İstanbul Ansiklopedisi: Kimlik anlatısının sınırları
X’teki yazar değerlendirmesi
Konu ve bağlam
9 Mayıs 2025 tarihli bu incelememde İstanbul Ansiklopedisi dizisinin kimlik, inanç ve kent hayatı arasındaki ilişkiyi nasıl kurduğunu değerlendiriyorum. Oyunculuklarını güçlü bulsam da başörtüsü ve aidiyet tartışmasını neden yüzeysel ve kalıplaşmış gördüğümü anlatıyorum.

İstanbul Ansiklopedisi’ni izledim ve büyük bir hayal kırıklığı yaşadım.
Netflix, “herkes kendinden bir şey bulsun” kaygısıyla neredeyse tüm sembollere aynı anda yüklenmiş: cami, kilise, başörtüsü, taşra-kent gerilimi, üniversite hayatı, ekonomik zorluk, bürokrasi, aşk, ihanet, kimlik bunalımı… Reşad Ekrem Koçu’nun yarım kalmış ansiklopedisine selam göndermeyi amaçlasa da dizi İstanbul’un zengin dokusunu derinleştirmek yerine bu başlıkların hepsini üst üste yığarak yüzeysel geçiyor; ortaya yarım ağız “Fransız bakışı” tadında, fazlasıyla seküler bir perspektif çıkıyor.
Merkezdeki Zehra’nın üniversitede dışlanmamak için başörtüsünü çıkarıp çıkarmamayı, dinini gizleyip gizlememeyi, gizlice namaz kılıp kilisede dua edip etmemeyi sorgulaması izleyiciye muhafazakâr kültürün sanki azınlık bir grup olduğunu ve İslami inanışın bu ülkede marjinal bir eylem olduğu kanısına itiyor. Sonrasında oldukça Seküler olan bilim kadını cerrahın (Nesrin) dizi boyunca “Türkiye’de yaşanmaz, Fransa’ya kaçmalıyım' duygusu tüm seyirciye aşılanıyor. Dizi dinî pratikleri daracık bir alana hapsediyor, toplumsal kutuplaşmayı tek açıklama gibi sunuyor; bu da istemeden de olsa din istismarına kapı aralıyor.
Taşra-kent gerilimi, Türkiye’de kadın olmanın güçlükleri, açık-kapalı kimlik çatışmaları gibi konulara kısmen dokunulsa da derinleşilemiyor. İstanbul’u fonda izlemek elbette keyifli; özellikle Nesrin’i canlandıran Canan Ergüder, mesleğinde başarılı olmasına rağmen kendini boğulmuş hissedip “nefes almak” için ülkeyi terk etmeye karar veren karakteriyle çok güçlü.
Ne var ki tam bu karakter üzerinden verilen “buradan kaç, kurtul” çağrısı dizinin popülist tonunu pekiştiriyor. Müjde Ar yine etkileyici, Pelin Batu da rolünde başarılı; buna karşın duygusal gerilimler çoğu zaman sebepsiz ve havada kalıyor. Üniversite gençliğinin sosyalleşmesi gerçeklikten uzak, muhafazakâr-seküler çatışması ise klişe bir popülizmle ele alınıyor. Sosyal medyada linç kültürünün yükselişini anlatış biçimi çarpıcı olsa da taşradan gelen bir genç kızın İstanbul’da başörtüsüyle var olamayacağını, inancından utanması gerektiğini ima eden mesaj rahatsız edici ve çağdışı.
Finalde Zehra’nın başörtüsünü çıkarıp saçlarını keserek “var olma” çabası, basit bir kimlik çatışmasının ötesinde “İstanbul’da dindar ve muhafazakâr bir genç kız barınamaz” alt metnini kalın çizgilerle yeniden üretiyor. Çeşitliliği anlatma iddiasıyla yola çıkan dizi, temaları abartılı biçimde üst üste bindirerek seyirciyi bunaltıyor; bir yanda cesur dokunuşlar, diğer yanda kendisini tekrarlayan popülizm. Son tahlilde dizinin verdiği ana mesaj, “Türkiye yaşanmaz, kurtuluş yurt dışında” fikri. Tam da bu nedenle İstanbul Ansiklopedisi benim için derin bir hayal kırıklığı oldu.
Popülizm, fikrin tükendiği yerde başlar; görünen o ki Netflix Türkiye’de kendini tüketmeye başladı. Başörtüsü meselesini bütün kutuplaşmaların merkezine yerleştirerek hem bu simgeyi marjinalleştiriyor hem de Türkiye’nin değişen sosyolojisini görmezden gelerek eski bir dünyanın klişelerine yaslanıyor.
Kaynak yayın
x.comGörüntülenme ve okuma bildirimi sayıları yalnızca site sahibine açıktır. “Okudum” düğmesiyle bu yazıyı okuduğunuzu bildirebilirsiniz.
Sayaç ve gizlilik
Yalnızca bu yazı için kayıt tutulur. Tekrarları azaltmak amacıyla tarayıcınızda yazıya özel rastgele bir işaret kullanılır. IP adresi, cihaz parmak izi veya üçüncü taraf takip aracı kullanılmaz. Do Not Track veya Global Privacy Control etkinse görüntülenme ve “Okudum” bildirimi kaydedilmez. Bu kayıtlar doğrulanmış tekil kişi veya tamamlanmış okuma ölçümü değildir.