← Makaleler

Makaleler Yapay zekâ ·

Yapay zekânın üçüncü kırılması: Kültürel hegemonya

Dr. Muhammed Ersin TOY

Konu ve bağlam

Fransa ve Güney Kore’nin öncülük ettiği Lumière Bildirisi, dijital ortamda kültürel eserlerin üretilmesi kadar bulunabilmesini ve izleyiciye ulaşmasını da gündeme taşıyor. Buradan hareketle yapay zekânın hangi kültürleri, eserleri ve kaynakları görünür kıldığına ilişkin güç mücadelesini ele alıyorum.

İsrail’in yapay zekâ kullanımına ilişkin cümlede yazarın 18 Eylül 2026’da Yeni Şafak’ta yayımlanan metni esas alınmıştır.

Bu yazıda · Bölümlere git

Yapay zekâ hayatımıza epey önce girmiş olabilir; ancak etkilerini bugün çok daha yoğun ve somut biçimde hissediyoruz. Daha önce yapay zekânın medyada büyük bir kırılmayı tetiklediğini, haber kuruluşuyla okur arasındaki ilişkiyi değiştirdiğini yazmıştık. Arama motorunun kullanıcıyı kaynağa götürdüğü düzenden, yapay zekânın cevabı doğrudan kullanıcıya sunduğu yeni bir yapıya geçiyoruz.

Ardından çocukları korumak için yalnız yaş sınırının yeterli olmadığını; algoritmaların, sonsuz akışın ve platform mimarisinin de düzenlenmesi gerektiğini söyledik. Yapay zekâyla birlikte bu mesele daha da derinleşti. Çünkü çocuk artık yalnız ekrana bakmıyor; ekranla konuşuyor, soru soruyor, tavsiye alıyor ve kimi zaman kaygılarını onunla paylaşıyor. Bu nedenle çocukları koruyacaksak yapay zekâyı da düzenlememiz gerekiyor. Batı bugün bunu tartışıyor. New York City, 2026-2027 eğitim yılında 2 yaşından 8. sınıfa kadar öğrencilerin doğrudan kullandığı üretken yapay zekâ araçları için bir yıllık geçici durdurma ilan etti. Lise düzeyinde ise yapay zekânın yalnız sınırlı, denetimli ve onaylanmış programlarla kullanılmasına izin veriliyor. Bu karar tartışmanın artık yalnız ekran süresinden değil, çocuğun düşünme faaliyetinde yapay zekânın ne kadar yer alacağından geçtiğini gösteriyor.

Şimdi üçüncü kırılmaya geliyoruz.

Yapay zekâ medya ile okur, çocuk ile bilgi arasındaki ilişkiyi nasıl dönüştürüyorsa, aynı dönüşüm kültürel hegemonya alanında da yaşanıyor.

Yapay zekâ, hangi kültürün ve bakış açısının daha fazla insana ulaşacağını belirleyen başlıca aracılardan biri hâline gelebilir.

Bir içerik yapay zekâ tarafından sürekli öneriliyor, tavsiye ediliyor ve farklı soruların cevabına dönüşüyorsa o içerik daha fazla görünürlük kazanabilir ve yeni izleyicilere ulaşabilir. Buna karşılık bir eser yapay zekâ sistemlerinin kaynak ve tavsiye düzeninde yeterince yer bulamıyor, uygun sorularla ilişkilendirilmiyor ve cevap sistemlerinde görünür hâle gelmiyorsa kültürel dolaşımı da giderek daralabilir.

Başka bir ifadeyle yapay zekâ, yalnızca bir kültürel eserin üretilmesini etkilemiyor. Eserin nasıl yayıldığı, kimlerin karşısına çıktığı ve hangi sorulara cevap olarak sunulduğu üzerinde de belirleyici olmaya başlıyor. Bu durum yapay zekânın sahipleri tarafından manipüle edilip bir kültürel hegemonya savaşı üzerinden bilinç savaşının merkezi olarak konumlandırılabilir.

Nihayetinde İsrail 7 Ekim 2023'ten sonra Gazze'deki soykırımı meşrulaştırmak, anlatıyı kontrol etmek için bir medya doktrini kurdu. Bu doktrinde yapay zekânın verdiği cevapları dahi İsrail lehine oluşturmak ve Filistin aleyhine inşa etmek de vardı. Aynı şekilde İsrail, yapay zekâ üzerinden yürüttüğü bu etkileme yöntemlerini Türk içeriklerini veya Filistin lehine içerikleri görünmez kılmak için de kullanabilir.

