← Makaleler

Makaleler Çocukların dijital güvenliği ·

Türkiye için Ofcom’dan çıkan dersler: Çocukları algoritmadan korumak

Dr. Muhammed Ersin TOY

Konu ve bağlam

Birleşik Krallık’ın iletişim ve çevrim içi güvenlik düzenleyicisi Ofcom, büyük platformlardan çocuklar için daha güvenli içerik akışları, etkili yaş kontrolleri ve istismara karşı koruma istiyor. Bu denetim yaklaşımı, Türkiye’de çocuk güvenliğinin yaş sınırından algoritmaların ve platform tasarımının denetlenmesine nasıl genişletilebileceğini gösteriyor.

Türkiye’de 2026’da kabul edilen ve 1 Mayıs’ta Resmî Gazete’de yayımlanan sosyal medya düzenlemesi, çocukların dijital platformlarla ilişkisi bakımından yeni bir dönemin kapısını açtı. Düzenlemeye göre sosyal ağ sağlayıcılar, 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak; bu hizmetin sunulmaması için yaş doğrulama dâhil gerekli tedbirleri almakla yükümlü olacak. Aynı düzenleme, 15 yaşını doldurmuş çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet sunulmasını da sosyal medya şirketlerinin sorumluluk alanına dâhil ediyor. Hükmün yayımı tarihinden 6 ay sonra yürürlüğe girecek olması ise Türkiye’ye yalnızca teknik değil; hukuki, kurumsal ve denetimsel bir hazırlık süresi de sunuyor.

Bu noktada Birleşik Krallık’ın sosyal medya düzenlemesi ve tecrübesi, Türkiye için doğrudan bir yol haritası sunmaktadır. Birleşik Krallık’ta 26 Ekim 2023’te yasalaşan Çevrim İçi Güvenlik Yasası’nın çocuk güvenliği yükümlülükleri 25 Temmuz 2025’ten itibaren uygulanabilir hâle geldi. Birleşik Krallık’ın iletişim ve çevrim içi güvenlik düzenleyicisi olan İletişim Ofisi, yani Ofcom, çocukların en çok kullandığı platformların bu yükümlülüklere nasıl cevap verdiğini denetledi.

Ofcom; Facebook, Instagram, Roblox, Snapchat, TikTok ve YouTube’a yazı göndererek şirketlerden dört temel başlıkta somut adım talep etti: çocuk istismarına karşı güvenli korumalar, çocuklar için daha güvenli içerik akışları, çocuklar üzerinde ürün testine son verilmesi ve etkili asgari yaş politikaları. Bu dört başlık, Türkiye’nin yürürlük süresi dolmadan sosyal medya şirketlerine yöneltmesi gereken asgari denetim çerçevesi olarak okunmalıdır. Aynı zamanda İngiltere’nin tecrübesi, Türkiye’nin kendi düzenlemesini uygularken yaş sınırının yanı sıra platform mimarisine, öneri sistemlerine ve algoritmik tasarıma da bakması gerektiğini göstermektedir.

Ofcom’un raporundaki veriler, meselenin büyüklüğünü ortaya koyuyor. Rapora göre 11-17 yaş arasındaki çocukların yüzde 73’ü son dört haftada çevrim içi ortamda zararlı içerikle karşılaştığını beyan etti. Daha önemlisi, çocukların zararlı içeriği gördüklerini belirttiği hizmetler marjinal siteler değil; çocuklar arasında en büyük ve en popüler platformlardır. Bu tablo, çocuk güvenliği meselesinin internetin “karanlık köşeleri” ile sınırlı olmadığını; gündelik dijital hayatın merkezindeki büyük platformlarla ilgili olduğunu gösteriyor. Bu noktada yapay zekâ destekli yönlendirmeleri, uygulama içi aldatıcı reklamları ve çocukları farklı risk alanlarına taşıyan ticari akışları da ayrıca dikkate almak gerekiyor. Sosyal medya şirketlerine dönük düzenleme talep edilirken yapay zekânın rolü ve etkisi de unutulmamalıdır.

