← SöyleX

Köşe Yazılarım Algoritmaların şekillendirdiği çocukluk ·

Algoritmik çocukluk: Toplumlar kendi çocuklarını mı yetiştirecek, algoritmalar mı?

Dr. Muhammed Ersin TOY

Konu ve bağlam

Algoritmalar, çocukların ekranlarında hangi videoların ve fikirlerin tekrar tekrar karşılarına çıkacağını belirleyen seçme ve sıralama sistemleri. Aile ve okulun yanında bu sistemlerin de çocukların beğenilerini, değerlerini ve dünyayı anlamlandırma biçimlerini nasıl etkilediğini tartışıyorum.

Algoritmik çocukluk: Toplumlar kendi çocuklarını mı yetiştirecek, algoritmalar mı? tanıtım tasarımı
Yapay zekâyla üretilmiş kavramsal illüstrasyon; haber fotoğrafı değildir.

Bu yazıda · Bölümlere git

Algoritmik çocukluk: Toplumlar kendi çocuklarını mı yetiştirecek, algoritmalar mı?

Dijital platformların çocukların hayatındaki etkisi artık yalnızca ekran süresiyle açıklanamayacak bir boyuta ulaştı. Çocukları hâlâ aileler, okullar, arkadaş çevresi, kültür, din ve toplum yetiştiriyor. Ancak bu sürece, çocuğun neyi göreceğini, ne kadar süre göreceğini ve hangi içeriklerle tekrar tekrar karşılaşacağını belirleyen güçlü bir aktör daha katıldı: Dijital platformların algoritmaları.

Bu nedenle bugün tartışılması gereken temel mesele, çocukların telefon veya sosyal medya kullanıp kullanmaması değildir. Asıl mesele; çocukların dikkatini, zamanını, ilişkilerini, değerler dünyasını ve anlamlandırma biçimlerini etkileyen algoritmik ve ticari mimarinin hangi ölçütlerle çalıştığıdır.

Türkiye’deki veriler de bunun artık ikinci planda kalabilecek bir teknoloji tartışması olmadığını gösteriyor.

Çocukların gündelik hayatının önemli bir bölümü dijital ortamda geçiyor

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) 2026 yılı Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması’na göre 16-74 yaş grubunda internet kullanım oranı yüzde 92,3’e ulaştı. Bu oran 2025’te yüzde 90,9’du.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının açıkladığı “We Are Social 2026” verilerine göre Türkiye’de haftalık sosyal medya kullanım süresi 25 saat 4 dakikaya ulaşıyor. Bu, günde yaklaşık 3 saat 35 dakikalık kullanıma karşılık geliyor. Çevrim içi medyada geçirilen toplam süre ise haftada 41 saat 37 dakika.

Çocuklarda da oldukça yüksek bir dijital erişim söz konusu.

TÜİK’in 2024 Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması’na göre 6-15 yaş grubundaki çocukların yüzde 91,3’ü internet, yüzde 66,1’i sosyal medya kullanıyor. Sosyal medya kullanım oranı 6-10 yaş grubunda yüzde 53,5 iken 11-15 yaş grubunda yüzde 79’a yükseliyor.

Bir başka ifadeyle Türkiye’de 11-15 yaş grubundaki her beş çocuktan yaklaşık dördü sosyal medya kullanıyor.

Cep telefonu veya akıllı telefon kullanan çocukların oranı yüzde 76,1. Bu oran 11-15 yaş grubunda yüzde 86,2’ye çıkıyor.

Ancak burada yalnızca geçirilen süreye bakmak yeterli değil.

Düzenli akıllı telefon kullanan 11-15 yaş grubundaki çocukların yüzde 42,8’i telefonunu en az yarım saatte bir kontrol ediyor. Çocukların yüzde 34,4’ü ekran başında daha fazla kaldığı için daha az kitap okuduğunu, yüzde 33,3’ü daha az ders çalıştığını, yüzde 25,5’i ailesiyle daha az zaman geçirdiğini, yüzde 17,2’si ise daha az uyuduğunu belirtiyor.

Bu tablo, ekranın artık yalnızca boş zamanı dolduran bir araç olmadığını gösteriyor.

Dijital ortam; uyku, eğitim, aile ilişkileri, arkadaşlıklar ve çocuğun gündelik hayatıyla rekabet edebilen bir çevreye dönüşüyor.

