Türkiye’ye ders vermeden önce Gazze’nin hesabını verin
Konu ve bağlam
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Türkiye’de demokrasi ve ifade özgürlüğüne ilişkin bir soruya verdiği yanıt, bu yazının çıkış noktası. Basın ve protesto özgürlüğü vurgusunu, Gazze’de yaşananlar karşısında Batılı kurumların tutumuyla karşılaştırarak çifte standart eleştirimi ortaya koyuyorum.

Türkiye’ye ders vermeden önce Gazze’nin hesabını verin
Türkiye’ye yöneltilen demokrasi, basın özgürlüğü, insan hakları ve eşitlik eleştirileri, tek başına ele alındığında gazetecilik faaliyeti olarak görülebilir. Gazeteci elbette soru sorar; devletler, kurumlar ve siyasetçiler de bu sorulara cevap verir. Ancak aynı kavramlar İsrail, Gazze, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa ülkeleri, Batı medyası ve dijital platformlar söz konusu olduğunda aynı açıklıkla gündeme getirilmiyorsa, burada artık ilke değil, iki yüzlülük ve çifte standart vardır.
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Mark Rutte’ye Ankara’daki zirve öncesinde Türkiye’deki gözaltılar, gazeteciler ve komedyen Deniz Göktaş üzerinden soru yöneltilmesi bu tartışmanın son örneklerinden biri oldu. Reuters’ın aktardığına göre Rutte, demokrasinin yalnızca seçimlerden ibaret olmadığını; protesto hakkı ve özgür basının da demokratik düzenin parçası olduğunu söyledi. Bu cümle kendi başına yanlış değildir. Asıl sorun, aynı cümlenin Netanyahu’ya, İsrail’i silahlandıran hükümetlere, Gazze’deki yıkımı destekleyen merkezlere, Batı medyasına ve Filistinli sesleri bastıran dijital platformlara aynı kararlılıkla yöneltilmemesidir.
Bugün sorulması gereken asıl soru şudur: İsrail, Gazze’de 73 binden fazla Filistinliyi öldürürken, 2 milyondan fazla insanı yerinden ederken ve Gazze’yi neredeyse bütünüyle yıkım coğrafyasına çevirirken bu saldırı düzenine kim destek verdi? Associated Press’in (AP) Temmuz 2026’da aktardığı Gazze Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de 73 binden fazla Filistinli öldürüldü ve 2 milyondan fazla kişi yerinden edildi.
Yıkımın ölçeği yalnızca can kaybıyla sınırlı değildir. Dünya Bankası, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan Gazze Hasar ve İhtiyaç Değerlendirmesi’ne göre Gazze’nin toparlanma ve yeniden inşa ihtiyacı 10 yıl için 71,4 milyar dolar olarak hesaplandı. Fiziksel altyapı hasarı 35,2 milyar dolar, ekonomik ve sosyal kayıplar ise 22,7 milyar dolar olarak tahmin edildi. Bu tablo, Gazze’de yaşananların yalnızca savaş hasarı değil, toplumsal hayatı, şehir dokusunu ve gelecek imkânını hedef alan büyük bir yıkım olduğunu göstermektedir.
Bu yıkım yalnızca İsrail’in askerî saldırılarıyla açıklanamaz. ABD’nin askerî, diplomatik ve siyasi desteği; Avrupa ülkelerinin silah, teknoloji ve siyasi koruma ağları; Batı medyasının meşrulaştırıcı dili ve dijital platformların görünürlük rejimi bu tablonun parçasıdır. Brown Üniversitesi Costs of War projesine göre ABD, 7 Ekim 2023 ile Eylül 2025 arasında İsrail’e en az 21,7 milyar dolar askerî yardım sağladı; bu rakama ilerleyen yıllarda teslim edilecek silah ve hizmetler için taahhüt edilen on milyarlarca dolarlık silah satış anlaşmaları dahil değildir.
Hollanda örneği de Avrupa’nın bu sürecin dışında olmadığını gösterdi. Lahey Temyiz Mahkemesi, İsrail’e F-35 savaş uçağı parçaları ihracatını durdurdu. Mahkeme, bu uçakların Gazze’de ciddi uluslararası insancıl hukuk ihlallerinde kullanılmasına ilişkin açık risk bulunduğunu kaydetti. Buna rağmen Avrupa’dan Türkiye’ye yönelen demokrasi ve insan hakları dili, İsrail’e verilen destek konusunda aynı açıklığı ve aynı sertliği göstermedi.