Son araştırmalar ve uluslararası düzenleyici eğilimler, çocuk güvenliği meselesinin artık yalnızca “zararlı içeriğe erişim”, “ekran süresi” ya da “yaş sınırı” başlıklarıyla açıklanamayacağını göstermektedir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi’nin çocukların çevrim içi güvenliğine ilişkin yeni rehberi, devletlerin çocukları korumak için sadece platformlara erişimi sınırlamakla yetinmemesi; platformların iş modelini, veri toplama pratiklerini, algoritmik öneri sistemlerini, bağımlılık üreten tasarım özelliklerini ve çocuklara yönelik ticari hedefleme mekanizmalarını da denetlemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bu yaklaşım, Ofcom’un bulgularıyla birlikte okunduğunda daha somut hâle gelmektedir: Çocuklar zararlı içerikle çoğu zaman bilinçli arama sonucu değil; kişiselleştirilmiş akışlar, öneri sistemleri, otomatik oynatma, sonsuz kaydırma ve bildirim döngüleri üzerinden karşılaşmaktadır. Üstelik üretken yapay zekânın çocukların dijital hayatına girmesiyle birlikte mesele daha karmaşık bir boyuta taşınmaktadır. Artık çocuk yalnızca sosyal medya akışının hedefi değildir; yapay zekâ sohbet sistemleri, öneri motorları, oyun içi algoritmalar, uygulama içi reklamlar ve kişiselleştirilmiş dijital ortamlar tarafından sürekli ölçülen, sınıflandırılan ve yönlendirilen bir kullanıcıya dönüşmektedir.

Bu nedenle Türkiye’nin yeni sosyal medya düzenlemesi yalnızca 15 yaş altına erişim sınırlaması veya yaş doğrulama yükümlülüğü olarak uygulanırsa eksik kalır. Asıl yapılması gereken, çocukların bu platformlarda yaşadığı deneyimi baştan sona denetlemektir: Hangi içerikler hangi davranışsal verilere göre öneriliyor, hangi yapay zekâ araçları çocuklarla etkileşime giriyor, hangi bildirimler çocuğu tekrar platforma çağırıyor, hangi reklam ve ticari akışlar çocukları riskli alanlara taşıyor, hangi platform tasarımları bağımlılık döngüsü üretiyor?

Çocuğun dijital güvenliği, bundan sonra yalnızca ailelerin ekran süresi uyarısına bırakılamaz. Bu mesele, çocuk hakları, kamusal sağlık, bilişsel güvenlik ve Türkiye’nin dijital egemenlik kapasitesiyle birlikte düşünülmelidir. Çünkü çocukları gerçekten korumak, onları yalnızca zararlı içerikten uzak tutmak değil; zararlı içeriği, bağımlılığı, manipülasyonu ve ticari hedeflemeyi çocuğun önüne taşıyan algoritmik mimariyi sınırlandırmak demektir.

Raporun Türkiye açısından en kritik değerlendirmelerinden biri TikTok ve YouTube’a ilişkindir. Ofcom’a göre TikTok ve YouTube, çocukların içerik akışlarını daha güvenli hâle getirmek için herhangi bir önemli değişiklik taahhüdünde bulunmadı; aksine mevcut akışlarının çocuklar için zaten güvenli olduğunu savundu. Ofcom, bu iki platformun algoritmaya ve öneriye dayalı içerik akışlarını çocuklar için nasıl güvenli hâle getireceklerini ortaya koyamadığını belirtti. Türkiye benzer bir sorunla karşılaştığında TikTok ve YouTube’un benzer bir cevap vermesi mümkündür. Bu nedenle hazırlık bugünden yapılmalıdır.