Mesele yalnızca ekran süresi değil

Çocuk bir sosyal medya platformuna girdiğinde önüne gelişigüzel sıralanmış içerikler gelmiyor.

Ne gördüğü, hangi içeriğin ardından hangi içeriğin geldiği, hangi videonun daha görünür olduğu ve hangi içeriğin tekrar karşısına çıkarıldığı algoritmik sistemler tarafından belirleniyor.

Algoritma çocuğa doğrudan “Şöyle düşün.” demez.

Ancak neyi daha sık göreceğini etkileyebilir.

Hangi konunun önemli görüneceğini belirleyebilir.

Hangi yaşam biçimlerinin yaygın ve normal algılanacağını etkileyebilir.

Neyin güzel, başarılı, mutlu veya değerli olduğuna ilişkin tekrar eden bir görsel ve kültürel çevre oluşturabilir.

Algoritmik gücün önemli bir özelliği de burada ortaya çıkıyor:

Bu güç çoğu zaman bir emrin açıklığıyla değil, tekrarın sessizliğiyle işler.

Sürekli görülen şey daha yaygın, daha olağan ve zamanla daha arzu edilir görünebilir.

Bu nedenle çocuklarla ilgili dijital tartışmayı yalnızca “Günde kaç saat ekran?” sorusuna indirmek eksik kalıyor.

Asıl soru şudur:

O ekranın içinde çocuğa ne gösteriliyor, neden gösteriliyor ve bu sıralamaya kim karar veriyor?

Değerler paradigmasını kim kuruyor?

Bu noktada “değerler paradigması” kavramı önem kazanıyor.

Değerler paradigması, çocuğun neyi iyi, doğru, güzel, normal ve başarılı kabul ettiğini belirleyen ölçüler bütünüdür.

Çocuk güzelliği nasıl tanımlayacak?

Başarıyı neyle ölçecek?

Mutluluğu nerede arayacak?

İyi bir hayatı hangi ölçülere göre değerlendirecek?

Algoritma çocuğa doğrudan “Güzellik budur.” demeyebilir. Ancak belirli beden biçimlerini sürekli karşısına çıkarabilir.

“Başarı yalnızca para ve şöhrettir.” demez. Fakat lüks tüketim, gösteriş, popülerlik ve hızlı şöhret içeriklerini sürekli görünür kılabilir.

“Mutlu olmak için kusursuz görünmelisin.” demez. Ancak filtrelenmiş ve ideal hâle getirilmiş hayatları tekrar tekrar öne çıkarabilir.

Bu nedenle algoritmik sistemlerin çocuklar üzerindeki etkisi yalnızca içerik tüketimi değil, değer üretimi ve normalleştirme bakımından da ele alınmalıdır.

Türkiye’de 2026’da 9-10 yaşındaki 100 ilkokul çocuğuyla yapılan rol model araştırması bu ayrımı somutlaştıran dikkat çekici bir örnek sunuyor.

Çalışmada çocuklar aile üyelerini dürüstlük, şefkat, sorumluluk ve merhamet gibi ahlaki özelliklerle; YouTuber ve TikToker’ları ise görünüş, zenginlik, popülerlik ve eğlence gibi gösterisel ve arzusal özelliklerle ilişkilendirdi.

Bu araştırma bütün Türkiye çocuklarını temsil etmiyor. Ancak aile ile algoritmik şöhretin çocukların değer dünyasında farklı işlevler üstlenebildiğini göstermesi bakımından önemli.

Aile hâlâ “Nasıl iyi bir insan olunur?” sorusunun temel ahlaki merkezlerinden biri.

Algoritmik şöhret ise giderek “Nasıl görünür, zengin, güzel ve popüler olunur?” sorusunun rehberlerinden birine dönüşebiliyor.

Bu nedenle çocuklara iyilikle görünürlüğün, karakterle şöhretin aynı şey olmadığını yeniden anlatmak gerekiyor.

Çocuk özne mi, kullanıcı mı?

İkinci önemli kavram ise “insan tasavvuru”dur.

İnsanı nasıl gördüğümüz, dijital sistemleri nasıl tasarladığımızı da belirler.

Çocuk; hakları, özgür iradesi, gelişim ihtiyaçları ve onuru bulunan bir özne midir?

Yoksa davranışları ölçülebilen, sınıflandırılabilen, sonraki hareketi tahmin edilmeye çalışılan ve dikkati ekonomik değere dönüştürülebilen bir kullanıcı mıdır?