Buradaki temel mesele şudur: Kültürel hegemonya mücadelesi artık yalnız insanların hangi içeriği gördüğü üzerinden yürümeyecek. Yapay zekânın hangi kaynaklara eriştiği, hangi içeriği öne çıkardığı, hangi anlatıyı güvenilir kabul ettiği ve hangi cevabı oluşturduğu da bu mücadelenin parçasına dönüşebilir.

Asıl konuya dönecek olursak, özetle, bir dizi, film veya belgeselin yalnız üretilmesi, bir platformun kataloğuna girmesi ya da internette bulunması artık yeterli olmayabilir. O eserin yapay zekâ sistemlerinin erişebildiği güvenilir kaynaklarda doğru biçimde tanımlanması, doğru bağlama yerleştirilmesi, uygun sorularla ilişkilendirilmesi, hatırlanması ve tavsiye edilmesi giderek daha önemli hâle geliyor.

Yapay zekânın cevap düzeninde yeterince yer bulamayan bir kültürel içeriğin görünürlüğü ve dolaşımı ciddi biçimde daralabilir.

Bu nedenle yeni dönemde kültürel dağıtım yalnız televizyon kanalı, sinema salonu veya dijital platform üzerinden gerçekleşmiyor; yapay zekânın oluşturduğu cevap ve tavsiye düzeni de kültürel dolaşımın yeni katmanlarından biri hâline geliyor.

Yapay zekânın yarattığı bu üç kırılmanın özü aslında aynı:

Yapay zekâ artık kullanıcıyla, okuyucuyla, izleyiciyle ve araştırmacıyla çoğu zaman kaynaktan önce karşılaşıyor.

Haber kuruluşuyla okur, çocukla bilgi, kültürel eserle izleyici arasına yeni bir aracılık katmanı yerleşiyor. Kaynağa ulaşmadan önce yapay zekânın verdiği cevapla, yaptığı seçimle, hazırladığı özetle veya sunduğu tavsiyeyle karşılaşıyoruz.

Bu nedenle yapay zekâ bugün yalnız bir üretim aracı değildir. Arama, seçme, sınıflandırma, özetleme ve tavsiye işlevlerini aynı yerde birleştirerek yeni bir medya ve bilgi aracılığı sistemine dönüşüyor. İlk kırılmada haberin ekonomik dolaşımına, ikinci kırılmada çocuğun bilgi ve danışma ilişkisine, üçüncü kırılmada ise kültürel ürünün görünürlüğüne ve dolaşımına yerleşiyor.

Üçünde de değişen şey aynı: Aracılık gücü el değiştiriyor. Büyük bir kırılma yaşanıyor.

Artık yalnız medyada yapay zekâyı değil, yapay zekânın içindeki medyayı konuşacağız.

KATALOG EGEMENLİĞİNDEN CEVAP EGEMENLİĞİNE GEÇİYORUZ.

Buraya kadar tartıştığımız meseleler bizi Lumière Bildirisi'ne getiriyor. Yapay zekânın üçüncü kırılması olarak tarif ettiğim kültürel aracılık meselesi, Lumière ile birlikte uluslararası kültür politikasının da doğrudan gündemine girmiş durumda. Çünkü yapay zekâ sistemlerinin hangi kaynakları kullandığı, hangi eserleri bulduğu, nasıl ilişkilendirdiği ve neyi tavsiye ettiği kültürel görünürlüğün yeni belirleyicilerinden biri hâline geliyor.

Belirli kaynakların, eserlerin ve anlatıların sürekli öne çıktığı bir bilgi düzeni ise kültürel hegemonya mücadelesinin yeni alanlarından birine dönüşebilir.

Yapay zekâ sistemleri bazı dizi, film ve kültürel içerikleri daha görünür hâle getirebilir, onları bir sorunun cevabına dönüştürebilir; bazı eserler ise kaynaklarda, kataloglarda veya tavsiye sistemlerinde daha zayıf temsil edildikleri için geri planda kalabilir.