O hâlde Batılı gazetecilere açıkça sormak gerekir: Avrupa liderlerine Gazze’yi ne zaman sordunuz? ABD yönetimine basın özgürlüğünü ne zaman sordunuz? İsrail’i silahlandıran, koruyan ve siyasi kalkan sağlayan hükümetlere insan haklarını ne zaman hatırlattınız? Gazze’de öldürülen çocukların, gazetecilerin ve sivillerin hesabını hangi lidere sordunuz?
Gazze’de basın özgürlüğü artık soyut bir ilke değil, gazetecilerin hayatta kalma meselesidir. Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (CPJ) verilerine göre 25 Haziran 2026 itibarıyla, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de ve İsrail gözaltı merkezlerinde İsrail tarafından öldürülen gazeteci ve medya çalışanı sayısı 209’a ulaştı. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) ise Gazze’de İsrail ordusu tarafından öldürülen gazeteci sayısının 220’yi aştığını, bunların en az 70’inin mesleki faaliyeti nedeniyle öldürülmüş olabileceğini bildirmektedir.
Buna rağmen Batı medyasında aynı sertlikte bir yüzleşme görülmedi. Gazze’de gazeteciler öldürülürken, haberleşme altyapısı kesilirken, Filistinli tanıklıklar bastırılırken ve dünya hakikatten koparılırken “basın özgürlüğü” kavramı İsrail karşısında aynı gürlükte kullanılmadı. Türkiye’nin itirazı tam da burada haklıdır: Basın özgürlüğü yalnızca Türkiye’ye karşı hatırlanan bir kavram olamaz.
Üstelik İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaş artık yalnızca bomba, tank ve uçaklarla sınırlı değildir. Bu savaş aynı zamanda yapay zekâ, dijital komuta sistemleri, sosyal medya sansürü, görünürlük kontrolü ve medya çerçevelemesiyle yürütülmektedir. +972 Magazine ve Local Call, İsrail’in “Lavender” adlı yapay zekâ sistemini on binlerce Gazzeliyi şüpheli hedef olarak işaretlemek için kullandığını yazdı. The Guardian ise İsrail’in Tzayad adlı dijital komuta sisteminin, Elbit Systems verilerine göre 7 Ekim 2023 ile 2025 sonu arasında Gazze ve Lübnan’da yaklaşık 850 bin gerçek zamanlı potansiyel hedef belirlediğini aktardı. Elbit Systems daha sonra bu sayıların doğrulanmış hedef veya saldırı değil, sistem faaliyeti olduğunu açıkladı.
Bu tablo, Gazze’de insanların yanında hakikatin de hedef alındığını gösteriyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Meta’nın 7 Ekim’den sonra Instagram ve Facebook’ta Filistin’le ilgili içeriklere “sistematik sansür” uyguladığını belgeledi. Batılı büyük medya kuruluşlarında yayımlanan 14 binden fazla haberi inceleyen akademik çalışma da haber dilindeki farkları ortaya koydu. Çalışmaya göre İsrailli mağdurlar daha çok kişisel hikâyeleriyle anlatılırken Filistinli mağdurlar çoğu zaman isimsiz gruplar olarak sunuldu. Filistinli kayıplara ilişkin sayılarda da daha fazla kuşku uyandıran ifadeler kullanıldı.
O hâlde şu soruyu sormak zorundayız: Batı medyası, İsrail’in Gazze’deki soykırım suçlamalarını perdeleyen haber dilini, yapay zekâ destekli savaş teknolojilerini, sosyal medya sansürünü ve platformların Filistinli tanıklıkları görünmezleştiren politikalarını ne zaman sorguladı? Filistinli çocuklar sayılaştırılırken, İsrailli acılar insan hikâyeleri olarak anlatılırken, Gazze’nin sesi algoritmalarla, editoryal tercihlerle ve diplomatik dil oyunlarıyla bastırılırken hangi gazeteci kendi medya düzenine bu soruları sorabildi?