Platformların ekonomik modeli ikinci anlayışa yaklaştığında çocukluk da ticari bir insan tasavvurunun etkisine açık hâle gelir.

Çocuk yalnızca içerik izleyen kişi olmaktan çıkar.

Davranışı ölçülen bir kullanıcıya, dikkati için rekabet edilen bir hedef kitleye ve sonraki davranışı tahmin edilmeye çalışılan bir veri kaynağına dönüşebilir.

Tam da bu nedenle çocukların dijital güvenliği yalnızca zararlı içeriğin kaldırılmasıyla sağlanamaz.

Çocuğun dikkatini mümkün olduğunca uzun süre platformda tutmayı amaçlayan bir sistemle, çocuğun üstün yararını önceleyen bir sistem aynı mimariye sahip olamaz.

Teknolojiye karşı değil, çocuğun üstün yararından yana

Burada teknoloji karşıtlığı yapmak doğru değildir.

Dijital ortamlar çocuklara bilgiye ulaşma, yeni bir dil öğrenme, üretim yapma, yaratıcılığını geliştirme ve başkalarıyla bağlantı kurma imkânı sağlayabilir.

UNICEF’in 2026’da yedi ülkede 200’den fazla çocukla yaptığı görüşmeler de çocukların dijital dünyanın sunduğu fırsatların farkında olduğunu gösteriyor. Ancak aynı çocuklar dijital ortamların her zaman güvenli, adil ve kapsayıcı olmadığını da ifade ediyor.

UNICEF’in bu noktadaki yaklaşımı önemlidir:

Çocuklarla ilgili dijital politikalar yalnızca çocuklar için değil, çocuklarla birlikte hazırlanmalıdır.

Dolayısıyla doğru soru “Teknoloji olsun mu, olmasın mı?” değildir.

Doğru sorular şunlardır:

Teknoloji hangi değerlerle çalışacak?

Çocuğun üstün yararını mı önceleyecek, platformda geçirilen süreyi mi?

Çocuğun gelişimini mi destekleyecek, dikkatini mümkün olduğunca uzun süre tutmaya mı çalışacak?

Ailelerin ve toplumun değerleriyle çocukların karşılaştığı dijital çevre arasında nasıl bir denge kurulacak?

Çocukluk dijital egemenlik meselesidir

“Toplumlar kendi çocuklarını mı yetiştirecek, algoritmalar mı?” sorusu bu nedenle teknoloji karşıtlığı değildir.

Bu soru, çocukluk üzerinde kimin söz sahibi olacağıyla ilgilidir.

Çocuk elbette seçim yapmaya devam edecektir. Ancak seçim yaptığı çevre algoritmik olarak düzenlenebilir.

Bu nedenle çocukların dijital dünyası yalnızca ailelerin kişisel tercihlerine bırakılamayacak kadar önemli, yalnızca teknoloji şirketlerinin ticari kararlarına bırakılamayacak kadar stratejik bir alandır.

Türkiye açısından mesele; çocukların kültürel, zihinsel ve ahlaki gelişimini destekleyen, çocuğun üstün yararını merkeze alan bir dijital ekosistem kurabilmektir.

Bu noktada ailelerin dijital okuryazarlığının güçlendirilmesi, çocuklara yönelik algoritmik tavsiye sistemlerinin daha sıkı biçimde denetlenmesi, yaşa uygun tasarım ilkelerinin geliştirilmesi ve çocukların verilerinin ticari kullanımına ilişkin sınırların açık biçimde belirlenmesi önem taşıyor.

Çünkü çocukluk, şirketlerin kazançlarını artırmak için sınırsızca deney yapabileceği bir alan değildir.

Çocukları hâlâ aileler ve toplumlar yetiştiriyor. Ancak çocukların gördüğü dünyanın önemli bir bölümünü algoritmalar düzenliyorsa, artık yalnızca çocukların ne izlediğini değil, algoritmaların çocuklara nasıl bir dünya gösterdiğini de konuşmak zorundayız.

Kaynak gönderi

Kaynak gönderiyi X’te aç →

Kaynak: X →

Görüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.

Sayaç ve gizlilik

Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.

SöyleX’e dön →Ana SayfaBütün yayınlar →
Dr. Muhammed Ersin TOY

Medya, iletişim ve kültür üzerine yazılar ve araştırmalar.

Yazar hakkında →