Bu tavır, Türkiye açısından özellikle dikkate alınmalıdır. Çünkü sosyal medya şirketleri çoğu zaman mevcut araçlarını, ebeveyn kontrol panellerini veya içerik politikalarını “yeterli güvenlik” kanıtı gibi sunmaktadır. Oysa Ofcom’un tespiti, platformların kendi beyanları ile çocukların yaşadığı deneyim arasında ciddi bir fark olabileceğini gösteriyor. Platformlar, kendi sorumluluklarını yerine getirmek yerine, platform içine koydukları sınırlı kontrol panellerini çözüm gibi sunabilmekte ve gerekli tedbirleri yeterince almamaktadır. Türkiye’de de benzer bir süreç yaşanacaktır. Bu nedenle özellikle YouTube ve TikTok’tan yalnızca genel güvenlik açıklamaları değil; çocuklara sunulan akışların nasıl çalıştığını, hangi içeriklerin hangi gerekçeyle önerildiğini ve zararlı içeriklerin hangi teknik önlemlerle dışlandığını gösteren denetlenebilir belgeler istenmelidir. Algoritma şeffaf biçimde ortaya konmalı, çocukların kişisel deneyimleri de merkeze alınmalıdır.

Ofcom raporunun en güçlü tespitlerinden biri de şudur: Zararlı içerik çocuklara tavsiye edildiğinde, bu çocuğun seçimiyle değil, platformun tasarımıyla olmaktadır. Bu tespit, sosyal medya düzenlemelerinde yeni dönemin ana ilkesine işaret etmektedir. Çocuk zararlı içeriğe sadece kendi aramasıyla veya bilinçli tercihiyle ulaşmamaktadır; çoğu zaman algoritmik akış, öneri sistemi ve platformun etkileşimi büyütmeye dönük tasarımı çocuğu o içeriğin karşısına çıkarmaktadır.

Bu nedenle mesele yalnızca zararlı içeriğin mevcudiyeti değildir; platformun çocuğu hangi içeriklere, hangi yoğunlukta, hangi ticari mantıkla ve hangi algoritmik akışla yönlendirdiğidir. Kumar, bahis, pornografik içerik, şiddet, alkol, kendine zarar verme ya da aldatıcı reklam gibi risklerin çocukların karşısına çıkması tesadüf değildir. Burada doğrudan platform mimarisi ve denetim sorumluluğu ortaya çıkmaktadır. TikTok’a ve diğer sosyal medya şirketlerine açılan davalar da çocukları ekrana hapseden ve algoritmik bağımlılık üreten platform mimarisinin artık sadece akademik değil, hukuki bir tartışma konusu hâline geldiğini göstermektedir.

Burada algoritmanın nasıl çalıştığını daha açık ifade etmek gerekir. Sosyal medya algoritması yalnızca içerikleri sıralayan teknik bir araç değildir. Bu sistem, kullanıcının dikkatini ekranda tutmak için davranışlarından sürekli öğrenir. Neyi ne kadar izlediğini, nerede durduğunu, neyi tekrar açtığını, beğendiğini, yorumladığını ve paylaştığını takip eder. Kaydırma hızını, arama geçmişini ve benzer kullanıcıların davranışlarını da değerlendirir. Bu sistemin temel hedefi çoğu zaman “doğru”, “faydalı” veya “çocuk için iyi” olanı göstermek değil; kullanıcının platformda kalma süresini ve etkileşimini artırmaktır. Çocuk, bu yapının içinde çoğu zaman örümcek ağına yakalanmış gibi ekranın içinde tutulmakta; sonsuz akış, sonsuz kaydırma ve otomatik önerilerle ekrandan çıkması zorlaştırılmaktadır.

Türkiye’de bu tartışma hem hukuki hem de insan merkezli teknoloji meselesidir. Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar’ın sosyal medya ve video platformlarının temel algoritmalarının kullanıcıya doğruyu ya da faydalıyı göstermek üzere tasarlanmadığı; arka planda çalışan yapay zekânın nörolojik zaafları analiz ederek dopamin salgısını tetikleyecek ve kullanıcıyı ekranda daha fazla tutacak “öfke, hedonizm ve korku” temelli içerikleri optimize ettiği yönündeki vurgusu, Ofcom raporunun teknik tespitleriyle aynı bakış açısında durmaktadır.

