Habermas: Eleştirel Teorinin Değil, Siyonizmin Sesi
Konu ve bağlam
Jürgen Habermas’ın da imzaladığı 13 Kasım 2023 tarihli dayanışma bildirisi, İsrail’in askerî karşılığını ilke olarak meşru kabul eden bir çerçeve kuruyor. Bu metni, Habermas’ın eleştirel düşüncesi ve evrensel ahlak iddiasıyla ilişkisi üzerinden eleştiriyorum; aşağıdaki değerlendirmeler bildirinin tamamı değil, benim yorumumdur.

Habermas: Eleştirel Teorinin Değil, Siyonizmin Sesi
Jürgen Habermas, modern felsefenin ve sosyal teorinin en çok parlatılan isimlerinden biri olarak sunuldu. İletişim bilimleri, kamusal alan, demokrasi ve iletişimsel akıl tartışmalarında neredeyse her zaman önümüze çıkarıldı. Ancak 7 Ekim 2023’ten sonra aldığı pozisyon, onun düşünsel mirasını ağır biçimde tartışmalı hâle getirdi. Çünkü Habermas, Gazze’de yaşanan soykırım karşısında eleştirel teorinin dilini değil, İsrail lehine kurulan siyonist normatif çerçevenin dilini konuştu. Bana göre bu tutum, İsrail’in yürüttüğü soykırımı normalleştiren ve meşrulaştıran bir söyleme hizmet etti. Batı dünyasında Siyonizmin bu yıkımını haklı gösteren bir söyleme eklemlenerek hem kendi düşünsel mirasını inkâr etti hem de yıllarca savunduğu fikirlerin tam karşısında yer aldı. Bu değerlendirme, kendi imzasını taşıyan metne yönelik eleştirel yorumumdur; bildirinin açıkça soykırımı onayladığı anlamına gelmez.
1
Habermas, 13 Kasım 2023’te yayımlanan ortak bildiride İsrail’in saldırısını şu cümleyle tanımladı: “Prensipte meşru olan bu saldırının/misillemenin nasıl yürütüldüğü…” Metnin İngilizce aslında bu ifade şu şekilde yer aldı: “How this retaliation, which is justified in principle, is carried out…” https:// normativeorders.net/en/news/princi ples-of-solidarity-a-statement/ … Alıntının devamında bildiri, askerî harekâtın orantılı yürütülmesini, sivil kayıpların önlenmesini ve gelecekte barış imkânının gözetilmesini gerekli görüyor. Bu koşullar göz ardı edilemez. Benim eleştirim ise şu: İsrail’in askerî karşılığını baştan meşru kabul etmek, bu sınırlamalara rağmen Gazze’deki yıkımı meşrulaştıran bir çerçeve kuruyor. Uluslararası basın da bu metni tam bu şekilde okudu. Örneğin The Guardian, Habermas’ın “Bir daha asla” ilkesini Yahudi yaşamı ile İsrail’in var olma hakkının korunmasına bağladığını ve İsrail’in karşılığını “prensipte meşru” gördüğünü aktardı: https:// theguardian.com/world/2023/nov /22/israel-hamas-war-opens-up-german-debate-over-meaning-of-never-again … Bildiri, temel hakların herkes için geçerli olduğunu da belirtiyor; Araplara ve Müslümanlara soykırım yapılabileceğini söylemiyor. Benim itirazım, bu evrensellik iddiasına rağmen bir daha asla ilkesinin Filistinliler için aynı güçle savunulmadığıdır.
2
Habermas bununla da yetinmedi. Aynı metinde, İsrail’in eylemlerine soykırım niyeti atfedilmesine de açıkça karşı çıktı. Bildiride şu cümle yer aldı: “İsrail’in eylemlerine soykırım niyeti atfedildiğinde yargı ölçütleri tamamen kaymaktadır.” Metnin İngilizce aslında bu ifade şu şekilde geçmektedir: “The standards of judgement slip completely when genocidal intentions are attributed to Israel’s actions.” https:// normativeorders.net/en/news/princi ples-of-solidarity-a-statement/ …
Bu söz yalnızca siyasal bir tavır değildir. Aynı zamanda Gazze’de yaşananların hukuki, ahlaki ve tarihsel niteliğini tartışan dili daha en baştan daraltan bilinçli bir müdahaledir. Benim değerlendirmeme göre Habermas, soykırım niyeti atfedilmesine karşı çıkarak İsrail’e yöneltilen en ağır suç isnatlarının tartışılmasını da daraltmıştır. Çünkü ortada on binlerce sivilin öldürüldüğü, şehirlerin yıkıldığı, hastanelerin, okulların ve mülteci kamplarının vurulduğu bir tablo varken, soykırım niyeti atfedilmesini “yargı ölçütlerinin kayması” olarak değerlendirmek, bana göre hakikati tartışmanın dışına itmektedir. Bu yalnızca bir kavramsal itiraz değildir. Aynı zamanda sömürgeci şiddeti görünmez kılan, faili koruyan ve mağdurun yaşadığı yıkımı ikincilleştiren bir söylem operasyonudur.