Fransa ve Güney Kore’nin öncülük ettiği Lumière süreci, bu yeni sorunlara ortak ilkelerle cevap arıyor. Eser üretimini, eserlerin izleyici tarafından bulunmasını, kültürel çeşitliliği ve yapay zekânın aracı rolünü birlikte ele alıyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung'ın eş başkanlığında 7 Eylül 2026'da Fransa'nın Saint-Paul-de-Vence kentinde düzenlenen Lumière Zirvesi, sinema ve hareketli görüntünün geleceğine adanan ilk uluslararası zirve olarak gerçekleştirildi. Beş kıtadan 65'ten fazla ülkeden 200'ü aşkın üst düzey katılımcının buluştuğu zirvenin ardından 120'den fazla imzacının benimsediği 15 ilkeli Lumière Bildirisi yayımlandı. Bildiri; yapay zekânın yaratım üzerindeki etkisinden fikrî mülkiyete, kültürel çeşitlilikten görüntü eğitimine ve eserlerin bulunabilirliğine kadar yeni dönemin temel meselelerini ortak bir yönetişim arayışı içinde ele aldı.

Bizim tartışmamız açısından en önemli başlıklardan biri bulunabilirlik.

Bildiri, içerik bolluğu çağında bir eserin yalnız üretilmesinin yeterli olmadığını; bulunmasının, dengeli biçimde dolaşıma girmesinin ve seyircisine ulaşmasının da üretimi kadar önemli hâle geldiğini ortaya koyuyor. Daha özerk görevler yerine getiren yapay zekâ sistemlerinin gelişmesiyle kültürel eserlere erişimin giderek bu sistemler üzerinden şekillenebileceğine de dikkat çekiyor.

Tam da burada kültürel hegemonya mücadelesinin alanı genişliyor. Yapay zekâ sistemlerinin seçme, sıralama, ilişkilendirme ve tavsiye etme gücü, kültürel eserlerin dolaşımı üzerinde yeni bir etki alanı oluşturuyor.

Bir eserin mevcut olmasıyla görünür olması, görünür olmasıyla tavsiye edilmesi, tavsiye edilmesiyle bir ülkeyi veya kültürü temsil eden referanslardan birine dönüşmesi artık aynı şey değil.

Bugün mesele yalnız hangi ülkenin daha fazla film, dizi veya kültürel içerik ürettiği değil; yapay zekânın hangi eseri bulduğu, hangi kültürü görünür kıldığı, hangi kaynağı referans aldığı ve kullanıcıya neyi tavsiye ettiği meselesidir.

Bu nedenle kültürel görünürlük artık yalnız üretim ve dağıtım kapasitesine bağlı değil. Yapay zekâ sistemlerinin beslendiği kaynaklar, veri alanları, arşivler, kataloglar ve güvenilir bilgi altyapıları da kültürel mücadelenin parçasına dönüşüyor.

Bir kültürün dijital ortamda bulunması ile yapay zekânın o kültürü güvenilir kaynaklardan tanıması, doğru bağlama yerleştirmesi ve uygun soruda hatırlaması aynı şey değil.

Buradaki kritik dönüşümü şöyle izah edebiliriz: Dijital platform döneminde mücadele büyük ölçüde katalogda bulunmak ve algoritmada görünür olmak üzerinden yürüyordu. Yapay zekâ döneminde ise buna yeni bir aşama ekleniyor:

Cevabın içine girebilmek.

Çünkü yapay zekâ yalnız içeriği sıralamıyor; onu açıklıyor, başka bilgilerle ilişkilendiriyor, belirli bir bağlama yerleştiriyor ve kullanıcıya tavsiye ediyor.

Lumière'nin ortaya koyduğu asıl eşiği şöyle dile getirebiliriz: Eseri üretmek yetmiyor; yeni aracılık düzeninde o eserin bulunması, doğru tanınması, doğru temsil edilmesi ve seyircisine ulaşması da kültürel egemenlik meselesine dönüşüyor. Yapay zekâ bu nedenle kültürel hegemonya mücadelesinin yeni aracılık alanlarından biri hâline geliyor. Fransa ve Güney Kore ise bu yeni aracılık düzeninin stratejik önemini ve doğurduğu riskleri şimdiden kültür politikasının gündemine taşımış durumda.

İSRAİL ÖRNEĞİ: ANLATI SAVAŞI YAPAY ZEKÂNIN KAYNAK DÜZENİNE TAŞINIYOR

İsrail, 7 Ekim'den sonra Gazze'deki soykırımla birlikte yoğun bir propaganda ve anlatı mücadelesi yürüttü.

Bu mücadelenin yeni boyutlarından biri, yalnız insanların gördüğü içeriği değil, yapay zekâ sistemlerinin erişebileceği dijital kaynak ortamını da etkilemeye yönelik girişimlerdir.

