Türkiye, Yetiştirdiği Suriyeli Nesli Kaybetmemelidir
Konu ve bağlam
Türkiye’de eğitim gören Suriyeli çocuk ve gençlerin bir bölümü, ülkelerine dönüşle birlikte yeni bir hayat kurmaya hazırlanıyor. Bu neslin dil, eğitim ve meslek birikiminin kaybolmaması için Türkiye ile bağlarını sürdürebilecek eğitim ve iş birliği yollarını tartışıyorum.

Türkiye, Yetiştirdiği Suriyeli Nesli Kaybetmemelidir
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı Devleti’nin tarihî, siyasi, askerî ve toplumsal mirası üzerinde yükselmiştir.
Elbette Cumhuriyet ile Osmanlı aynı siyasi yapı değildir. Ancak Türkiye, tarihi 1923’te başlayan, çevresindeki coğrafyayla bağı bulunmayan sıradan bir ulus devlet de değildir.
Biz bir imparatorluk bakiyesi ülkeyiz.
Devlet hafızamızda Balkanlar, Kafkasya, Suriye, Irak, Filistin, Libya, Kıbrıs ve Ege vardır. Bu coğrafyalarda yaşanan hiçbir büyük kırılma Türkiye’nin dışında kalmamaktadır.
Dolayısıyla Suriye’ye, Irak’a, Filistin’e, Kıbrıs’a ve Ege’ye yalnızca bugünün sınırları ve günlük siyasi gelişmeleri üzerinden bakamayız. Bu coğrafyaları tarihî belleğimizle, devlet tecrübemizle, imparatorluk kodlarımızla ve uzun vadeli bir kurmay akılla değerlendirmek zorundayız.
İmparatorluk kodu; geniş düşünmek, gelecek nesilleri hesaba katmak, insan yetiştirmenin, okul açmanın, dil öğretmenin, ticaret ve kültür ağı kurmanın en az askerî güç kadar önemli olduğunu bilmektir.
Bugün Suriye meselesine de bu genişlikte bakmalıyız.
Türkiye’de doğmuş, burada büyümüş, Türkçe öğrenmiş, Türk öğretmenlerden eğitim almış ve Türk eğitim sisteminin içinden geçmiş yüz binlerce Suriyeli çocuk bulunmaktadır.
Bu çocukların bir kısmı Suriye’yi hiç görmedi. Bir kısmı Suriye’den geldiğinde hatırlayamayacak kadar küçüktü. Bazıları Türkçeyi ana dili gibi konuşuyor, buna karşılık eğitim görebilecek düzeyde Arapça bilmiyor.
Şimdi biz, yıllarca eğitim verdiğimiz, dil öğrettiğimiz ve toplumsal hayatımızın içinde büyüttüğümüz bu çocuklarla ilişkimizin sınırı geçtikleri anda sona ermesini mi bekleyeceğiz?
Böyle bir yaklaşım devlet aklı değildir.
Çünkü mesele yalnızca Suriyeli çocuklara yardım etmek değildir.
Mesele, Türkiye’nin yetiştirdiği bir nesli kaybedip kaybetmemesidir.
Türkiye’de doğan, burada büyüyen ve eğitim alan her Suriyeli çocuk için bugünden bir gelecek planı hazırlanmalıdır. İlkokuldan liseye, üniversiteden meslek ve istihdama kadar bütün süreç yeniden düzenlenmelidir.
Türkiye’de eğitim gören Suriyeli gençler için, Türk öğrencilerin mevcut haklarını ve kontenjanlarını azaltmadan, ayrı ve ilave üniversite imkânları oluşturulmalıdır.
Bu imkânlar yalnızca milliyete dayalı bir ayrıcalık biçiminde değil; Türkiye’de geçirilen eğitim süresi, Türkçe yeterliliği, akademik başarı ve ekonomik ihtiyaç gibi açık ölçütlere göre düzenlenmelidir.
Tıp, mühendislik, öğretmenlik, hukuk, iletişim, tarım, şehircilik, kamu yönetimi ve uluslararası ticaret gibi alanlara öncelik verilmelidir.