3
Oysa mesele yalnızca belirli bir savaş anı değildir. Filistin’de yaşananlar bir günde başlamış münferit bir askerî tepki değildir. Bu, uzun yıllara yayılan işgalin, kuşatmanın, mülksüzleştirmenin, yerinden etmenin, ablukanın ve sistematik imhanın devamıdır. 7 Ekim’i tarihten koparıp tek başına ele almak, bu uzun tahakküm zincirini görünmez hâle getirir. Habermas’ın yaptığı tam da budur. İsrail’in şiddetini bağlamından kopararak tarihsiz bir güvenlik refleksi gibi sunmak, sömürgeci şiddetin sürekliliğini perdelemek demektir. İsrail-Filistin meselesi: 1917 Balfour Deklarasyonu 1948 Nakba 1967 işgal genişlemesi gibi tarihsel kırılmaların oluşturduğu uzun bir sömürgeleştirme sürecine dayanır. https:// britannica.com/event/Balfour- Declaration … https:// un.org/unispal/about- the-nakba/ …
4
Sonrasında Batı basınındaki haberlerin sunumuna bakıldığında da benzer bir tablo ortaya çıkmıştır. Haber dili çoğu zaman fail ile mağdur arasındaki güç dengesizliğini görünmez kılmıştır. İsrail’in saldırıları “misilleme”, “karşılık” ya da “çatışma” gibi nötrleştirici ifadelerle aktarılmış; böylece yapısal şiddetin üzeri örtülmüştür. Failin konumu bulanıklaştırılmış, mazlumun yaşadığı kitlesel yıkım ise güvenlik merkezli bir söylemin içine gömülmüştür. Böylece yalnızca savaş yürütülmemiş; aynı zamanda soykırımı meşru gösterecek bir dil de sistemli biçimde üretilmiştir. Habermas’ın cümlesi de tam bu meşruiyet üretiminin entelektüel ayağında durmaktadır.
5
Habermas’ın bu söylemine, genel olarak ahlaklı ve ilkeli entelektüeller de güçlü biçimde karşı çıktı. Örneğin yayımlanan akademik yanıt metninde Habermas’ın açıklamasının Filistinli sivillerin insan onurunu yeterince kapsamadığı vurgulandı. Eleştirinin özeti şuydu: İnsan onuru bölünemezdir. İsrail’deki Yahudi siviller için geçerli olan ahlaki ilke, Gazze’deki Filistinli siviller için de aynı güçle geçerli olmak zorundadır. https:// publicseminar.org/2023/11/a-resp onse-to-principles-of-solidarity-a-statement/ …
Başka bir ifadeyle: Filistinliler de insandır. Onlar da “bir daha asla” ilkesinin dışında bırakılamaz. Onlar da bir daha asla soykırımı hak etmez. İkinci büyük eleştiri ise Habermas’ın kendi teorisiyle çelişmesi üzerinden yükseldi. Habermas’ın iletişimsel akıl ve evrensel diyalog iddiasını İsrail-Filistin meselesinde uygulamadığı söylendi. Bu eleştiriye göre Habermas, kendi teorisinin evrenselliğini askıya alıyor; Almanya’nın tarihsel hafıza siyaseti içinden konuşuyor ve İsrail eleştirisinin alanını daraltıyordu. https:// newlinesmag.com/argument/juerg en-habermas-contradicts-his-own-ideas-when-it-comes-to-gaza …
Benim değerlendirmeme göre Habermas, 7 Ekim 2023’ten sonra İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırımı/vahşeti normalleştiren ve meşrulaştıran bir çizgiye yerleşmiştir. Oysa bir filozofun görevi, ezici güç üstünlüğüne sahip devlete ahlaki dayanak sağlamak değil; gücün, baskının ve yıkımın dilini sorgulamaktır. Habermas bunu yapmadı. Tam tersine, eleştirel teorinin en çok tahakküm karşısında işlemesi gereken anda siyonist aklının diline geçti. Bu yüzden onun Gazze sicili yalnızca politik bir hata değil, düşünsel mirası üzerinde ağır bir lekedir.
Kaynak gönderi
Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.