul etmiyordu.
İnsan, yaptığı işi büyük suçun bütününden kopardığında kendi sorumluluğunu küçültebiliyor. Dosyayı hazırlayan başka, hedefi belirleyen başka, emri veren başka, uygulayan başka olduğunda herkes kendisini zincirin küçük bir halkası sayabiliyor. Dün bürokratik dosyalar ve emir zincirleri arasına dağılan sorumluluk, bugün veri tabanları, algoritmalar ve hedefleme ekranları arasında parçalanabiliyor. Kötülüğün sıradanlığı böylece yalnız bürokratik değil, algoritmik bir boyut da kazanıyor.
Tanıkların önemli bölümü geceleri Tel Aviv’in çatılarında, kimlikleri gizlenerek konuşuyor. Bir tarafta sıradan hayat sürerken diğer tarafta ölüm teknik bir mesaiye dönüşüyor. Tel Aviv’de hayat tüm neşesiyle devam ederken yaklaşık 60 kilometre ileride cehennem yaşanıyor! Film bunu da gösteriyor!
NAZA, Venedik Film Festivali’nde yaklaşık 25 dakika ayakta alkışlandı, Jüri Özel Ödülü’nü kazandı ve 56 bölgeyi kapsayan dağıtım anlaşmalarıyla dünyaya açıldı. İsrail’de ise yönetmenlerin vatandaşlıktan çıkarılması çağrıları yapıldı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 11 Ekim’de filmde konuşanların kimliklerinin bulunmasını, soruşturulmasını ve kovuşturulmasını istedi. Bu talep, filmde anlatılan suçların yanında tanıklık edenlere yönelik baskıyı da gündeme taşıdı.
NAZA filmini izleyip izletmeliyiz. Tıpkı No Other Land, Hind Rajab’ın Sesi ve Vaad: Siyonizmin Anatomisi gibi. Çünkü bu yapımlar, Filistin’de yaşananların tanıklığını, hafızasını ve insan hikâyelerini gelecek kuşaklara taşıyan belgelerdir. İzlemek, tanıklık etmek; izletmek ise bu tanıklığın unutulmasına izin vermemektir.
Kaynak yayın
www.yenisafak.comKaynak gönderi
X’teki alternatif NAZA yazısı · farklı sürüm →
Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.