ABD Adalet Bakanlığına Yabancı Temsilciler Kayıt Yasası (FARA) kapsamında sunulan Clock Tower X belgelerinde arama görünürlüğünün artırılması, internet kaynaklarının çoğaltılması, arama ortamındaki değişikliklerin izlenmesi ve içerik stratejisinin buna göre uyarlanmasının yanında “GPT konuşmalarında çerçeveleme sonuçları” oluşturmaya yönelik çalışmalar da faaliyet alanları arasında yer alıyor.

İsrail Diaspora İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanlığı temsilcileri de Şubat 2026'da Knesset'te yapay zekâ sistemlerini etkilemeye yönelik çalışmalar yürüttüklerini açıkça anlattı. Bakanlık temsilcisi, UNRWA, 7 Ekim, Hamas belgeleri ve Birleşmiş Milletler raporları gibi başlıklarda bilgi yoğun internet siteleri oluşturduklarını, Grok'un bu kaynaklardan bazılarına atıf yapmaya başladığını belirterek yürüttükleri faaliyeti doğrudan “bilgi savaşı” olarak tanımladı.

Bu belgeler İsrail'in bugün Türk, Filistinli veya Müslüman kültürel içerikleri sistematik biçimde yapay zekâ cevaplarından da dışlayabileceğini gösteriyor. İsrail'in siyasi anlatı mücadelesini yapay zekânın beslendiği kaynak dünyasına taşıması, aynı iletişim yöntemlerinin gelecekte kültürel görünürlük alanında da kullanılabileceğini düşündüren stratejik bir risk ortaya çıkarıyor.

Bir Filistin belgeselinin, Türk dizisinin veya Türkiye'ye ilişkin güvenilir bir kaynağın yeterince bulunmaması, doğru bağlama yerleştirilmemesi ya da ilgili sorularda tavsiye edilmemesi kültürel dolaşımını zayıflatabilir. Buradaki mesele doğrudan sansür olmak zorunda değildir. Kaynakların erişilebilirliği, görünürlüğü, güvenilir kabul edilmesi ve yapay zekâ tarafından hangi bağlamda kullanıldığı da sonucu etkileyebilir.

Sosyal medya çağında anlatı mücadelesi büyük ölçüde insanların karşısına hangi içeriğin çıkarılacağı üzerinden yürüyordu. Yapay zekâ çağında mücadele bir adım geriye, cevabın beslendiği kaynak düzenine doğru ilerliyor.

Bu nedenle mesele yalnız kendi kültürümüzü yapay zekâya öğretmek değildir.

Başkalarının Türkiye'yi, Filistin'i ve İslam dünyasını yapay zekâya nasıl öğrettiğini de izlemek zorundayız.

Bu nedenle mesele Türkiye açısından daha da önemlidir. Türk dizileri 170'ten fazla ülkede 1 milyarı aşkın izleyiciye ulaşıyorsa artık şu soruyu da sormamız gerekiyor:

Bir milyardan fazla insana ulaşan bu kültürel etkinin yapay zekânın içindeki karşılığı nedir?

Bir yabancı kullanıcı Türkiye'yi anlamak için yapay zekâya başvurduğunda hangi Türk dizisi veya filmi karşısına çıkıyor? Osmanlı'yı sorduğunda cevap hangi kaynaklardan oluşturuluyor? Filistin'i sorduğunda hangi eserler hatırlanıyor, hangi kaynaklar referans alınıyor? Türkiye'ye ilişkin güvenilir kurumlar, üniversiteler, arşivler ve kültür kuruluşları yapay zekânın kaynak dünyasında ne ölçüde görünür?

Çünkü kültürel hegemonya mücadelesinin yeni sorusu yalnız hangi filmin üretildiği değildir; hangi filmin bulunduğu, hangi eserin hatırlandığı, hangi kaynağın güvenilir kabul edildiği ve hangi anlatının yapay zekânın cevabına girdiğidir.

Kültürün dolaşım kapısı değişirken anlatı mücadelesi de içeriğin dolaşımından, giderek cevabın beslendiği kaynak düzenine doğru taşınıyor.

Haksöz Haber · İktibas · 20.09.2026 →

Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.

Sayaç ve gizlilik

Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.

Ana SayfaBütün yayınlar →
Dr. Muhammed Ersin TOY

Medya, iletişim ve kültür üzerine yazılar ve araştırmalar.

Yazar hakkında →