Amnesty International, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı soykırım işlediği ve işlemeye devam ettiği sonucuna vardı. Uluslararası Adalet Divanı (UAD), 24 Mayıs 2024 tarihli kararında İsrail’in Refah’taki askerî saldırısını durdurması gerektiğini belirtti. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) de 21 Kasım 2024’te Benjamin Netanyahu ve Yoav Gallant hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar iddiasıyla tutuklama kararı çıkardı. Buna rağmen Batılı liderler, İsrail’e yönelik siyasi, askerî ve diplomatik desteği kesmek yerine çoğu zaman kavramları eğip bükmeyi tercih etti.
Avrupa’nın kendi protesto sicili de bu iki yüzlülüğü açıkça göstermektedir. Reuters’a göre Amsterdam Üniversitesi’nde Filistin’e destek gösterileri polis müdahalesiyle dağıtıldı; polis buldozerle barikatları kaldırdı ve 169 kişiyi gözaltına aldı. Bir gün sonraki Reuters görüntülerinde çevik kuvvet polisinin protestoculara coplarla müdahale ettiği ve çok sayıda genç göstericiyi sürükleyerek alandan çıkardığı aktarıldı. Amnesty International’ın 21 Avrupa ülkesini inceleyen raporu da barışçıl protesto hakkının aşırı güç, keyfi gözaltılar, ayrımcı kısıtlamalar ve baskıcı uygulamalarla daraltıldığını belgeledi.
Peki bu çifte standardı kim sordu? Hollanda’da Filistin için yürüyen öğrencilere ne yapıldığını hangi gazeteci kendi başbakanına aynı sertlikle sordu? Avrupa üniversitelerinde Filistin’e destek veren öğrencilerin disiplin süreçleri, gözaltılar, polis müdahaleleri ve kampüs baskıları hangi Batılı liderin önüne insan hakları dosyası olarak konuldu? Üniversiteler tehdit edilirken, öğrenciler susturulurken, gösteriler bastırılırken Avrupa kendi demokrasi iddiasını hangi aynada sorguladı?
Bu nedenle mesele Türkiye’ye soru sorulması değildir. Mesele, aynı soruların İsrail’e, ABD’ye, Avrupa liderlerine, Batı medyasına, dijital platformlara ve silah tedarik zincirlerine sorulmamasıdır. Gazze’deki kan yalnızca İsrail’in elinde değildir; İsrail’i silahlandıranların, koruyanların, diplomatik olarak kollayanların, mağdurların sesini bastıranların ve ardından dünyaya insan hakları dersi vermeye kalkanların da sorumluluğu vardır.
Türkiye’ye insan hakları, eşitlik ve basın özgürlüğü üzerinden had bildirmeye çalışanların önce kendi ellerindeki kanın ve kendi siyasal iki yüzlülüklerinin hesabını vermesi gerekir. Gazze karşısında susanların, Filistinli gazeteciler öldürülürken basın özgürlüğünü hatırlamayanların, Avrupa’da Filistin protestoları bastırılırken protesto hakkını savunmayanların, sosyal medya ve yapay zekâ eliyle hakikatin üzeri örtülürken kendi medya düzenini sorgulamayanların Türkiye’ye bu soruları sorma ahlaki yetkisi yoktur.
Basın özgürlüğü önemlidir.
Demokrasi önemlidir.
İnsan hakları önemlidir.
Ancak bu kavramlar yalnızca Türkiye’ye karşı kullanılıp Gazze karşısında susuyorsa artık ilke değildir.
Güç aracıdır.
İki yüzlülüktür.
Çifte standarttır.
Türkiye’nin itirazı tam da bu noktada haklıdır. Türkiye, denetimden kaçtığı için değil; Batı’nın demokrasi, basın özgürlüğü ve insan hakları kavramlarını İsrail söz konusu olduğunda askıya alan iki yüzlü düzenini teşhir ettiği için hedef alınmaktadır.
Türkiye’ye ders vermeden önce Gazze’nin hesabını verin.
Basın özgürlüğünden söz etmeden önce İsrail’in öldürdüğü gazetecilerin hesabını verin.
İnsan haklarından söz etmeden önce enkaz altında kalan çocukların hesabını verin.
Eşitlikten söz etmeden önce medyanızın, platformlarınızın ve hükümetlerinizin görünmez kıldığı Filistinlilerin hesabını verin.
O zamana kadar Türkiye’ye bu soruları sorma haddiniz yoktur.
Kaynak gönderi
Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.