Çünkü Suriye yeniden kurulacaksa öğretmene, doktora, mühendise, hukukçuya, gazeteciye, tüccara ve yöneticiye ihtiyaç duyacaktır.
Türkiye yıllardır içinde yaşattığı, dilini öğrettiği ve eğitim verdiği bu nesli neden Suriye’nin yeniden kuruluşunun merkezinde değerlendirmesin?
Bu gençler yalnızca tercüman veya ara eleman olarak düşünülmemelidir.
Yönetici, akademisyen, doktor, mühendis, öğretmen, gazeteci, iş insanı ve kanaat önderi olmalıdırlar.
Türkiye ile Suriye arasındaki ticareti, eğitimi, sağlığı, medyayı ve kültürel ilişkileri yöneten insanlar hâline gelebilirler.
Hem Türkçeyi hem Arapçayı bilen, hem Türkiye’yi hem Suriye toplumunu tanıyan bu büyüklükte başka bir insan kaynağını kısa sürede yetiştirmek mümkün değildir.
Türkiye’nin görevi, kendiliğinden oluşan bu bağı kaybetmemek ve kurumsallaştırmaktır.
Türk eğitim tecrübesini de Suriye’ye taşımalıyız. Halep’te, Şam’da ve diğer şehirlerde okullar, Türkçe öğretim merkezleri, meslek liseleri ve üniversite programları kurulmalıdır.
Bu kurumlar Suriye’nin dilini ve kimliğini yok saymamalı; Arapçayı korurken Türkçeyi güçlü bir ikinci eğitim ve meslek dili hâline getirmelidir.
Türkiye’de eğitim alan bir Suriyeli genç ülkesine döndüğünde, Türkiye ile hukuki, ekonomik ve akademik bağı sona ermemelidir.
Diplomalar karşılıklı tanınmalı; eğitim, çalışma, ticaret ve seyahat imkânları kolaylaştırılmalıdır. Bu amaçla bir Türkiye-Suriye Eğitim, Mezun ve İnsan Kaynağı Ağı kurulmalıdır.
Vatandaşlık meselesini de yüksek sesle ve soğukkanlı biçimde tartışmalıyız.
Türkiye’de doğmuş, burada büyümüş, Türkçe konuşan, eğitimini Türk okullarında almış ve hayatını Türkiye ile ilişkilendirmiş çocuklar için kademeli vatandaşlık, uzun süreli ikamet, çalışma izni veya özel hareketlilik hakkı gibi seçenekler neden konuşulmasın?
Bir çocuğu on yıl boyunca eğitip ona Türkçe öğretmek, ardından on sekiz yaşına geldiğinde “Artık bizim meselemiz değilsin” demek devlet aklı değildir.
Bu, yetiştirilen insanı ve oluşturulan bağı heba etmektir.
Gazi Mustafa Kemal’i yetiştiren kurmay akıl da Osmanlı Devleti’nin mekteplerinden, kurumlarından ve geniş coğrafya tecrübesinden çıkmıştı.
Bugün bizim de yeniden kurmay akılla düşünmemiz gerekiyor.
Büyük devlet yalnızca sınırlarını koruyan devlet değildir.
Büyük devlet; insan yetiştiren, okul kuran, güven oluşturan, dostluk geliştiren ve gelecek tasarlayan devlettir.
Cihan Salih’i artık Türkiye’den ayrı düşünemeyiz.
Türkiye’de doğan, burada büyüyen ve eğitim alan her Suriyeli çocuğu bizim çocuğumuz olarak görmeliyiz. Bu, onların Suriyeli kimliğini yok saymak değil; Türkiye’nin bu çocuklara karşı oluşan sorumluluğunu kabul etmektir.
Biz onları sahiplenmezsek başkaları sahiplenir.
Bizim okul açmadığımız yerde başkaları okul açar. Bizim burs vermediğimiz öğrenciye başkaları burs verir. Bizim bağ kurmadığımız gençlerle emperyal güçler kendi çıkarları doğrultusunda bağ kurar.
Türkiye’de yetişen Suriyeli nesil, Türkiye ile Suriye arasında kurulacak geleceğin en güçlü insan köprüsüdür.
Bu köprüyü yıkmak değil, korumak ve güçlendirmek zorundayız.
Kaynak gönderi
Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.