← SöyleX

Köşe Yazılarım Düşünce ve felsefe ·

Bugün en çok ihtiyacımız olan şey düşünmek

Dr. Muhammed Ersin TOY

Konu ve bağlam

Heidegger’in düşünmenin ancak düşünerek öğrenilebileceği yönündeki sözlerinden hareketle, bilgi sahibi olmakla onu gerçekten anlamak arasındaki farkı ele alıyorum. Hız, ekranlar ve tüketim baskısı içinde insanın kendi sorularını sorabilmesi ve üniversitenin bu düşünme alanını koruması üzerinde duruyorum.

Bugün en çok ihtiyacımız olan şey düşünmek tanıtım tasarımı
Yapay zekâyla üretilmiş kavramsal illüstrasyon; haber fotoğrafı değildir.

Bugün en çok ihtiyacımız olan şey düşünmek.

Düşünmenin ne olduğunu düşünerek bulabiliriz.

Heidegger’in söylediği gibi, “Düşünmenin ne demek olduğuna, kendimiz düşündüğümüzde ulaşabiliriz.” Çünkü düşünmek, dışarıdan seyredilen bir faaliyet değildir. İnsan düşünmeyi, düşünmenin kendisine girerek; yola çıkarak, yolda kalarak ve yolun açtığı hakikate sabrederek öğrenir.

Düşün çağında en çok düşüncesizlik içindeyiz.

Her şeyin hızlandığı, ölçüldüğü, pazarlandığı, tüketildiği ve görünür kılındığı bir çağda yaşıyoruz. Çok şey biliyoruz; fakat bilmek her zaman düşünmek değildir. Çok şey açıklıyoruz; fakat açıklamak her zaman anlamak değildir. Çok şey konuşuyoruz; fakat her söz düşüncenin kapısını açmaz.

Heidegger’in sarsıcı cümlesi tam da burada karşımıza çıkar:

“Düşündürücü çağımızda en-düşündürücü-olan, henüz düşünmüyor olmamızdır.”

Bugün insan, bilgiye boğulurken düşünceden uzaklaşabiliyor. Ekranlar, algoritmalar, piyasa dili, hız kültürü ve sürekli tüketim baskısı insanı kendi iç sesinden koparıyor. Düşünme, insanın kendisiyle, zamanı ile, varlığı ile ve hakikatle kurduğu sahici bağ olmaktan çıkıp çoğu zaman yalnızca kanaat üretmeye, tepki vermeye, yorum yapmaya indirgeniyor.

Çünkü kapitalizm en çok insanın özgünlüğünü yok ediyor.

Kapitalizm yalnızca emeği, zamanı ve dikkati sömürmüyor; insanın kendisi olma imkânını da aşındırıyor. İnsanı kendi varlığına, kendi sesine ve kendi derinliğine yabancılaştırıyor. Onu düşünen bir varlık olmaktan çıkarıp kitle toplumunun bir ürünü, bir nesnesi olarak inşa ediyor.

İnsan artık çoğu zaman kendi hakikatinden değil; piyasanın, kalabalığın, algoritmanın, modanın ve tüketim düzeninin içinden konuşuyor.

Oysa insan varlığına düşünerek atlamalı.

Bu atlayış, kuru bir zihin faaliyeti değildir. Bu, insanın kendi üzerine kapanması değil; kendi varlığına açılmasıdır. Heidegger’in “Düşünmenin kendisi bir yoldur” sözü burada anlam kazanır. Düşünmek, yolun kenarında durup yol hakkında konuşmak değildir. Düşünmek, yola çıkmak, yolda kalmak, yolu yol yapan adımları atmaktır.

İnsan bazen hakikate düz yollardan değil; tarladaki ayak izleri gibi yürüdükçe beliren patikalardan yaklaşır. Düşünmenin yolu da böyledir. Önceden tamamen çizilmiş, güvenli, asfaltlanmış bir güzergâh değildir. Yürüdükçe açılır. İnsan yolda değişir; yol da insanı değiştirir.

Heidegger’in “Bilim düşünmez” sözü de bu bağlamda anlaşılmalıdır. Bu söz bilimi küçümsemek için söylenmiş değildir. Bilim açıklar, ölçer, sınıflandırır, düzenler. Fakat düşünme yalnızca açıklamanın içinde kalmaz. Bilim varolanı inceler; düşünme, varlığın anlamına kulak verir. Bilim nesneyi önüne alır; düşünme insanı kendi varlığının huzuruna çıkarır.

Varlık ve Zaman’da açılan anlam ufku da bunu tamamlar. Anlam, eşyanın üzerine sonradan yapıştırılmış bir etiket değildir. İnsan dünyaya dışarıdan bakan soğuk ve nötr bir göz değildir. İnsan dünyanın içindedir; anlar, yorumlar, sözle açar ve anlamla var olur.

“Her türlü tefsir, anlama üzerine temellenir.”

“Söz anlaşılabilirliğin dile gelişidir.”

Demek ki düşünmek yalnızca bilmek değildir. Bilmek çoğu zaman bir şeyi nesne hâline getirir. Düşünmek ise insanın kendi varlığını da işin içine katar. Düşünen insan yalnızca dünyaya bakmaz; dünyayla birlikte kendisine de bakar.

İbrahim Kalın’ın Heidegger’in kulübesinden gördüğü hakikat de burada derinleşir. Asıl kriz, modern insanın çok az bilmesi değil; çok şey bilmesine rağmen Varlık meselesini unutmasıdır. Kalın’ın ifadesiyle, “Asıl derin kriz, Varlık meselesinin unutulmasıdır.”

Bugün üniversite, yalnızca diploma veren, meslek kazandıran, piyasaya insan yetiştiren bir kurum olamaz. Üniversite, insanın düşünmeyi öğrendiği, sormayı öğrendiği, anlamayı öğrendiği, kendi varlığıyla yüzleşmeyi öğrendiği yer olmalıdır.

Keşke her üniversite düşünmeyi, düşü, okulun konusu yapsa.

Düşünmekten bir rüyanın ruha dönmesi gibi insanın ruhuna elektrik gibi insanlığını getirdiği bir büyü doğar.

Çünkü düşünmek, insanın unuttuğu insanlığını yeniden hatırlamasıdır.

Bugün mesele daha çok bilgiye sahip olmak değildir.

Bugün mesele, bütün bu bilgi yığınının içinde yeniden düşünebilmektir.

En büyük eksiklik bilgi eksikliği değil; düşünmenin eksikliğidir.

En büyük yoksulluk malumat yoksulluğu değil; varlıkla bağını kaybetmiş insan yoksulluğudur.

Düşünmek, insanın kendi içine, kendi zamanına, kendi varlığına ve hakikate doğru attığı en sahici adımdır.

Ve belki de bugün en büyük özgürlük, bütün bu kalabalığın içinde insanın yeniden düşünebilmesidir.

Kaynak gönderi

Kaynak gönderiyi X’te aç →

Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.

Sayaç ve gizlilik

Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.

SöyleX’e dön →Ana SayfaBütün yayınlar →
Dr. Muhammed Ersin TOY

Medya, iletişim ve kültür üzerine yazılar ve araştırmalar.

Yazar hakkında →