Bu nedenle sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, bildirim döngüleri, beğeni mekanizmaları, kişiselleştirilmiş öneriler ve “bir video daha” mantığı özel olarak ele alınmalıdır. Bunlar nötr teknik özellikler değildir. Çocuk ve ergen beyninde kişisel denetim, risk değerlendirme ve dürtü kontrolü gelişmeye devam ederken, sosyal ödüle duyarlılık yüksektir. Son dönemde sosyal medya ile ilgili yapılan çalışmalar da sosyal medya etkisinin yalnızca kullanım süresiyle değil, platform özellikleri ve ikna edici tasarım stratejileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Çocukları uygulamada daha uzun tutmak ve davranışlarını yönlendirmek için kullanılan tasarımlar, onların sosyal, zihinsel ve fiziksel gelişimini doğrudan etkileyebilir.

Türkiye bu noktada Ofcom’un deneyiminden hareketle, yasanın yürürlük tarihini beklemeden büyük platformlara açık sorular ve talepler yöneltmelidir. YouTube, TikTok, Instagram, Facebook ve Snapchat gibi çocukların yoğun kullandığı platformlardan çocuk güvenliği uyum planı talep edilmelidir. Bu planlarda yaş doğrulama, çocuklara özel akış, zararlı içerik önerilerinin engellenmesi, yabancı yetişkinlerle temasın sınırlandırılması, reklam ve veri toplama politikaları, yapay zekâ araçları, ürün güncellemeleri ve bağımlılık üreten tasarım unsurları ayrı ayrı açıklanmalıdır.

Türkiye’nin bu şirketlerden isteyeceği cevaplar sadece genel iyi niyet beyanı olmamalıdır. Platformlar, çocuklara hangi içeriği hangi ölçütlerle önerdiklerini, öneri sistemlerinin hangi davranışsal verileri kullandığını, zararlı içerikleri çocukların akışlarından nasıl dışladığını, yaş doğrulama sistemlerinin ne kadar etkili olduğunu ve çocuk hesaplarını tespit etmek için hangi teknolojileri kullandığını açıklamalıdır. Gerekirse bağımsız teknik inceleme, uzman raporu, algoritmik denetim ve düzenli şeffaflık raporlaması zorunlu hâle getirilmelidir.

Türkiye’nin önündeki geçiş süresi bu bakımdan stratejik bir fırsattır. Bu dönemde platformlara açık yükümlülük takvimi çıkarılmalı, çocuk güvenliği uyum planları istenmeli, Türkiye’ye özgü çocuk kullanıcı riskleri analiz edilmeli, YouTube ve TikTok başta olmak üzere büyük platformların tavsiye ve öneri sistemleri denetlenmeli ve çocuklara sunulacak ayrıştırılmış hizmetin yalnızca içerik filtresi değil, bütün platform deneyimini kapsayan bir güvenlik mimarisi olması sağlanmalıdır.

Sonuç olarak Ofcom raporu Türkiye için dışarıdan izlenecek bir örnek olmanın yanı sıra uygulanabilir bir yol haritasıdır. Raporda dikkat edilecek temel hususlar şöyle özetlenebilir: Çocukları tehdit eden şey sadece zararlı içerik değildir; zararlı içeriği çocuğun önüne taşıyan algoritmik sistemdir. Türkiye’nin önündeki yeni eşik de budur: Çocuğu yalnızca içerikten değil, içeriği çocuğun önüne taşıyan algoritmik sistemden korumak. Çünkü bu sorunun cevabı gecikirse, çocuklarımızı aile, okul ve toplum değil; küresel platformlar, ekranlar ve algoritmalar şekillendirecektir.

Türkiye’nin buna tahammülü yoktur.

İlgili devam yazısı: Yaş sınırı yetmez, algoritma da denetlenmeli →

İlgili kamuya açık politika çağrısı: Türkiye’ye Ofcom dersleri →

İlgili tarihli analiz: Algoritmik tasarım ve çocukluk hakkı →

Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.

Sayaç ve gizlilik

Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.

Ana SayfaBütün yayınlar →
Dr. Muhammed Ersin TOY

Medya, iletişim ve kültür üzerine yazılar ve araştırmalar.

Yazar hakkında →